Lobi Genel UcuzHikâyeler2

UcuzHikâyeler2

dirilten lezizceset Mart 8, 2012
UcuzHikâyeler2

BOZUKLUKLAR

“İlk aşama buydu işte: Güvenmek ve sözcüklerin ifade ettiği şeye inanmak, öğrenilmiş olan hareketleri bundan sonra işin içine sokmak.”

.Yves Simon, Okyanuslar, s.93.

Saat gece yarısını çoktan geçti. Şehirdeki kapılar kilitlendi. Tam bu sırada cebindeki bozuk paralarla oynamaya başladı. Böylece dünyadaki bütün bozulmuş şeyleri alabilecek, onlara yeni bir anlam yükleyip bozulmuş olmalarına rağmen yaşamalarına neden olabilecekti.

İşe nereden başlaması gerektiğini bilmiyordu. İlk sıraya neyi yerleştirmeliydi? Bozulmuş bir pikap, bozulmuş bir saat, bozulmuş bir çakmak ya da bozulmuş bir kapı kolu, bozulmuş bir musluk da olabilirdi. Herhangi bir şey, gereksizliğinden ötürü terk edilmiş nesnelerden herhangi biri. Nereden baþlayacaktı? Huzuru keşfedebilmek için bozulan her şeyi, sapa sağlam eski yerine koymak ne büyük bir saçmalıktı.

Bir odada, elleri ceplerinde, cebindeki bozuk paralarla oynamak ve olmayacak olanı hayal etmek. Mucizenin bir yerlerde saklandığına hiç şüphe yoktu. Cebindekiler içini ısıtmaya başlamıştı bile. Günlerdir evden çıkmamasının sebebi besbelli buydu.

Dışarı çıkmasına, mekânların içinde yer değiştiren insan konuşmalarına sesini katmasına gerek yoktu. Sesi, kendisinin duymak istediği sözcüklerle bulunduğu odanın içinde istediği kadar dolanabilirdi. Politik cümlelere, kurnazca akıl yürütmelere böylelikle gerek de kalmıyordu. Kurgulamaktan sıkılmıştı ve onun için her şeyi otomatizme bırakmıştı. Hiçbir şey, hiç kimse umrunda değildi. Gerçekliğini bozmak için kendisini uykusuz bırakıyor, uyku arası notlar alıyor, kafasını dumanlıyor ve yatağına uzanıyordu. Sıkıldığında yattığı yerden kalkıp bir başka yere oturuyordu. Cebindekileri şangırdatıp tekrar tekrar ellerini ısıtıyordu. Odanın üç metrelik alanında kendine özgü paralellikler yaratıyordu.

İçinde bulunduğu odaların kendisine ait olmadığını biliyordu.

Bazen piyanonun başına oturup belli aralıklarla hep aynı tuşa basıyordu. Bir do ya da bir sol. Bazense bir si. Notaların aralarında kalan boşluklar, uzun sessizliklere dönüşüyor, ona bambaşka kadınları hatırlatıyordu. Onları hatırlaması yeterliydi. Bu, yalnız ve kendine ait olmayı mutlak kılıyordu.

Çeşitli sözcük kırıntıları; bir kişinin çok sevildiğini ifade eden sözcükler, ayılmak için kalp kıranları ve bu şekilde özgürleşmek için kurulanları. Her nota arası sessizliği gibi boşluklar dolduruluyordu. Terleten kurgulamalar.

Kurgunun içinde kimliklerin pek bir önemi yoktu. Birden yüze kadar sayı saymaya benziyordu yaşamlar ve herhangi bir kadın sesi çekiciyse ona yaklaşıyordu. Sözcüklerin bitmesini beklemiyor, sesin kaynağı, bedenin derinliklerine inmek istiyordu. Ulaşmak, ne yazık ki ele geçirmekle bir tutuluyordu. Kalbin aradığı ritimler bir ele geçiriş düzensizliğini arıyordu. Girmek.

Bir kadının erkeği terk eden duyguları kadını var ederken; bir erkeği var eden içine girdiği kadın oluyordu. İronik bir uyumsuzluk, notalara bulaşan insan sesleri ya da müziğin matematiği… Ne fark eder!

Parmaklarının arasındaki bozuklukları şangırdattı. Dökülen şeylerin tuhaf bir sıcaklığı, insanın arzusunu arttıran tarafları vardı. Odaların sıcak ve soğuk tarafları. Özellikle erkeğin çeşit çeşit, birbirinden farklı döl yollarını aramasındaki şüphesiyle bir kadını anlamak neyi değiştirebilirdi ki?

Bir kadını anladığını sanmak bir erkek için hiçbir şeyi değiştirmez.

Bozukluklar şangırdadı.

Bir, gerçekçi ayrılık cümleleri istemiyordu. Çünkü hepsi önceden kurgulanmıştı. Geçmiş edinimler onu ilgilendirmiyordu. Böyle bir şey ne yeni, ne de yaratıcı, hareket dolu, adrenalin ve şehvet kokan bir yapıda değildi. Bir kadın çıplakken ve bacak bacağa atmaya yönelirken kendisini soymak, karşısındaki çıplaklıkla sıcağa yatmak istiyordu. Boşalırken ölmek.

İki, bencillik, egoizm ve narsizm gibi şeyler, kişiyi mutsuz veya yalnız yapmaz. Bu kalabalık bir yalnızlığa atılmış ilk adımdır. Aksine; kalabalıkla girişilen bir yalnızlık düellosunda, merminin hızı ve yapacakları kesindir. Atılan mermi sadece bir kalbi değil, kalpleri parçalamalıdır. Ancak bu şekilde arkasında asla unutulmayacak bir iz bırakabilir. Yüreğin üzerindeki yanık kokusu o kadar keskin ve erotiktir ki, bu zevk için aldatmanın çıplak yolları korkusuzca geçilir. Ölüm söz konusu olsa bile her ölüm artı bir bozukluk olarak cepte yerini alacaktır.

Bütün ahlak değerleri yıkılmalı, bütün kurallardan kurtulmalı, sapkınlıklarını bastıranlar yargılanmalıydı. İyilik hedefleri insanı özgürleştirmiyor, köleleştiriyordu. Acımasızlığın tahta geçmesinin tam zamanıdır. İyi kalplilik uğruna gerçekleştirilen dramatik yangınlar ancak bu şekilde söndürülebilinir. Ya da bırakın bütün erdemli kalpler orada cayır cayır yansın ve kokuları başımızı döndürsün.

Üç, bir erkek her şeyi sikinden anlar.

Böyle olması, ikimiz içinde en iyisi cümlelerinin karşılığı aslında bir kişinin kendi vicdanını kandırmasıdır. Güçsüzü acıma duygusu, aşkı boğar. Bunun bir gitme zamanı olarak hissedilmesi olağan üstüdür. Yakalanan ironik uyumsuzluk yitirilmiş ve güçsüz olan hep dinleme konumundadır.

Güçlü olan konuşurken kanatlanıp özgürleşir.

Güçlü olanın özgürlük uğruna giriştiği ve kendisini öne sürdüğü acımasız bir kırılganlıktır. “İkilik” yoktur ayrılık cümlelerinin içinde ve aranan bir olağanüstülükse; aşkın yalnızlığı içine çekmesinden ve onunla birlikte yaşamasından doğal ne olabilir?

İçindeki acımasızlıkla boşaldığını hatırladı. Cebe atılan her bozukluk, kaydedilen seslerin zayıflığı, erdem ve güç gösterisinin hüsranıydı. Aşkı geçmiş zamana yerleştiren her şarkı sözü gibi bulunduğumuz yer, kendimizi içimize kapattığımız odaydı. Bozukluklar şangırdar.

Bir anlığına kendini beyaz bir çölün ortasında, bedeni ve içi üşürken buldu. Kuzeyin ortasında, kutbun merkezinde. Kayıp düşeceğini bilerek beyaz buz tabakasının üzerinde koşturmaya başladı. Altında; kocaman, sessiz, güçlü ve asla sıcak olmayan bir okyanusun güveni vardı. Orada koştururken cebindeki bozuklukların dağılıp kaybolmasına, soğumasına, böylece tüm sözcüklerin unutulmasına izin verdi.

Rüzgarın sesi bile duyulmuyordu.

Pencerenin panjurunu indirdi. Hâlâ kaçıp kurtulmak istememesini geçmişine bağlayarak büyük bir hatanın altına imzasına atmaktan asla çekinmedi.

Yüzmekten korktu, bu yüzden kollukları vardı.

Denize açılmaktan korktu, bu yüzden hep kıyıdan balık tuttu.

Suyun üzerinde giden bir tekneye adımını atamadı, bu yüzden geri dönmek ya da ilerlemek gibi bir ikileme takılıp kalmadı.

Bekledi çünkü bir arada kalandı. Durakta bekleyen. Boş bir parkın banklarında oturan. Sürekli yalnızlığına yer değiştirten. Gece yarıları uyumayı bekleyen. Çift kişilik yatağa uzanıp tek kişilik hayaller kuran. Kavga ederken ilk yumrukla burnunun kanamasını bekleyen, gülümseyen ve saldıran. SALDIRGAN bir ruh. Buzun üzerinde koşturmaya çalışan adamla çelişip durdu.

Sonunda uykusuzluk sorunun sebebini buldu. Gecelerin değerlendirilmemesine katlanamıyordu. İnsanların karanlıkta yan yana yatarken uyuyor rolü yapmalarını çekilmez buluyordu. Çok sıkıcıydı ve o yalnızca bekliyordu. Bir dönme-dolaba binmek için önündekinin vazgeçmesini bekliyordu. Önündeki vazgeçmeze, kendisinin vazgeçeceğini haykırmak istiyordu. Şehri tepeden gören oyuncağa binse zirveye ulaştığında her şeyin kolaylaşacağını biliyordu. Sokakların akan ışıklarını görmesiyle, hiç tereddütsüz cebindeki bozukluklardan kurtulacaktı. Bozukluklar, boşluğa bırakıldıkça metalin metale çarpmasından yeni bir müziğin doğuşu şehre yayılacaktı. Çarpmadan doğan sesler, ona bir kez daha kadın duygularını çözmeye çalışmanın imkansızlığını hatırlatacaktı.

Belki çarpa çarpa boşluğa dahil olan her bozukluk, yüzündeki alaycı gülümsemenin sebebi olacak ve bir yandan da hatırlayacaktı. Aşkını büyük bir şehvetle kadınların içine yerleştirme tutkusunu. İstemeyi. İnlemelerinin çeşitliliğini. Her odanın kendisine özgü terlemesini, ter karışımlarından doğan kokularını.

Farklı anların yeni sevişme maceralarını hazırlamasını.

Girmeyi.

Kendisini düşüncelerine o kadar kaptırmıştı ki camdaki suratını gördüğünde, cama yumruk atmakta tereddüt etmedi. Ellerine baktı. Ellerindeki kan, kendi kanı gibi durmuyordu. Ruhunun kirlenmesinin ona zevk verdiğini anladı. Panjuru ise açmadı. Açsaydı, uzun zamandan sonra şehre ilk defa yağan kârı görecekti. İçindeki soğukluk şehrin içinde yeniden yerini bulacaktı. Kârın üzerine düşüp yayılan kanını çok erotik bulacaktı.

Olmadı. O, çarpma anının içinde yarattığı heyecanla uğraştı. Kalbinin kasılmaları. Göğüs kafesinin inip kalkmaları ve akciğerlerinin çaresizliği. Ciğerleri zayıf olduğu için hiçbir zaman yüzemedi. Yüzmek onu hep korkuttu. Onun için soğuk okyanusların üzerinde, kalın kalın buz tabakalarını aracı koyarak koşturuyordu. Karşılaştığı kadınların onunla birlikte yüzme isteklerini her seferinde reddediyordu. El ele. Kulaçlar olmadan, dalgalara sadece ayak çırpışlarıyla karşılık vermek, hiç kimseyi ufka taşıyacak güçte değildi.

Acımasızca kıyıya vurmayı beklersin…

Bunu düşünmek üzmedi onu. Kumsalda kumların üzerinde oturup beklemeye alışmak onu yormayacaktı. Deniz kabukları, küçük taşlar ve kıyaya tutunmuş kayalarla birlikte eskiyecek, ne bir sürgün, ne de bir gezgin olacaktı. Şehrin içinde kendisine ait bir bekleyen.

Sokağa çıkıp onun herhangi bir köşesinden dönse, ufka doğru uzanan bir deniz göremeyecekti. Sadece gökyüzünün karanlık derinliğine bakmakla yetinme zorunluluğu midesini bulandıracak, kayan bir yıldızın peşinden dilek dilemesini zorlaştıracak ve belki de cebindeki bozukluklarla bir inci tanesini satın alma ahmaklığına inanacaktı.

Ne de olsa o, yürüyen bir penisti. Kadınları anlamanın bir şeyi değiştirmeyeceğini bilir, sadece birlikte olma yalanının esrikliğine kapılırdı.

Bir vücudun üzerinde terlediğinde zevkten gözleri dolar, bedenindeki tuz miktarı dengesizliğinin nasıl bir karmaşaya yol açacağını düşünür ve düşüncesine gülerdi. Eminken üzgün olmak gibi asla beklememeliydi.

Boşalmalıydı.

Paraları şangırdat, bozukluklarla satın al!

Ve bir başka oda için (bu) odadan çık!

(XXIV

Seviyorum beraberken vücudumu

Vücudunla. Öylesine yepyeni bir şey ki bu.

Kaslar daha bir gergin sinirler daha da

Vücudunu seviyorum senin. Yaptığını seviyorum

Nasıllarını seviyorum. Belkemiğini seviyorum

Vücudunun, kemiklerinin titreyişini sonra

Sert, düzgünlüğünü ve art arda, art arda

Öpeceğim, öpmeyi seviyorum şununuzu bununuzu

Seviyorum çarpıcı elektrikli kürkünüzü

Okşamasını yavaşça kıvırcıklığını

Ve ikiye ayrılan etten çıkanı, geleni

Seviyorum… ve gözleriniz iri aşk-kırıntıları,

Ve belki de kıvancınızı seviyorum

Altımda benim yepyeni

Edward Estlin Cummings)

bi bak istersen

bir iz bırak