Lobi Genel Kat2

Kat2

dirilten lezizceset Mart 9, 2012
Kat2

Çatıya çarpan yağmur damlalarının sesiyle uyanmak günün geri kalanın mükemmel geçeceği anlamına gelmiyordu. Lola yağmur boyunca ağladı ve ben yatağın içinde tembel bir şekilde yuvarlanıp durdum. Saat üç buçuk gibi yataktan kalktım, aşağıya banyoya yüzümü yıkamaya gittim. Yağmur yüzünden elektrikler kesilmişti ve bu arıza ben evden çıkana kadar sürdü. Sırt çantamı doldurdum ve ardından dolmuş beklemek için siteyi ve içindekileri terk ettim.

Yağmur yeniden başlamıştı ki dolmuş geldi, beni aldı ve Ada’ya doğru yola koyuldu.
Bankaya uğrayıp para çektim, maaşlar henüz yatmamıştı buna rağmen hesaptan yemeye devam ettim. Deniz kenarında cebim para dolu yürüdüm, Balıkçılar Kahvesi’ne uğrayıp karnımı doyurdum bir taraftan da müzik dinleyip yağmurun deniz üzerinde bıraktığı izleri gözledim. Çayım, tabağım ve yağmur bitince de ufak bir dolaşmadan sonra Limandaki yolcu gemilerin ayrılışıyla kitap okumaya, kahve içmeye ve sigara tüttürmeye başladım. Gece vardiyasına kadar buralarda zaman öldürmek keyifli bir eğlenceye dönüşmüştü. Kafelerde ve restorantlarda oturan insan kalabalıklarının sesi bana ulaşırken bir arkadaşımın Facebook’ta paylaştığı Le Rouge et Le Noir adlı şiiri okudum ve geçmişi anan bir Türk şairinin derinliğini dinlemek beni sevindirdi, biraz daha melankolikleştirdi. Kaybettiğim dostlarımı ve kazandığım dostlarımı düşündüm ki babam herkese adil davranmam gerektiğini öğretmişti. Bir balıkçı teknesinin çalışmaya başlayan sesi yan masada bayat diziler hakkında konuşan bir grup gencin sesine karıştı ve dağıldı. Nedendir bilinmez gençlerin masadan kalkmasıyla tekne de akşam balıklarını yakalamaya açılmıştı. Bu ufak tatil yöresinin ışıkları da yanmaya başlarken serin bir hava ensemi yalayıp geçti ve ben kaybettiğim sevgililerimi düşündüm, sonsuza kadar korumaya ant içtiğim yalnızlığımla. Bakir duygular o kadar şehvet kokuyordu ki dikkatimi önemsiz reklamlara, gazete yazılarına ve sigara paketlerine yönlendirdim. Sevmiştim dedim, gelip geçenlere baktım. Denizin rengini ezberledim ve bir çok detayın gün geçtikçe sarardığını bu sarı detayın denizin rengiyle asla boy ölçüşemeyeceğini anladım. Kahvemden yudumlar alıp yazarken masanın ayakları sallandı ve her şeyin böyle bir sallantıyla paralel ilerlemesine içerledim. Sözcüklerin azlığını çoğaltmak için ne yaptıysam yetersiz kaldı. İnsanları anlamaya çalışmak için ne kadar uğraşsam başarısız oldum. Telefonumun çalmasını bekledim. Birilerinin bir kez de benim için özür dileyeceklerini aklıma getirecek kadar delirdim, oturduğum yerde. Kafenin ışıkları yandı. Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunları’nı çantamdan çıkardım, okumaya başladım ve gülümsedim.

bi bak istersen

bir iz bırak