Lobi Genel Park 8

Park 8

dirilten lezizceset Mart 9, 2012
Park 8

“Rahatsız bir yatakta özgürce uyumak, rahat bir yatakta tutsak olarak uyanmaktan daha iyidir”
Jack Kerouac, Zen Kaçıkları, sf.144

Oldukça yorucu geçen bir iş gününün ardından bir kitabı rafından kaldırır, rastgale bir sayfa açar ve bir paragrafı okumaya başlarsınız. İşte dersiniz,öyle bir kuşak geçmiş ki şu kocaman dünyanın üzerinden, onları adlandırmaya, sınıflarndırmaya çalışmışlarsa da başaramamışlar. Onları anlamadan, okumadan, yersiz eleştirilerde bulunanlar unutulup gitmiş, Jack Keroauc ve arkadaşları sefilleşmiş dünyanın üzerine bir çizik atmayı gene de başarmışlar.

Zen Kaçıkları /(The Dharma Bums) öyle her yerde rastlayabileceğiniz bir roman değil. Eğer Yolda /(On The Road) okunmuşsa, Kerouac’ın dilinin bir daha yakalanamayacağı anlaşılmış ve o hırsla Kerouac’ın diğer yazdıklarına saldırılmıştır.

Ayrıntı Yayınları, romanın hakkını vererek yayınladı. Çevirisi Nevzat Erkmen tarafından yapılan bu roman, zen kaçıklığının yoğunluğunu her sözcüğünde taşımakta. Bir okur olarak ingilizce bir romanın türkçeye yalın ve akıcı aktarılmasını görür ve çevirmenin, yeni bir kuşak yaratmış yazarın stilini bozmadığına sevinir, saygı duyarsınız.

Beat kuşağı, bizlerin gündelik yaşamda düşündüklerimizi ama yapamadıklarımızı, en derinine kadar yaşamışlardır. Edebiyat dünyasının kaçık okurları arasındaki popülerliği de geçmişin göz kamaştıran maceralarında yatıyor sanki. Kerouac öyle bir dil yaratıyor ki, bir çeviri roman okumuyorsunuz, ana dilinizin en sade ve başı bozuk cümleleriyle karşılaşıyorsunuz. Şaşırıyorsunuz, evet, yaşanılanlar ancak böyle anlatılır diyorsunuz, doğunun zen’i batının varoluşçuluğuyla çarpışsa ortaya ancak bu kadar görkemli bir parıltı çıkarabilir. Yol çarpışmalar ve kazalardan sonra da devam ediyor, dünya üzerinde daha vahim yıkımlar yaşanıyor, daha acımasız katliamlar gerçekleştiriliyor ve bizler artık duygusuz varlıklar olarak içindeki son ruh zerreceğini dahi yitirmiş olarak isyan bayraklarını kaldırmış, etrafımıza avanak avanak bakmaktan kurtulamıyoruz. Karamsar duygular üzerimize çöreklendiğinde insanı ancak böylesine sıkı romanlar kendine getirebilir ve uyandırma gücünü okur üzerine boşaltır. Gelip geçici vıcık vıcık bir film ve dizi izlemekten daha yıkıcı ve aynı zamanda yapıcıdır kitaplar. Aklımızı ve içimizi inşa etmenin en güçlü alaşımlarıdır ve Zen Kaçıklığı, onu içi boş konserve kutularında bulamazsınız.

Roman, ikiyüz altmış beş sayfa yoğunluğu kafanızdan boca ettiğinde, üzerinizden beat kuşağının kuvvetli bir esintisi geçer ve onun ürpertisini uzun yıllar yanınızda taşıyacağınız kaçınılmaz bir etki doğurur.

Mevcut toplumun, kurulu düzenin değerleri, kuralları reddedilir. Yerleşik, genel geçer anlayışlardan kopulur, egzotik felsefe yapmaya geçilir.

Zen Kaçıkları kendilerini beat kuşağına adayanalardan, onu yeraltından yeryüzünün baltalarla dağıtılmış -yayılmış- ırızına geçilmiş ormanlarından doğurur. Kahramanların adları değişse de sadık bir okur kimin Ginsberg, kimin Philip Wahlen, kimin Jack Kerouac, kimin Orlovski, kimin Burroughs olduğunu anlayacaktır. Bir yatakta tutsak olmayı seçmeyenlerin, Amerika kıtasını bir baştan bir başa kuşatmalarını ve ruhlarını temize çıkarma mücadelelerini okursunuz. Bazıları bunu başarırı, bazıları karanlık buhranlar geçirir. Sayfalar, tüketim toplumunun kendini tüketmeye yönlendirdiği bireyleri, onların ölümün ardından bir Zen Kaçığı’nın ağıtlarıyla bize ulaştırır. Sözcüklerden manyetik bir müzik oluşturur, bu bütün kaçıkları aynı partilere toplar, kaçıkların bir kısmı partiyi erken terk eder, bazıları bir koltukta, boş bir odada sızıp kaşır, tekrar yollara, gece yarısı trenleri yakalanır, gecenin içinde Midnight Ghost der ona Zen’i takip eden kahraman (Ray), umutsuzluğun satırları yoktur rayların arasındaki boşlukta, dünyanın sefilliğini geride bırakıp bir sırt çantasıyla dağlara tırmanmanın heyecanı, iyice yalnızlaşmanın görkemi vardır ama gene de insanlardan uzakta olmaz, gene de aşağı inmek, bir yılbaşı gecesi aileyle, dostlarla, sevgililerle toplanmak gerekir, ritüel tamamlanmalıdır. O kadar çok şey anlatır ki Keroauc’ın satırları, o kadar tarafsız yansıtır ki olmuş bitmiş şeyleri, biz onu okurken “ne yazık, artık böyle şeyler olmuyor”, diye geçiririz içimizden. Tren ilerler, bir makas arasında bir sigara daha yakılır ve işte öyle bir şeydir, güzel, sakin bir kitabı okumak…Yolların ardından dönüp bakıldığında da Kerouac’ın cümleleri hatırlanacak biraz buruk, biraz yalnız…
Bir kaç sayfa sonra Zen Kaçıkları da biter ve kitabın kapağını kapatıp, öylece karanlık gökyüzüne bakarız, yağmur dinmiş ve ardında tuhaf bir kızıllık bırakmıştır ve gözlerimizi kısarız, görmek istemeyiz, ışıklar söndürüldüğünde yıldızların kanamasını, gerçeği ararız, gerçekse bize yarın işe gitmemiz gerektiğini kabul ettirmeye çalışır. İşte o zaman önümüzden kaçıp giden beat kuşağının özlemini duyarız.
Rahat bir yatağın üzerine uzanıp tutsak olmaya ant içeriz.
Ne yazık. Ne yazık Ray.

“Hiçbir şeyin hiçbir şey olmadığına inanmak istemeyen ve o yüzden önce teker teker sevdiklerimizi, aziz dostlarımızı ve sonunda da kendi yaşamımızı yitirelim diye yeniden doğan düşmüş melekler miyiz biz? Ancak böyle mi kanıtlar gerçek kendisini bizlere”.
Jack Keroauc, Zen Kaçıkları, sf. 260.

bi bak istersen

bir iz bırak