Ev Genel UcuzHikâyeler4

UcuzHikâyeler4

dirilten lezizceset Mart 10, 2012

What I wanted to do was to paint sunlight on the side of a house.
Edward Hopper.

öp yılanı ağzından.

Sadece bir şehir tarihin içinde yalnız başına bırakılmaz. Çünkü o şehir kutsal olana sahiptir ve topraklarına dokunulmasına asla izin vermez. Yapabileceğim sadece parçalara ayırmak. Daha ilerisi bana ait değil. Sorulardan oluşan bir devinimden başka bir şey değil, yazmak.

Her şeyi sona erdirdiğini düşündüğünde sinemadan çıkarsın. Güzel bir filmi izlemiş olduğunu varsayıp sigaranı yakarsın. Yağmur yağmaya başlar. Hep birilerini ya da bir şeyleri hatırlaman gerektiğini sanırsın. Saçmalık. Anlatılanlarda derin bir anlamın aranması. Sadece yaşamalı insan. Yarın yok. Plan yok. Sorumluluk yok. Bağlılık yok.
Düşünmeyi bir rafa kaldırmalı. Büyüklük taslamadan yaşamalı ve dönüp sadece dans edene baktığında, gücün ne olduğunu görmeli.

Yalnız olduklarını söyleyen insanlar şimdi neredeler?
Hepsi sahneye çıktı. Herhangi bir şarkıda en büyük dansçılar. En büyük şarkıcılar. Her şey en bilindik şekilde anlatılmalı. Hayal gücünü kurgulamak. Buna sadece gülümserim. Daha inançlı saldırılar görmek istiyorum yaşamdan. Fakat bu arayışın bir heyecana kurban gitmesinden de korkuyorum.
Sıradanım. Bu yüzden anlattıklarımın da sıradan olmasını istiyorum. Bırakmıyorlar. Nasıl anlarsa anlasınlar… Mekânlar ve diyaloglardan başka pek bir gerçeklik göremiyorum. Ve ironik olan tüm bu olup bitenin gerçekliğin gel-gitlerinde dolaşması.
Herkes birbirini kandırıyor. Kandırmaya da devam edecek. Bense şimdilik sadece anlatmak istiyorum. Kandırmakla zaman harcayamam. Nerede olursa olsun. Kimle karşı karşıya olursam olayım. Hiç fark etmez.
Olayların karmaşıklaştığını sanacaklar ama hayır. Her şey yüzeyde dansını sürdürmekte. Vay be diyecekler… Olanlara bakın!
Her zaman için en iyi ve en sağlıklı yol: Kendini yavaş yavaş dolmaya başlayan bir bara sokmak.
Bilindik bir yerdeki suratlar arasında. Konuşmadan öylece şarkıları dinlemek. Sarı saçlı dişi şarkılarını söyler. Masalardan yükselen uğultular. Sigaralar. İçkiler. Dumanlar. Çeşit çeşit. Rastlantısal olarak birbirine çarpan hareketler. Ya da bakışlar.
Sıradanlığın içinde gerçekleşiyoruz. Korkutucu.
Aç olanlar bağırıyor, çağırıyor, ağızlarından salyaları akıyor. Dans et. Dans et güzelim. Hiç durmadan. Hiç yorulmadan. Bütün gözlerin seni izlemesi hoşuna gidiyor. Böylelikle yalnızlaşıyor ve özgürleşiyorsun.
Bu yüzden ben en sıradanı anlamlandırmadan hiçbir bok yiyemeyeceğimi biliyorum.
Güzel bir tenin üstünden sürünerek
Karanlık denize gir
Çekici ve tutkulu ellerle
Ummadığın bir mucizeyi ara
Ve boğul.

Hepimiz yalnızız. Çoğu kez bundan söz ederiz birbirimize. Yalnız yürümekten. Yalnız koşturmaktan. Yalnız uyumaktan ve ölmekten. Kaç kez? Kaç kez yaparız tüm bunları? Mesela kaç kere bilerek sarhoş oluruz? Öylece sarılmak birbirine. Durmak bir an için.
İhtiyacımız olanları sanırım unutmak zorundayız. Sevgili bağımlılıklarımız.
Yaşam. Sevdiğim yer. Sen, deliliğinle devam edersin. Biraz orada. Biraz burada.
Islaklığına rağmen yalnızlıkla doludur her yer ve bu yüzden o kadar çoktur ki… Çok uzun zamanlar geçer.
Onca zamanın kendimize yapmış olduğumuz kötülükleri göstereceğine inanırız. Utanıp sıkılıp yüzümüzün kızaracağını sanırız. Büyümekle ilgilidir biraz çocuk kalmak. Yılları neden sayarız? Neden yaşlanmak isteriz? Neden dururuz? Neden ayrı yollardan yürürüz? Neden bakmaktan çekiniriz? Korku mu? Pişmanlık mı? Yoksa ayrılık vakti mi geldi? Ne kadar da çabuk böyle. Risk almaya değmez mi yaşam? Bir anda bavulunu toplayıp her şeyi arkanda bırakıp yola çıkmaya değmez mi?
Yaşamımı bir filme bakarak oluşturmalarını istemiyorum. Yaramazlık. Serserilik. Kötü bir şey değil dünyanın dönmesi. Bir sahil şeridinde kumların üstünde uyuya kalmak. Bir çadırın içinde rüzgârın yaptıklarına izin verecek kadar aciz mi insan?
Kendine güvendiğin sürece gezip dolaşmayı seçeceksin. Sana baktığımda gördüklerim bunlar. Tüm çekiciliğiyle akıp gitmekte uyku. TAM ŞEHRİN ORTASINDA. KALABALIK BİR BARDA. Yaşam güzel ve en büyük gülüşümü senin için sona saklıyorum.

O kadar kalabalık değil buraları. Birileri gidip birileri geliyor. Birileri bakıyor. Birileri duruyor. Bir aşkın kaçınılmazlığından söz edebilmek için tam sırası. Etki-tepki. Tepki-etki. Bedenler bedenlere dokunur. İnancını yeniden kazandı. Kimseler ortalıkta yokken dolaşmaya başladı.
Yaşamının bir filme benzemeyeceğinden söz etti çoğu kez. Bazense olanca benzerliklerden.
İnsanlar bize bakıyor. Korkuyorlar bizden. Tehlikeyiz. Ahlaksızız. Bağımsızız. Özgürüz. Aşkız. Ve bu demek oluyor ki biz birbirimizin eşi değil. EŞSİZİZ.
Burada kaç kişiyim sence? Kalabalık mı? Tahminlerini doğrulayacak kadar çok muyum?
İstediğin yerde durmak ve bana bakmasına izin vermek.
Her şey kaybetmiş durumda ve ben mutlu olmaktan söz etmeye çalışıyorum. Deli miyim neyim?
Fark ediyorum dans etmeyi, oturduğum yerden kalkıp gitmeyi. Şehir. Her şeyi istiyor bizden.
Ne dersen de adına ama kesinlikle ölümcül bir yan var içinde. Dayanılmaz bir sıkıntı. Bıkkınlık ve kendini tekrar etmekten sıkılmayan, düzüşen rutin.
Elimizde olan bir şeyler var. Karşılıksız rastlantılar. Biziz onun sahibi.
Doğuya ve batıya ait bedenlerimiz, oradan yolculuğa çıkıp dünyayı dolaşan bakışlarımız. Ayrık bilinçler içinde varlıklarımızı sürdürmekteyiz. Biz kim miyiz? Biz ne miyiz? Bir aşk, bir rastlantı, bir gerçeklik, bir gezinti. Adımızın önemi yok. Bir kere yol vardır. İki kere yolda yürüyenler. Üç kere yolu izleyenler. Sıralanan her şey. Parçamız olan her şey.
Yaşamda önemli olan kaybettiğini tekrarlamak değil. Tüm cesaretini toplayıp bir dalgalanmayla koşturmak.

Görebildiğimize ve duyabildiğimize göre yalnız kalmamız hiç de o kadar basit değil. Can yakıcı olacak bu. Aşk konuşmayı seçtiğinde şunu söylemekten bıkmayacak: Sus! Oysa sinemadan çıkıp sigaranı içmek. İzlediğin bu film üzerine düşünmek. Suskunluğun içine sıkıştığı en güçlü an.

Kimsin sen? Kimim ben? Aşk. Acı. Mutluluk. Kimsin sen aşk?
Lunaparkın ışıkları söndü mü? Sinemada yeni bir film bitiyor olacak mı?
Sevdiğim insanlar yaşamın içinde izlerini bana kaybettirecek. İçime izini kazıyacak eller sırtımda. Ellerini dudaklarına götürmüş bir kadının bir otobüs yolculuğunda uzaklara dalıp gittiğini düşleyecek ve bu sırada küçük bir kız çocuğunun dalgaları gösteren parmağına gülümseyeceğim.
Bir anlığına sadece senin olmak isteyeceğim. Gözlerinin açılıp bir anda kapandığı an.

İlgini çekebilir

Sataş