Lobi Genel UcuzHikâyeler9

UcuzHikâyeler9

dirilten lezizceset Mart 11, 2012
UcuzHikâyeler9

Geçen yaz Lola’nın Laneti üzerimizdeydi.

Onu bir bulaşık makinesi karşılığında satmış, ardından bir takım terslikler üzerimize cullanmıştı.

Tuvaletin gideri tıkalı, tuvalete kokudan ve görüntünün berbatlığından adımımızı atamıyorduk.
Sabahları birinci kattaki kokuya dayanamayıp kendimi sokaklara vuruyordum. Denizin kenarından ilerleyen seyir yolundan limana ulaşıp kahvaltı yapıyor, gazetelerimi okuyordum.

Radikal gazetesini bitiriyor, fransızcamı biraz daha ilerletmek için aldığım Le Monde’da G20 zirvesinin dünya için neler getirip götüreceğini düşünüyordum, bu arada oturduğum mekana gelip giden insanların zevzekliklerini duymamak için kulaklıklarımı takıp müzik dinlemeye uğraşıyordum. Denize bakarken arada sırada banyonun küvetinde yüzen bok’ları hatırlamak durumumu ironikleştiriyordu.

William S. Burroughs’un AraBölge’sini okuyor, onun Tanca hakkında yazdıklarını düşünüp Tanca hakkında internet üzerinden dijital bilgilere ulaşıyordum ve başka tanıdık yazarlar karşıma çıkıyordu.

Güzel bir havanın altında sıkıntılı anlar yaşıyordum ve düşüncelerimi doğru düzgün aktaramadığım için yarattığım buhrandan kurtaramıyordum kendimi. Eve dönüp okuyor, müzik dinliyor, önümdeki ayların ne derecede yavaş gecebileceğine kafayı takıyordum. Bazı düşünceler ister istemez büyüyordu, eğitim bitti, iş bulundu, okumayan ve tartışamayan bir toplumda haklarım elimden alınmış, gençliğim boktan eğitim kurumlarında harcanmış, eziklik politakasına itilmiş biri olmaktan kurtaramıyordum kendimi.

Karanlık yerlerden yazmaktaydım, hiç havamda değildim. Gülümsemek zor geliyordu, insanlar rutin konuşmalarını yapacak, üç beş kuruş için saatlerce çalışmayı sürdürecekler ve yarın da tuvaletteki bokları temizleyecek bir allahın kulu çıkmayacaktı. Umutsuzluğun satırlarından devam ettiğimden kendimden de ürküyordum. Ne diyebilirdim ki insanlara sığsınız, boşsunuz, boksunuz! Bu beni itici yapmaktan sosyopat damgasını üzerime yapıştırtmaktan başka bir işe yaramazdı.

Artık iyice arafta sallanıyordum. Bir yanımı Güzel Sanatlar Fakültesi’ne verdim, bir yanımı otel anahtarlarına… Çivi çiviyi söker genellemesiyle kutsanmış bir şekilde çatı katıma geri dönüyordum. Arkadaşlarımı aramamamım sebebi onları çok sevdiğimden ve özlediğimden kaynaklanıyordu. Daha fazla zedelenmeye dayanamıyordum, gücüm tükenmişti. Arada sırada enerji parlamaları yaşamıyor da değildim. Gecenin bir vakti kalkıp birikmiş bulaşıkları yıkıyor, benzinlikteki sabaha kadar açık kalan markete gidip biraları torbalara doldurup bir filmin karşısında sızıyordum ya da evdeki arkadaşlarla bir geyiğin sonuna varıyordum. Sıcak suyla duş alabilmek için güneşi bekleme lüksüne sahiptim çünkü evin sıcak suyu güneş enerjisi dışında kendi kendisini yoktan var edemiyordu. Topraklı yollardan siteye giriş yapıyor Lola’nın kokusunun yerini bok kokusunun aldığını görüyordum. Odaklanmak istediğim alanları sıklıkla elimden kaçırıyordum ve kendi günah çıkarmamı kıvranarak yazarak sağlıyordum. İnsanların yaşamlarına bakıyordum. Herşeyi izlemek dijital sanal yaşamlarımızla daha kolaydı. Post-topluma varmıştı yollar.
Yorum yapmak, beğenip beğenmemek artık bir tıklamayla bir seçeneği işaretlemekle olanıklıydı, bütün eğitim sistemimiz de kutucuk karalamak üzerine kuruluydu ya o yüzden herkes halinden memnundu.

bi bak istersen

bir iz bırak