Lobi Genel Kat 22

Kat 22

dirilten lezizceset Mart 16, 2012
Kat 22

Uzun zamandır, kendisiyle uğraşıyordu. Yalnızlaşma ve izole olma kavrayışını değiştirmişti. Bir kaç günlük tatilini en iyi şekilde geçirmeyi amaçlamış, yakın bir arkadaşının ona uğramasını ummuştu. Arkadaşının ortalıklarda gözükmemesi hiç bir şeyi değiştirmemiş, her zamanki gibi boş hissetmişti içini. Rutin ev işlerinin onu varoluş bakımından biraz daha rahatlattığını keşfetmiş, hayatımda hâlâ ters giden ayrıntıların yoğunluğunu geçiştirmiş ve kendisini iyileştirmenin yollarını aramaktan vazgeçmemişti.

Eskilerden bir arkadaşla haberleşmeyi sürdürüyordu. Arkadaşı İstanbul’a gidip televizyon dünyasına girmeye çalışıyordu, onu da peşi sıra sürüklemek istiyordu ama o hiçbir şeyin yolunda gitmeyeceğinden emindi. Bir şeylere inanmak ve onu gerçekleştirmek birbirinden farklı şeylerdi. Yakın hissettiği arkadaşlarına hep güvendi. Güven inanması zor bir kelimeydi.

İkinci günün sabahı kaşarlı tostların ardından, Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da” adlı filmini izledi. Dışarıda yağmur vardı. Zeytin agaçlarına bağlı duran Tim ve Tom’a yemek verdi. Akşama kendisine bir ziyafet hazırladı, boş zamanını olabildiğince verimli geçirmeye çalıştı. Müzik ve şarap eşliğinde kendi başıma takıldı. Yemekten sonra bulaşıkları yıkayıp zaman kaybetmeden yönetmenin kurgu günlüğünü okudu. Açıkçası filmden sonra günlüğü okumak onu filme daha da yakınlaştırdı. Akşamı Nuri Bilge Ceylan’ın şu cümleleri üzerine düşünerek geçirecekti:

“…Hayatın bir şekilde yavaşlaması algılama gücümüzü nasıl da arttırıyor. Çok hızlı yaşadığımız için yaşadığım hiçbir şeyin duygusunu gerçekten algılayamadığımı duyumsadım. Sadece haz duyulması gereken bir şeyin hazzının layıkıyla duyumsanmaması değil, aynı zamanda acı vermesi gereken bir durumun da daha doğru dürüst varlığını hissettirmeden başka bir olay tarafından unutturulması söz konusu oluyor. Algılarımızın keskinliğini arttırmak için hayatımızın temposunu düşürmemiz gerektiği aşikar. Neden yavaş tempolu filmleri sevdiğim ve böyle filmler yapmak istediğimin nedenleri de buralarda yatıyor zaten…”

Nuri Bilge Ceylan

httpv://www.youtube.com/watch?v=TRqsJiEXORk

Yönetmenin izlemiş olduğu diğer filmlerini yeniden izleme isteği doğurdu, günlük onda. Şunu anlamıştı, yaşamı o kadar hızlı harcıyorduk ki, ne olmamız gereken yerde olabiliyorduk, ne olmamız gereken kişi, ne yapmamız gerekeni yapıyorduk, ne söylemiş olduklarımızı gerçekleştiriyorduk. Hayatın hızlı akmasına yol açıyor, dostlukların, aşkın ve diğer tüm değerlerin anlamlarını tüketiyorduk.

Gözlerinin önünden gerçekten güçlü bir film geldi geçti. Hızlı, aksiyonu bol, klişe bir kurgudan oluşmamıştı. Ona olması gereken kişiyi, tutamadığı sözler için hâlâ zamanının olduğunu hatırlatmıştı. Hem neden korkuyordu ki?
Yeterince incinmiş, iş hayatının sıradanlığında yeterince itilip kakılmamış mıydı?
İnsanlar basit yollarla zamanlarını uzatmaya çalışıyorlardı, evlenerek, terfi etmeye çalışarak, çocuk yaparak, onları emzirip besleyip büyütüp evcil hayvanlara isim taktıkları gibi onlara sığınarak. Aslında varoluş sorunumuz çok derinlerde kök salıyordu. Toplum, her bireyine bir ötekini küçümseme ve sindirme özelliği vermeyi amaçlıyor, bu yüzden de pek azımız dalgaları yarıp karaya çıkabiliyordu. Sahile gömülü yavru deniz kaplumbağaları gibi eve dönüş yolunu çok azımız bulacaktı.

Yeterince hızlı yaşıyoruz ve anlam katmamız gereken yaşamı öteleyip duruyoruz.

bi bak istersen

bir iz bırak