Lobi Genel Kat 23

Kat 23

dirilten lezizceset Mart 16, 2012
Kat 23

 Doğal dünyayı yok eden insan kitlelerini anlamakta hâlâ zorluk çekmekteyim. Dün akşam izlediğim The Hunter (Avcı) filminin beni derinden etkilemesinin sebeplerinden biri de sanırım buydu.

Çoğu akşam odama çekilip dünya sinemasında neler olup bitmiş diye interneti tarar, aklıma yatan bir filmi açıp izlemeye koyulurum. The Hunter’ı izlemeye yönelişimde, filmde, Martin David’i oynayan Willem Dafoe’nun varlığının olması büyük bir etkendi. Film, tipik bir Hollywood hikayesi gibi başlasa da – Tazmanya’da türünün en son örneği Tazmanya Kaplanını avla gel- film daha derin bir varoluş mücadelesini ortaya koymaktaydı. Doğadaki insan. İşin içinde, birkaç gün önce, Samuel Beckett’in “insanoğlu eninde sonunda doğaya geri dönmeli” fikriyle karşılaşmış olmam da vardı.

Biraz filmden bahsedelim.

Avcı, yalnız bir adamdır Martin, keskin bir nişancı, doğa şartlarında hayatta kalabilmesini bilen, bubi tuzaklarıyla avına yönelen. Avlanacak olan, Tazmanya Kaplanı da aynı paralelde doğanın ortasında yapayalnız kalmış bir tür.

Yalıtılmışlık hissi, beni filmin finalinde tuhaf bir arınmaya ve umuda ulaştırdı.

Adamımız medeniyete alışmış düzeninden kalkıp Tazmanya ormanlarının içine yerleştirilmiş bir dağ evine konaklamaya gelir. Başlangıçta ne sıcak su, ne elektrik vardır. İki ufaklık tarafından karşılanır,  biri, sarı saçlı küfretmesine alışmış Sass ( Morgana Davies ) diğeri, pek konuşkan olmayan ama resme yeteneği olan bisikletinden ayrılmayan Bike ( Finn Woodlock ) … Çocuklar depresyondaki annelerinin yataktan kalkmalarına kadar isimlerini değiştirmişlerdir aslında, Katie ve Jamie. Martin’in evde konaklamaya ve Tazmanya Kaplanı’nı aramaya başlamasıyla, aile arasında sıkı bir bağ doğar. Martin, çocukların annesi Lucy’i  ( Frances O’Connor ) ormanda kaybolan kocanın  ardından hayata bağlar.  Lucy de üçlüye katılır. Ama her güzel rüyanın sürekliliği olmadığı da öğretilmiştir, izleyiciye. Martin kendini Lucy’e kaptırır  ve filmde yönetmen tarafından bilerek ucu açık bırakılmış bir sahneyle yalnızlık hissi kuvvetlendirilir. İstemeyerek ayrılmak zorunda kalacaklardır. Martin, aynı zamanda bir başka gerçeği de içinde taşımaktadır, Katie ve Jamie’nin babası, Lucy’nin kocası onu ormana gönderen şirket tarafından öldürülmüştür, cesedi bulur ve gömer, gerçeği saklar, aile yeterince acı çekmiştir. Baba sonsuza kadar ormanda kayıp bilinmelidir. Küçük kızın, babası kardeşi ve kendisinin çekilmiş olduğu,  Martin’e verdiği fotoğraftaki mavi su matarasını bu yüzden gömmez, yanına alır. Mavi matara, kaybolmuş olan sevginin yıpranmışlığını simgeler. Martin filmin sonuna kadar hiçbir zaman ailenin matarayla karşılaşmasına izin vermez.

Martin, rutin orman araştırması sırasında, Jamie’nin  yaptığı resimler aracılığıyla bir mağara bulur. Tazmanya Kaplanı’nın varlığını dair ilk kanıtların saklı olduğu yere adımını atar ve Martin orada yalnızlığına yatar. Kaplanın ona gelmesini bekler. Onu avlayacaktır, intikamını bir şekilde alması gerekir.

Hiçbir zaman düzenli bir hayatı olmayan Martin’in hayatında güzel bir rüyaya yer yoktur.

Martin ormanda av peşindeyken, evde mumlar ya da Martin‘i haklamaya şirketi tarafından gönderilmiş kötü adam yüzünden bir yangın çıkar, ufak kız ve annesi ölür, Jamie kasabadan uzaklaştırılır. Yönetmenin ucunu seyirciye açık bıraktığı sahne burasıdır, yangının nasıl çıktığı gün ışığına çıkmayacaktır.

Martin yine yeşil ormanın içinde yalnız bırakılmış kaderine kendini razı eder, kışın gelmesiyle mağarada izole olmuş uykusuna yatar ve bir kış sabahı karların arasında mağaranın ağzında kaplanla yüz yüze gelir. Hayvan kaçar, Martin mağradan dışarı çıkar, filmin en etkili sahnelerinden biri olan ana tanıklık ederiz. Avcı ve av gözgöze gelirler. Doğanın ortasında insan varoluşunun en önemli anlarından birine izleyici olarak bakarız. Tetik tüm acıma ve yitiriş duygusuna rağmen Martin tarafından önce çekilmez, ama Tazmanya Kaplanı karların üzerinde avcıya bakıp başını vurulmak için öyle bir yere eğer ki Martin avlaması gereken hayvanı vurur. Doğa insana bir şeyi gösterir, aslında, yeryüzünde amaçsız kalmış teklik duygusu hiçbir zaman umut taşımaz, Martin bu yüzden yangından sağ kurtulan Jamie’nin okuluna gidip ona sarılır. Kucaklaşma sahnesi aile kavramının nasıl olmasını da gösterir. Bir dost gibi, Bir dinleyici. Bir paylaşımcı. Bir korumacı olmalıdır. Ama tüm kavramlar doğallığın günümüz dünyasında nasıl da yitirilmiş bir cennette olduğunu hatırlatır. Herşeyi abartarak yaşamaya geçmiştir insanoğlu ve abartılmış sevgilere, hareketlere, sözlere bu yüzden bağlanmış dolanır etrafta.

httpv://www.youtube.com/watch?v=KgfB9kebFNI

Bir kış gecesi, evde, odanızda sıkılmış ne izleyeceğim ben bu akşam diyorsanız. Sizi tuhaf hissederecek The Hunter’ı izleyin. Bazı filmler yaşama başka türlü bakmanızı sağlar. Etkilenilmesi gereken doğru filmlerden biri The Hunter.

 


bi bak istersen

bir iz bırak