Lobi Genel Salon 27

Salon 27

dirilten lezizceset Mart 22, 2012
Salon 27

Control filmini şans eseri izlememiş olsaydım belki de dünya müziğine öncü olmuş Joy Division’ın müziğiyle hiç tanışmadan yaşamayı sürdürüyor olacaktım.

Machester havası bulanıktır, tam da post-punk’ın yeşerip ruh bulmasına uygun bir kasveti içinde barındırır.


httpv://www.youtube.com/watch?v=xUz6y6ANIgE&amp

Yazacağım yazı hem Control filmin hem de Joy Division üzerine olacak bu yüzden.

Grup, ilk başlarda Warsaw ismini kullansa da ismini Ian Curtis’in dâhiyane fikriyle Joy Division’a dönüştürür. Dönem itibariyle, grup isminin kökenlerini, Nazi kamplarında askerlerin gittiği bir genelevden almaktadır. Grubun isminin sembolize ettiği dünya, taze punk kanının dünyaya olan nefretini de damarlarında taşır.

Ian Curtis, tıpkı The Doors’un kertenkele kralı Jim Morrison gibi derin bir sezgi ve yaşam algısına sahip ender sanatçılardan birisidir.(Grupla ilgili araştırma yaparken DeliKasap adlı siteye rastladım, grupla ilgili yazıda, The Doors’un müzik alt yapısı ve dünya görüşünden etkilendiğine yer verilmiş, DeliKasap’ın görüşlerine yürekten katılıyorum.)

Salford’un kasvetli havasına uygun diğer müzisyenler, gitar ve klavyede Bernard Sumner, geri vokal ve bas gitarda Peter Hook, ve vurmalılarda Stephen Morris, Ian‘a eşlik ederler.

Yine de grup her zaman Ian Curtis’in varlığıyla nefes alıp verir, albümlerin ağırlığı, ve vokalin derinliğinde bunu dinleyiciye çok iyi hissettirir. Tıpkı Jim gibi Ian da seyircisini bir çeşit transa geçirir. Bu bana çoğu kez şaman kültüründeki iyileştirici şaman imgesini çağrıştırır. Düşmanını hipnotize eden kobra yılanı gibidir ikisi de. Sokar, acıtır, zehirler.

Ian, sahneye çıkmaz ya da sahneye inmezse Joy Division’ın varlığından söz etmek imkansızlaşır. Control filminde anlatmak istediğim duyguyla birbire bir örtüşen harika bir sahne vardır.

Ian, insan kalabalıklarının müziğiyle değil bir imajla ilgilendiğinin farkındadır bu yüzden sahneye çıkmak istemez. Onun yerine menejerleri elli dolar karşılığında bir çocuğu sahneye çıkarır. Seyirci çılgına döner, içki şişeleri havalarda uçuşur, seyirci ve grup arasında kavga çıkar, tam bir hüsran olarak gösterilen bu sahne deneyimi, bir efsaneye dönüşür. Harika bir reklama. Ian ister istemez, imajının müziğinin önüne geçmesine engel olamaz.

Zaten Ian’ın intiharı grubun müzik dünyasındaki varlığına da bir nokta koyar. Ama önemli olan şey, onca yılın ardından, plaklar ve sesler ne kadar tozlansa da şarkıların gücünün, sözlerin şiirselliğinin değişmemesidir.

Günümüzde böyle garaj gruplarına rastlamamız nadir bir hal aldı. Çünkü öncelikli sırayı müzik ve ifade tarzından daha çok, popülerlik almakta.

Joy Division’ın transik ritmi ve Ian Curtis’in epilepsi dansı günümüzde yaşamasını sürdürebilseydi, yeraltından gün yüzüne çıkan bu yaşlı yılanlar, çılgına dönmüş hayranları tarafından bir hayli yıpratılırlardı.

Love will tears us apart adlı şarkıları, bir çok grup ve müzisyen tarafından yeniden yorumlanmaya devam ede dursun, Ian’ın ve grubun depresyonik hareketleri her gitar vuruşuna adapte edilmiş hali korumakta.

Depeche Mode’dan Dave Gahan, Radiohead’ten Tom Yorke, The Cure, U2 , Nouvelle Vague grubun şarkılarını konserlerinde söylediler. Hatta Tom Yorke’un sahne performasında benzer epilepsi dansına rastlamamız mümkün.

Grubun sadece iki stüdyo albümü olmasına rağmen:

Unknown Pleasures (1979)

Closer (1980)

Şarkıları ve sahne duruşlarıyla onlar birer efsane post-punk grubu oldular çoktan.

2007 yılında grubu ve Ian Curtis’in hayatını anlatan siyah beyaz film Control, Edinburgh Film Festivali’nden bu yüzden eli boş dönmedi. Yönetmen Anton Corbijn, filmi siyah beyaz çekerek, Ian’ın görkemli depresyonuna eşlik ederek, onun ruhunu yakalamış ender yönetmenlerden birisi.

Ian Curtis‘i canlandıran Sam Riley oyunculuğuyla yeterince inandırıcı ve sarsıcı. Ian‘ın gençlik günlerindeki kümeden uzakta yaşayışıyla başlayan film, onun yaşıtlarından hızlı yetişkin olmaya yönelişiyle kendini içine soktuğu depresyonu izleyiciye taşımaktadır. Ian çok genç evlenir, çok genç çocuk sahibi olur, sahnede şarkı söylediği zamanlarda normal zamanlı bir işte çalışması gerekir. Gerçek işçi sınıfının hayatını da yaşar, ama aslında öteki beni bir punk şarkıcısı olmasını engelleyemez. Ne iyi bir baba olabilir, ne iyi bir koca, ne iyi bir aşık. Ian, bunları yaşamak için yeterince zamanı ve sorumluluğu olmadığını bilir. Onu filmin bir çok karesinde bu yüzden köşeye sıkıştırılmış bir tutsak olarak izleriz. Hatta empati kurmaya gücümüz varsa eğer, toplumun bize dayattığı bütün evrelerden geçmiş ve kavramların yetersizliğini anlamıştır. İşe girmiş, aile kurmuş, çocuk yapmış ama varoluşunda kendisini ifade edebilecek kulvarı bir türlü bulamamıştır. Bu yüzden sahneye çıkması, epilepsi hastalığı için kullanması gereken ilaçlar yeterli olmaz.

Punk’ın nefret duy, nefret et, reddet, yık çığlıkları yaşaması için yeterli olmaz.

Ian‘ın, karısı Debbie Curtis’in (Samantha Morton) çamaşırlarını yıkayıp, astığı İngiliz çamaşır askılığına kendisini asıp intihar etmesi, bu yüzden manidardır. İngiliz romantikleri gibi bir tepki olarak intiharı seçmek zorunda bırakılmıştır, Ian Curtis’in ölümü kendi toplumunun değer yargıları yüzünden gerçekleştirilmiş bir cinayettir. Toplumun dayattığı kavramlar bu yüzden bizi sevdiklerimizden ayırır, yaşama karşı tavır almaya ve ondan vazgeçmeye yönlendirir.

Toplumla girişilen bu savaşta kendi kavramlarımızı var etmek ve özgürce yaşamak istiyorsak, dayatmalardan uzak, yaşaması mümkün olacak bir dünyayı yeninden istemeliyiz. Ruhlarımızın her daime genç ve güçlü kalmasını istiyorsak, mücadele etmeli, hayatımızı idam ettirmek zorunda olduğumuz işlerimize sadakat duymamalıyız. Kasvetimiz bizi güneşli günlere ulaştırır. Üşüsek ve yalnız hissetsek de…

Control filmini seyir defterinize ekleyin, Joy Division‘ın müziğiyle tanışmadan ölmeyin.

httpv://www.youtube.com/watch?v=H0aueqk0vPA

Joy Division
Kontrolünü Kaybetti

Gözlerindeki şaşkınlık her şeyi söylüyor
Kontrolünü kaybetti
Ve yapışıyor en yakınındakine
O kontrolünü kaybetti
Ve o geçmişindeki sırlarını verdi
Ve söyledi
Ben yine kontrolümü kaybettim
Ve bir ses, onun ne zaman ve nerede oynadığını söyledi
Ve o söyledi
Ben yine kontrolümü kaybettim
Ve o bana döndü
Ve tuttu beni elimden
Ve söyledi
Ben yine kontrolümü kaybettim
Ve asla bilemeyeceğim ya da nedenini anlamayacağım
Ve o söyledi
Ben yine kontrolü kaybettim
Ve o çığlık attı, kırdı attı etrafında ne bulduysa ve söyledi
Ben yine kontrolü kaybettim
Ve üst kata çıktı, ölmek istiyordu bence
O söyledi
Ben yine kontrolümü kaybettim
O yine kontrolünü kaybetti,
O kontrolünü kaybetti
O yine kontrolünü kaybetti
O kontrolünü kaybetti
İşte onun şehirdeki arkadaşını aradım ve durumunu anlattım
Ve o yine kontrolünü kaybetti dedim
Ve o bütün hatalarını ve yanlışlarını gösterdi
Ve yine kontrolünü kaybettiğini söyledi
Ama o, bir sürü farklı yoldan duygularını dışa vurdu, kendi kendine
Yine kontrolünü kaybedene kadar
Ve kaçacak bir yer kalmayana kadar yürüdü ve güldü
Ben kontrolümü kaybettim.
O yine kontrolünü kaybetti,
O kontrolünü kaybetti
O yine kontrolünü kaybetti
O kontrolünü kaybetti
Ben ufak hayaller ve yalanlarla daha iyi yaşayabilirdim
Ben karanlık dağıldığında sadece yıkıldım ve ağladım
Ben biraz daha geniş bir alanda yaşayabilirdim
Her şey değiştiğinde, tutku bittiğinde
Kontrol kaybolacak
Biz buraya geldiğimizde

Çeviri: LezizCeset

httpv://www.youtube.com/watch?v=QVc29bYIvCM

Joy Division
She’s Lost Control

Confusion in her eyes that says it all.
She’s lost control.
And she’s clinging to the nearest passer by,
She’s lost control.
And she gave away the secrets of her past,
And said I’ve lost control again,
And of a voice that told her when and where to act,
She said I’ve lost control again.
And she turned around and took me by the hand
And said I’ve lost control again.
And how I’ll never know just why or understand
She said I’ve lost control again.
And she screamed out kicking on her side
And said I’ve lost control again.
And seized up on the floor, I thought she’d die.
She said I’ve lost control.
She’s lost control again.
She’s lost control.
She’s lost control again.
She’s lost control.
Well I had to phone her friend to state my case,
And say she’s lost control again.
And she showed up all the errors and mistakes,
And said I’ve lost control again.
But she expressed herself in many different ways,
Until she lost control again.
And walked upon the edge of no escape,
And laughed I’ve lost control.
She’s lost control again.
She’s lost control.
She’s lost control again.
She’s lost control.
I could live a little better with the myths and the lies,
When the darkness broke in, I just broke down and cried.
I could live a little in a wider line,
When the change is gone, when the urge is gone,
To lose control. When here we come.

bi bak istersen

bir iz bırak