Home Genel Kat 27

Kat 27

written by lezizceset Mart 22, 2012
Kat 27

Dün gece beni altüst etmesini başaran bir film izledim: Tyrannosaur.

İngiliz sinemasının yarattığı dramatik yapı o kadar doğal bir etkiye sahipti ki oyuncu yönetmen Paddy Considine‘nin içimize kattığı derinliğini ölçemezsiniz. Dünya sinemasına çok sık düşmese de iyi bir hikayeye sahip sağlam dramları izlemeden günü tamamlamamız gerekli. Joseph rolündeki Peter Mullan, Hannah rolündeki Olivia Colman ve James rolündeki Eddie Marsan‘ın oyunculukları beyaz perdede gerçek bir tepki yaratma gücüne sahip.

Yaşam hiç de istediğimiz gibi değildir, gerçeklerle birlikte ilerlemeye çalıştığımızda. Özellikle yanlış insanlarla sürdürmek zorunda olduğumuz bir zorunluluk haline dönüşürse… Ve yine ironik üslubunu gösterir yaşam, en umutsuz anlarımızda bizi saracak kolları uzatır. Romantik bir film değil Tyrannosaur ama yüreğinizin üzerine kızgın bir yağ gibi dökülecektir. Ayak izlerini üzerinize basacaktır o koca dinazor. Ama film gerçekten anlamlı bir metaforu seyirciye sunar.

Kuzey İngiltere’nin kaybetmiş insanlarını izleyeceksiniz. Obez karısını çok sevmesine rağmen onu kaybetmiş bir adamı,karısını Tyrannosaur adıyla anmasının hikayesini, köpeğini çok sevmesine rağmen onu bir sinir patlaması anında tekmeleyerek öldürmesini…

Sevgi dolu bir kadının evliliğinde kocası tarafından nasıl bir şiddete maruz kaldığını ve kocasını öldürmesini…

Kaybetmiş bir adam ve bir kadının yaşamın şiddetine karşı nasıl ayakta durduklarını göreceksiniz ve belki de şöyle düşüneceksiniz, ya ben ne yapacağım?

Joseph sıfırı tüketmiş bir karakterdir. Kaybettiği at yarışı bahisi sonrası o kadar sinirlenir ki bunun acısını bir tekmeyle en yakın arkadaşından çıkarır. Bluey adındaki köpeği karısının ölümünden sonra hayatla arasındaki tek bağıdır ve ilk defa bir köpeği öldürür. Kucağında Bluey, İngiltere’nin ara sokaklarında evin yolunu güçlükle bulur.

En yakın dostunu arka bahçeye gömdükten sonra sanki hiçbir şeyin eski gibi olmayacağının farkındadır. Birasını yudumlarken etrafındaki dünyadan daha fazla nefret etmesini engelleyemez. Artık yapayalnız bir adamdır.

Karşı komşusu Samuelle (Sam) karşılaştığı bir gece, köpeği kendisinin öldürdüğünü bir türlü söyleyemez. Bir araba çarptı der. Ama sanki çocuk olup bitenin farkındadır. Sadece Bluey ölmemiştir, Joseph‘in içinde de bir şeyler tükenmiştir.

Joseph, barda kızdırdığı sokak çetelerinin birinden dayak yedikten sonra bir sabah, bir dükkanın önünde kendisini uykuya bırakır. Bir el onu uyandıracaktır. Hannah, zengin bir kocayla evli, şiddete maruz kalan bir kadındır.

Filmin başlarında seyirci, kadının şiddete maruz bırakıldığını bilmez. Ama Joseph‘le tanışmalarının akşamında eve döndüğünde salondaki koltukta uyuyakalır. Göreceğiniz sahne, şiddetin habercisidir. Bir film karakterine karşı içinizdeki öfke bir daha hiç bu kadar büyümeyecektir.

Joseph, Bluey‘in ölümünden sonra onu ve herşeyi unutmak için arka bahçedeki ufak kileri balyozla yıkmaya başlar.

Sam‘in annesinin erkek arkadaşı sahneye çıkar. Köpeğinin tasması beline sarılı bir halde Joseph‘e susması için tehditlerde bulunur.

Filmin bu sahnesinden itibaren, köpekleri ve sahipleri arasındaki benzerlikler gözünüze çarpacaktır. Köpek metaforu filmin başlangıcını ve sonunu birbirine bağlayacaktır.

Joseph aldırış etmeden herşeyi yıkar ve bahçedeki koltuğuna gömülür. Bir insanın yalnız başına bırakılmışlığı gözlerinden okunur.

Herşey yıkılmıştır, bütün sokak büyük bir boşluğu haykırır. Kırılıp dökülmelerden sonra bir şeyleri toparlamanın zamanı da gelmiştir.

Yönetmen oyuncularına ufak nüansları nasıl kullanmaları gerektiğini ezberletmiş gibidir. Bir kadın, bir erkeğin kravatını bağlar. Aslında her ikisinin de sığınmak için birbirlerine ihtiyaçları olmasına yabancı değilizdir.

Hannah‘ın kocası üzerinde daha fazla şiddet uygulamaya başlamıştır. Kadının iyi yürekliliği ve Joseph‘e yardım etmeye çalışmasındaki sabrından sonra maruz kaldığı şiddet hiçbir insanın hak etmeyeceği bir yobazlıktır.

Hannah, hiç konuşmadan Joseph‘in yanına yerleşmeye karar verir.

Joseph‘in en iyi arkadaşı hasta yatağında yatarken onun iyi hissetmesi için yardımda bulunan Hannah, kendini yaşamın akışına bırakmıştır. Kötü günlerin içinde bile umut vardır. Yeni bir dünyayla her zaman karşılaşma olasılığımız vardır.

Ne yazık ki her şey kusursuz işlemez. Kırılgan Hannah karakteri, kocasının şiddeti altında kimliğinden aykırı bir hareketle onu öldürmüştür. Joseph, Hannah‘ın kocasıyla konuşmak için evlerine gittiğinde seyirci de bu gerçeğe tanık olur. Joseph bile içindeki nefret ve öfke ne kadar birikmiş olsa da şoke olur. Hannah‘ın, sevdiği kadının neler yapabileceği Joseph‘i korkutmamıştır. Bir kadının canavara dönmüş bir dünyada kendisinden bile tehlikeli olabileceği onu şok etmiştir. Hannah‘ı bırakmaz.

Bütün bu olayların yaşandığı esnada Sam, annesinin erkek arkadaşının köpeği tarafından ısırılır. Sam‘in yüzünde bütün hayatı boyunca taşıyacağı bir iz kalır. Joseph hem kendine küfreder, köpeği ve sahibini daha önce benzetmemesine kahrolur. Ama tepkisini vermekte gecikmeyecektir. Köpeğin kellesini ellerine alıp eski koltuğuna oturduğunda gerçekten filmin en derin anını yaşarız. Joseph‘in aklından geçenler aşağı yukarı şunlar olur: Bu benim öldürdüğüm ikinci köpek.

Köpek metaforu dünyanın kaybeden insanlarla dalgasını geçerken nasıl da kana susadığına büyük bir örnektir. Şiddetten ne kadar uzakta durmaya çalışırsak çalışalım. İyi bir insan olmaya çalışıp kendi doğrularımız peşinden ne kadar gitmeye çalışırsak çalışalım. Çoğu durumlar istemimiz dışında gerçekleşecektir. Ne yapacağınızı sormayın. Bazen en doğru karar henüz aklınızdan geçmemiş olandır.

Bir sevgiliyi hapishane kabul odalarında ziyaret eden adamlar vardır. Şiddete maruz kalan melek gibi kadınlar vardır. Nefretinden çılgına dönmüş adamlar vardır. Kurtulmak zorunda kaldıkları için öldüren kadınlar vardır. Canavara dönmüş dünya her şeylerini ister, ama önümüzdeki yol uzadıkça şunu fark ederiz, yalnız başına atılsa da adımlar, kadınla erkeğin aklında her zaman bir kadın, her zaman bir erkek vardır.

Sundance Film Festivali‘nden eli boş dönmemiş Tyrannosaur‘u izleyin derim. Dog Altogether olarak kısa bir film senaryosunun güçlü bir drama dönüştüğünü göreceksiniz. Kısa hali bile çok fazla ödül toparlamıştı. Ama anlaşıldığı kadarıyla yönetmenimiz Paddy Considine daha fazlasını anlatmak istiyor.

httpv://www.youtube.com/watch?v=4GxFHpnSECY

You may also like

Leave a Comment