Home Genel Kat 31

Kat 31

written by lezizceset Mart 26, 2012
Kat 31

“Camille: Ben bir televizyon ekranıyla ufku karıştırmak istemiyorum. Bizden önce yığınla herif ve kız yollara düştüler, aylak aylak dolaştılar, yürüdüler; şairdiler, gezgindiler; yalnızca düşleriyle güneş gibi kavrulmak istediler; şimdi bugün, güya hayat daha zor olduğu için dümdüz yürümemiz söyleniyor. Ama hayat asla dümdüz değil; teğetler, kestirmeler, tehlikeli sapaklarla dolu. AIDS var, durup dururken ölmek, saldırı da ölmek var, dört bir yanımızda ölüm var, öyleyse yürüdükten, asfaltta, sahildeki kumlarda, patikaların çakıllarında ayakkabılar eskittikten sonra, manzaralarla dolmuş, başkaları hakkında yığınla şey öğrenmişken, bir gün ölümle karşılaşı vermek için de çok şansımız var, işte durum bu. Ver kararını! Yaşın yirmi ve kendi yatağından başka bir yerde uyumadın bile. Bu senin felâketin demek…
‘Bu zaten felâket!'”
Yves Simon, Duygu Sapması, s.221-222

Güneş çatı katında sıradan oyunlarına başladığında Ada’nın tepesinden bütün ışıltılarıyla parıldayan lüks evlere, yıldızlı otellere baktı. Hayatın ona sunduğu kurallara bağlanıp bağlanmadığını düşündü, insanların birbirlerini nasıl aldattıklarını dinledi. Limana yanaşmış kocaman gemilerin içinde güzel kızların günlük maceralarına başladıkları o acınası anların uzağında, sadece limandaki ışık oyunlarına olan hayranlığını sürdürdü. Dışarıdaki ağaçlarda öten bahar kuşlarının eğlencesinin insanların çevresinde uçmaktan başka bir şey olmadığını görmek, onu gülümsetti. Mart ayının sonlarına gelmişken Paul Auster’ın Kış Günlüğü’nü eline alıp ciğerlerini dumanla doldurdu, bıraktığı sigaraya yeniden başladı, iş rutini içini bulandırıyordu ve uzun bir aradan sonra şarapla içilen kırmızı şarap onu baştan çıkarmıştı. Güneş son ışıklarını iki küçük pencerenin izniyle ona bırakırken kendisini buldu. Kedileri seven bir kızın kahve içişini, dizüstü bilgisayarında aptalca oyunlar oynayan bir başka kızla karşılaştırdı. Anların içindeki bir iki dakikaya saniyelerin geçişine aşık oldu.
Bir kez daha bu kadar canlı hissedebileceği bir an bulacaktı elbette.

Sevdiğim bir şair kadından, bir şiir geldi aklına:

[Çok anlamlı olabilirdi]
Çok anlamlı olabilirdi: tükenmekteyiz,
Gitmek zorundayız, çağrılmadan geliriz.
Ama konuşmak ve anlaşamamak,
Ve bir an bile kavuşamayan ellerimiz,

Yıkmakta bunca şeyi: kalıcı değiliz.
İlk adımlarımızı korkutur yabancı işaretler,
Bir çarpı işareti parçalar bakışmaları,
İstenen, yalnızlıklarda eriyip gitmemiz.

Ingeborg Bachmann

You may also like

Leave a Comment