Home Genel Bölüm 3 (Tatlı Uykuda Karşılaşmalar)

Bölüm 3 (Tatlı Uykuda Karşılaşmalar)

written by lezizceset Mart 27, 2012
Bölüm 3 (Tatlı Uykuda Karşılaşmalar)

Masal kendisini gecenin içinde sürdürmeye devam ediyor. Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı kendilerini uykunun içine yerleştirdiler. Masal kahramanlarının rüyaları elbette anlatılabilir ve biz de onların mucizevî rüyalarını sizinle paylaşmaktan çekinmiyoruz.

Gözlerini uykuya ilk kapayan Sabahkahvaltısı olmuştu. Son bulduğu işte çok yoruluyordu. Karınca Avcılığı işinde çalışmaya başlamıştı ve gerçekten zor bir işti. Öncelikle minik karıncaları hiç incitmeden yakalaması ve bağlı bulunduğu şirkete tam vaktinde ulaştırması gerekiyordu. İş başı saat dokuzda başlıyor öğleden sonra topladığı karınca miktarına göre son buluyordu.
Gözlerini önce kapamasının sebebi bu kadar basit.
İşin ilginç ve büyülü yanı Sabahkahvaltısı’nın güne yorgunluğunu unutmuş ve mutluluğunu sarınmış bir şekilde başlamasıydı. Bunu Sular Prensesi’nin öpücüklerine borçluydu.
Sular Prensesi. Yeryüzünün komik insanları güzelliğin farkında olamıyorlardı. Çok yeteneksizdiler. Oysa Sular Prensesi sadece onlara yardım etmek istemiş ve her seferinde yanıldığını görmek onu çok üzmüştü. Tanrıya şükür çilekli çubukları var. Onları her yakışında biraz daha dertlerinde uzaklaşıyordu ama yine de bir eksiklik vardı.
Dans ederken yeryüzüne birlikte düştüğü çocuğu arayıp bulmak istiyordu. Biraz da mutlu olmak istiyordu. Herkes mutsuzdu bu zamanda ve herkesin mutsuz olması artık mutsuzluğu ilginç kılmıyordu. Hem kim isterdi ki mutsuzluğu? Atsan atılmaz, satsan satılmaz…
Sular Prensesi istese de istemese de dilenen dilek bir yolunu bulmuştu. Çilekli çubuklar yetersiz kaldığında uykuya dalıyordu Prenses.
Uykunun derinliklerinde kulaç atmasını sürdüren Sabahkahvaltısı her şeyden habersizdi. Rüyalar bambaşkaydı ve her şey her seferinde şekil değiştiriyordu.
Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı’nın karşısına denizkızı olarak çıkıyordu. Masmavi gözlerle küçük bir gülümsemesiyle yeryüzündeki komik insanları parmağının ucunda oynatan bir denizkızı.
Sabahkahvaltısı onu ilk gördüğünde (rüyasında) kalbinin ritminde atış bozuklukları hissetti. Eli ayağına dolaştı, sağ yanağını uzattı denizkızına.
Denizkızıysa küçük adamı çenesinden tuttu ve mavi gözleriyle onu tatlı uykunun kat kat derinliklerine çekti. Denizkızının eli yanağına dokundu. Sabahkahvaltısı denizkızının elindeki su yüzüğünü fark etti. Yüzüğün parıldayışına gülümsedi. Sabahkahvaltısı’nın yüzüğü daha iyi görmesi için Denizkızı elini uzattı. Eline dokundu denizkızının ilk defa. Çocukça ve neşeyle.
Rüyanın en güzel ayrıntıları; ayrılan ellerin yeniden birbirini bulması ve yanağa dokunan bir el. Kaydedilen bütün ayrıntılar gerçek yaşamda olmaları gereken yeri buldular.

Denizkızı mavi gözlerini Sabahkahvaltısı’nın kahverengi gözlerine daha da yaklaştırdı ve küçük bir öpüşü Sabahkahvaltısı’nın dudaklarına bıraktı.
Sabahkahvaltısı çok utandı. Öpüşmekten utanmadı çok tatlı bir öpüştü bu ve denizkızının dudakları çok tatlıydı. Utancı, Sular Prensesi’ne karşıydı. Kalbi küt küt atmaya başladı. Küt küt küt küt… Ormana izinsiz giren oduncuların ağaçları öldürürken çıkardığı sesten… Küt küt küt küt… Ne yapacağını bilmiyordu. Ama Sabahkahvaltısı öpmemişti denizkızını, denizkızı öpmüştü Sabahkahvaltısı’nı.
Nereden bilsin denizkızının aslında bizim Sular Prensesi olduğunu… Aslında onun dudaklarının rüyasında onu kurtarmak için ona ulaştığını…
Denizkızı’nı korkuyla uzaklaştırdı kendisinden rüyanın derinliklerinde gerçekliğin yüzeyine çıkmak için yüzdü yüzdü ve yüzdü…
Denizkızı, Sabahkahvaltısı’nın arkasından şaşkın gözlerle baka kalmıştı. Acaba sevmemiş miydi verdiği öpücüğü, ya da sorun, şu parıltılı denizkızı kuyruğu muydu?
Sabahkahvaltısı’nın arkasından bağırmak istedi ama geç kalmıştı.

Sabahkahvaltısı heyecanla uyandı. Gülümsedi. Ne de tatlı şeydi şu Denizkızı. Hani kalbi başkasına ait olmasa göğüs kafesini açıp kalbini çıkarıp denizkızına verebilirdi. Sadece şu öpücük için. Ama bir yandan da içi rahatlamıştı. Küt küt kütler dinmişti. Kalbini verse yerine bir başkasını yapmakta gayet başarılıydı. Yenisi hem daha sağlam oluyordu. En güçlü kalbi hazırlıyordu içinde Sular Prensesi’ne en güçlü parıltıyı üzüntüleri unutturan ve ruhu gezgine çeviren parıltıyı.

Sular Prensesi rüyada yalnız başına kalmıştı. Rüyanın derinliklerindeki bir kayanın üzerine oturmuş parmağına taktığı su yüzüğüne bakıyor. Bir de etrafında onu teselli etmeye çalışan balıklara gülümsüyordu.
Sular Prensesi- Tanımadı beni.
Rüya Balıkları- Üzülme. Onun dileğini yerine getiriyorsun. O istemedi mi senin uzağında seni aramak. Üzülme sakın.
Sular Prensesi- Dileğini yerine getirmek için onu her seferinde bir Denizkızı gibi öpeceğim. Beni hatırlayamayacak.
Rüya Balıkları- Dikkat et. Seni sakın boynundan öpmesin.
Sular Prensesi- O niye ki?

Sorusunun cevabını rüya balıkları Sular Prensesi’ne söylemediler. Bir anda renkli yosunların arasında kayboldular. Sular Prensesi de bir süre daha yalnızlığının keyfini çıkardı.
O niye ki sorusunun cevabı aslında şuydu: Eğer Sular Prensesi rüyanın içinde, denizkızıyken boynundan öpülürse eski haline dönüyor, kuyruğu düşüp iki insan ayağına dönüşüyordu. Ayaklarının çıkmasıyla da melekleri andıran iki küçük siyah kanat sırtında beliriyordu.
Rüya Balıkları korkularından Sular Prensesi’nin sorduğu soruyu cevaplamak istememişlerdi. Çünkü balıklar uçma konusunda hiçbir şey bilmezlerdi. Sular Prensesi’ne yanlış bir şey söylemek istemezlerdi.

Sular Prensesi rüyanın içinde yalnız başına düşündü. Ben gerçekten yalnız mıyım? Sabahkahvaltısı beni bulabilecek mi? Öptüm onu. Boynumdan öpülünce ne oluyor ki?
Gülümsedi. Kıkırdadı.

Sabahkahvaltısı iş başı yaptı. Yüzünü yıkadı. Sular Prensesi’ni hatırladı. Ne kadar güzel gülüyor. Dans ederken bana ne kadar da güzel sarılıyor. Elleri ilk dokunduğum yer. Sonra da sağ yanağını aynaya yaklaştırıp bakıyor. Bir iz ararmış gibi denizkızının ilk dokunduğu yere bakıyor. Var mı bir iz? Var mı?
Gülümsüyor. Yanaklarında çukurluklar meydana geliyor. Çukurlukların neden meydana geldiğini bilmiyor. Dişlerini fırçalıyor. Kahvaltı yapmıyor çünkü zaten adı üstünde kendisi Sabahkahvaltısı. Ortada kahvaltı yapmasını gerektirecek bir durum yok. Kıyafetlerini ve pabuçlarını giydikten sonra yollara karınca avlamaya düşüyor.

Sular Prensesi uykusundan uyanıyor. Onun yatağı su yatağı. Uyandığında ilk işi onun üzerinde hoplamak zıplamak. Güne iyi başlamak için önce ayaklarına alışması gerekiyor. Rüyasında kuyruğuna fazlaca alışmış olduğundan gerçek yaşamında, yani bir masalda, durduk yere yüzmeye çalışması pek hoş karşılanmaz. Hele bir hanımefendiye, bir prensese bu davranış hiç yakışmaz. Ama o küfretmesini seviyor. Arada sırada argo savuruyor havaya. Poponu sandalyeye sıkıştır! Baldır bacak hanımefendi çok oluyorsunuz! Kuşu kalkmaz kuşu kalkmaz! Sen büyünce anca pipi olursun! Fi fi konuşma prensesi kızdırma!
(Masalın yukarıdaki bu kısa kısmını… Ebeveynlerin özgür iradesine bırakıyoruz. İsterlerse Anneler oğullarına bu kısmı okumaz, babalar da kızlarına… Bir de argoyu kullananın kız olduğu düşünüldüğünde daha sağlıklı gelebilir tabi bu kulağa. Ama bir dakika. Dikkat dikkat. Masalın en eğlenceli kısmı okunmazsa bu sansür uygulamak ve özgür aklın neşesine engel olmak olur. Her şeyi özgür iradenize bırakıyoruz.)

Sular Prensesi zıplamasını bitirdikten sonra su yatağının üzerinden iniyor. Saçlarını tarama zamanı. Sular Prensesi’nin ipekten daha güzel simsiyah saçları var. Onları her gün tam olarak on üç kez kere tarıyor. Bir, uykunun alıp götürdüklerini hatırlamak için. İki, sesimin saçlarımla birlikte hareket etmesi için. Üç, gökkuşağı melekleri gülümsemesi için. Dört, çilek çubuklarının kokusunun saçlarımda dolaşması için. Beş, denizkızı kuyruğu bir süreliğine unutmak için. Altı, saçlarımın kokusunun Sabahkahvaltısı’na ulaşması için. Yedi, şans hayaleti için. Sekiz, yolda kara kedi görmek için. Dokuz, aklıma güzel film senaryoları gelmesi için. On, yolda yürürken kayıp düşmemek için. On bir, komik yeryüzü insanlarının sarkıntılıklarını önlemek için. On iki, hayallerime hep inanmak için. On üç, saçlarımın Japon kızlarının saçlarına benzemesi için. Onları çok seviyorum.
Ritüelini tamamladı ve kendisini çok rahatlamış ve huzurlu hissetti.
Uykudan uyanmanın büyülü bir yanı olduğunu keşfetmişti. Yüzünü yıkamaya gitti. Mantıken Sular Prensesi’nin yüzünü yıkamasına gerek yok. Fakat unutulmamalı o bir Prenses ve küfürlü konuşsa da kirli çıkı değil.
Yüzünü de yıkadıktan sonra sabah kahvaltısını yapmak için evinin terasına çıktı. Sabahkahvaltısı’nın hatırlanma anı gelmişti.

Sular Prensesi para bakımından çok şanslıydı. Çocuk korku filmleri çeken bir şirkette senaryo işlerinde çalışıyordu. Karınca avcısı olmaktan iyidir. Son yazdığı korku filmi senaryosu çok para kazandırmıştı ona ve ilk işi; deniz manzaralı bir terasa sahip, üç katlı bir eve yerleşmek oldu. Son yazdığı filmin ismi “Oyuncak Kamyonun İçindeki Hayaletti”.

Sabah kahvaltısına kara zeytinlerle beyaz peynirle başladı. Çilek reçeli sürdü ekmeğinin üzerine. Çileğin her şeyini seviyordu. Çilek kokulu parfümler. Küçük çilek desenli etekler, elbiseler… Aklınıza ne geliyorsa. Sabahkahvaltısı’nı bitirdi ve gülümsedi. Tatlı bir Sabahkahvaltısı hiç fena olmaz.
Sular Prensesi üstüne onu melek gibi gösteren kıyafetlerini giydi. Kapüşonlu bir elbise. Saçlarını canı sıkıldığında saklamak hep hoşuna giderdi. Bazen de canı sıkıldığında onları etrafındakilere göstermek. Japon kızlarının saçları gibi de mi? Japon kızlarının saçları gibi… Geriye bir tek yanından ayıramadığı çantasını almak kaldı. Onu da sırtına geçirdi.
Çantanın içinde ne olduğunu merak edenler. Meraklanmayın en önemlilerin ne olduğunu söyleyeceğiz. Sular Prensesi’nin en sevdiği kitap, onun günlüğü ve senaryoları yazdığı küçük defter… Evet, ilgi çekici şeyler değil ama… Güzel dudakları için çeşit çeşit ruj, çilek çubuklar –si-gar-gara- vesaire… Canı ne isterse bu çanta ona onu veriyordu. Masal değil mi? İlla ki normal bir çantaya benzemek zorunda değil, Sular Prensesi’nin çantası.
Garajda duran cip-cipine bindiği gibi akan arabaların arasına karıştı.

Sabahkahvaltısı sokaklarda dalgın dalgın karınca ararken bir de ne görsün bir cip… Hem de çilekli. İçinde. İçindeki. Oradaki. O. Mavigözler. Simsiyah saçlar. Zehirli gülümseme. Sular Prensesi.
Sabahkahvaltısı bağırdı: Sular Prensesi! Sular Prensesi!
Cip-cip o kadar hızlı bir araçtı ki Sular Prensesi’nin Sabahkahvaltısı’nın bağırışını duyması neredeyse imkânsızdı. Mucize olurdu zaten Sabahkahvaltısı’nı duysa.
Sular Prensesi cip-cip içinde bangır bangır limon ağaçlarını anlatan bir Japon şarkısı dinliyordu. Kafasında tek bir düşünce vardı. Eğer Sabahkahvaltısı şımarıklığına devam edip de onu bulamazsa en kısa zamanda kendisini hayır işlerine verecekti. Japonları Koruma Derneği kuracaktı.
Cip-cip şirketin garaj kapısına Sular Prensesi’ni ulaştırdığında Sabahkahvaltısı sokağın ortasında bir yumurta sarısı gibi kalakalmıştı. Çünkü bilindiği üzere bütün karınca avcılarının elbiseleri sarıdır.

Gün başlarken ikisinin de aklında şu vardı. My First Free Love!

You may also like

Leave a Comment