Home Genel Bölüm 5 (Kokunu Tanıyorum +18)

Bölüm 5 (Kokunu Tanıyorum +18)

written by lezizceset Mart 31, 2012
Bölüm 5 (Kokunu Tanıyorum +18)

Her şey yavaş ama aynı zamanda hızla gelişiyordu.
Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi denizi keşfetmişlerdi. Denizi Keşfetmek, onun arkasından gerçekleşecekler hep yeni ve farklı başlangıçlardır. Masalının sonunu arayanlar hayal kırıklığına uğrayacaklar çünkü masalımızın sonu yok.

Şimdi, masalımızın başlığının yanında (18+) görenler soracaklardır. 18+ ne demek?
Kimseyi merakta bırakmadan hemen cevaplayalım. Şu an masalımızın en heyecanlı ve sallantılı bölümüyle karşı karşıyasınız.
Onun için on sekiz yaşından küçükler, artık uyusun! Hadi bakayım! Baş baş! Hadi!
On sekiz yaşını geçkin zavallı ebeveynler ise fantezilerini geliştirmek için yatmadan önce duygularını Kokunu Tanıyorum bölümüyle bir hoş edebilirler.

Gözlerinizi kapayın ve öpüşün!

Sular Prensesi Denizin Keşfinden sonra iş yerinde yorucu bir senaryo yazımına başlamış ve sekiz saat boyunca (bir tek tuvalet molası vermişti) çalışmıştı. Yorgunluktan bitik bir halde şirketin kapısından çıktı. Çıkmasıyla birlikte cip-cip vınnn diye önüne geldi ve durdu. Sular Prensesi için sevgili evinin yolunu tutmak bir nevi huzurdu. Sabahkahvaltısı’nın dünyayı belki de on üç kez dolaşmış olan dileğinin yerine gelmesini bekliyordu. Sular Prensesi sabırsızlanıyordu çünkü yaşamının biraz rutinleşmeye başlaması onu deli ediyordu. Şöyle diyordu içinden Eeee ne farkı kaldı bir odacığın içinde yaşamaktan.
Prenses, dayanma sınırlarını zorluyordu. Tamam, rüyalarda Sabahkahvaltısı’nı görmek için Denizkızı olmak güzel hoş da… Eee insan biraz da elle tutulur şeyler istiyordu. Bir de Rüya Balıkları durup dururken Sular Prensesi ‘nin kafasını karıştırmaya bayılıyorlardı.
Rüya Balıkları- kıkırdayarak Denizkızlarının kukusu olmaz…

Yok, boynunu öptürme! Yok, Denizkızlarının kukusu yok! Yok, küfretme! Yok, eve vaktinde gel! Yeryüzü ne kadar da çekilmez bir hal alıyordu. Sular Prensesi’nin kafası allak bullak oldu.
Kuku da neymiş canım?
Tanıdık bir kelime ama kukunun ne olduğunu tam olarak çıkaramıyordu.

İlk bölümlerde Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı birbirinin benzeri odacıklarda kalıyorlardı. Daha doğrusu hapsedilmişlerdi. Odacıklarda uzun süre kaldıklarından dolayı yaşamın ta kendisi olan şeyden de mahrum ediliyorlardı. BAK-BANA dansıyla bazı titreşimler yeryüzüne doğru dağılışına başlamıştı. Aynı zamanda Sabahkahvaltısı da Sular Prensesi de bedenlerini tam anlamıyla tanımıyorlardı.
Sular Prensesi Denizkızı olduğunda kuyruğunun çıktığını biliyordu. Sabahkahvaltısı da elleriyle misina tutup balık yakalamasını… İkisinin bedenleri hakkındaki bilgileri şaşırılacak derecede azdı.
Denizin Keşfi birçok şeyin tasarıcısı oldu. Rüya ilişkileri ve karşılaşmalarının büyülü etkileri vardır. Gerçek yaşamda büyülü şeyler için bir takım karşılaşmalar ya da yaşamı kaydıran dokunuşlar gereklidir. Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı’nın aralarındaki çekim kuvvetinin yarattıklarına tanıklık edeceksiniz. Zavallı Ebeveynler ve aşktan gözü dönmüş Sevgililer…

Masallarda her şey yolundadır. Bir masal yazmanın onu satır satır yaşamanın en güzel tarafı da budur.

Trafik iş çıkışlarında sıkışık olmuyor ve Sular Prensesi de gaza bastığı gibi anında evinde oluyordu. İş çıkışlarını sevmesi bu yüzdendi…
Eve geldi ve suyunu tazelemek için ılık bir duş alması gerektiğini düşündü. Soyundu ve çıplak bedenini suyun altında tazelenmeye bıraktı. Her duş arasında bacaklarının arasında bir şeylerin kıpırdandığını hissediyor ama o kıpırtılı ve sıcak yerin ne anlama geldiğini bir türlü çözemiyordu. Rastlantıya da bakın Rüya Balıkları nedense hep böyle çözümsüz zamanlarında Sular Prensesi’nin karşısına çıkıyor ve kafasını karıştırıyorlardı. Şu kuku denilen şey bacaklarının arasındaki yerse buna hiç şaşırmayacaktı. Belki de sevinecekti. Çünkü hem kulağa güldürücü gelen hem de teşvik sınırlarını zorlayan bir yankısı vardı: KUKU.
Suyun altında çilek kokan şampuanlarla, sabunlarla vakit geçiriyordu. Suyun altında güzelliğini uzaktan izleyebilme şansı olsa belki de kalbinin atışları yön bile değiştirebilirdi. Ama kalp atışlarını Sabahkahvaltısı’nın kalp atışlarıyla bir tutmak daha çok hoşuna gidiyordu.
Banyodan çıktı. Tenini eşsiz kılacak deniz kremlerini sürdü bedenine. Böylece işten eve gelen yorgunluğunu unuttu. Ve bornozundan kurtulup üzerine siyah gece elbisesini giydi.
Uykuya yatmadan önce akvaryumda beslediği evcil köpek balığına taze et attı. Köpekbalığını çok seviyordu. Köpekbalığının adı Jack’ti.
Jack akşam yemeğine bayıldı ve Sular Prensesi’nin gülmesini sağlayan akvaryum taklasını attı. Jack çok özel bir tür olan Carcharodon carcharias’ın hiç büyümeden yavru olarak takılanlarındandı. Sular Prensesi’i Jack’in burnuna bir öpücük kondurdu. Jack gülümsedi.

Sabahkahvaltısı pır-pır’ıyla yakaladığı özel türleri özenle akvaryuma yerleştirdikten sonra elini kolunu sallaya sallaya “Mavi Deniz ve Beyaz Köpüklü Dalgalar Şirketi”nden çıktı. Denizin Keşfini tam da denizin ortasında yaşadığından dolayı büyük bir mutluluk içinde büyümesini sürdürüyordu. Ama aynı zamanda canını yakan bir şey de vardı. Nerde kalmıştı şu dilek. Eğer Sabahkahvaltısı dünyanın yedi harikasıyla vakit geçiren bir dilek dilediyse işi işti. Kendine çok küfrederdi. Amma da fikfik kafalısın yaaa Sabahkahvaltısı

Bildiğiniz gibi Sabahkahvaltısı, “Mavi Deniz ve Beyaz Köpüklü Dalgalar Şirketi”nde hızla yükselmiş ve kıdemli olmuştu. Hatta balık türleri hakkındaki bilgisinden ötürü ikramiye maaş alıyordu.

Ek maaşıyla ilk işi kendisine bir araba almak oldu.
İşten çıkıp eve gitmeden önce, suçlu arabaların idam edildiği araba mezarlığına uğradı. Bir de ne görsün? Ağlasın mı gülsün mü karar veremedi. Onu Sular Prensesi’nden ayıran kırmızı vos-vos birkaç dakika sonra idam edilecekti. Sabahkahvaltısı’nın eli ayağına dolaştı. Bir anda karar vermesi gerekiyordu. Şekersizlenmesinden iyi tarafından kalktığı için kırmızı vos-vos’un kefaretini ödedi ve onu idam edilmekten kurtardı.

Kırmızı vos-vos minnettarlığını göstermek için kornasını “Umarım Sular Prensesi’ni en kısa zamanda bulursun.” Şeklinde öttürdü. Sabahkahvaltısı’nı vos-vos’a kızgın da olsa ona kanı kaynadı. Her sabah şehir şekerlemesi aldığı büfeye uğradı. Bir kutu şehir şekerlemesi aldı. Denizde balık tutarken cikletmek için. Sonra da vos-vos’a atladığı gibi evinin yolunu tuttu.

Yeni evi demeliyiz. Eskisinin hem kirası çoktu hem de konfor bakımından aksaklıkları vardı. Yeni evini orta halliler mahallesinden almıştı. Müstakil çift katlı bir minderdi. Duvarlar sarı renkle boyanmış, içerisi mavi minderler döşenmiş, içinde çift kişilik yatakların en büyüğünü barındırıyordu.

Sabahkahvaltısı BAK-BANA dansından sonra bedenini tanımlamayı bıraktığı için çift kişilik yatak ne işe yarar bilemiyordu, garibim. Öyle yayılıyor. Kollarını ve bacaklarını açıp çarpı işareti şeklinde uykuya dalıyordu. Keşke diyordu Sular Prensesi de gelse kollarımdan ve bacaklarımdan nasıl çarpı işareti yapıyorum. Bir görebilse… Hayallerle yatağından yıldızlarla kaplı gökyüzünü izliyordu.

Evinin bir özelliği üstünün açık olmasıydı. Emlakçı üstü kapalıları teklif etse de üstü açık şeyler Sabahkahvaltısı’nın daha çok hoşuna gidiyordu. Dayanamayıp evi almıştı. Açık saçık şeylere bayılıyordu. Emlakçı da çok memnun olmuştu. Ohhh be bir üstü açık daha gitti.

Orta Halliler Mahallesi’nin ortasından iki kolla denize ulaşan Değirmenli Dere geçiyordu. Sabahkahvaltısı, Değirmenli Dere demek yerine Değirmenlere Karşı demeyi yeğliyordu. Bu ismin dereye daha çok yakıştığını düşünüyordu.
Değirmenlere Karşı’nın bir diğer kolu zenginler mahallesindeydi ve çilek kokulu dere tabii ki Sular Prensesi’nin de evinin köşeciğinden geçiyordu.

Sular Prensesi, Jack’i öptükten sonra bir şişe Tekila’yı fon-dip yaparak bitirdi. Bu yüzden dolapta limon kalmadı. En çok ona üzüldü ama Sular Prensesi’nin Tekila Şişe’ne çok ihtiyacı vardı. En sevdiği markayı bir anda bitirmişti: İÇ BENİ LIKIR LIKIR.
Sular Prensesi, bir hoş bir sarhoş olmuştu ve içindeki sıkıntıyı Sabahkahvaltısı’na yazası vardı. Akvaryumun yanına oturdu. Bir yandan Jack’e baktı. Bir yandan da yazdı.
“Sevgili Sabahkahvaltısı,
Benim evim yok sizin çadırınızda uyuyabilir miyim? (Bal gibi de evi vardı. Zenginler Mahallesinde tripleks bir daire.) Ben çok aşığım seni bilmem. (Sabahkahvaltısı da bir o kadar âşıktı ona ne yazık ki rüyaların dışında bir türlü karşılaşamıyorlardı.) Seni istiyorum. Sadece seni. Özlüyorum.
İmza: İlk özgür aşk’ın.”
Altına da bir denizkızı resmi çizdi ki Sabahkahvaltısı rüyalarında onu bulanın aslında Sular Prensesi olduğunu anlasın ve şu ilk dilek gerçekleşsin. Sadece bir başlangıç. Ardından birbirinden farklı milyarlarca başlangıç gelecekti.

Yazdığı mektubu boş İÇ BENİ LIKIR LIKIR Tekila şişesine tıktı. Şans getirmesi için Jack’in burnundan bir kez daha öptü. Sonra da pencereyi açıp şişeyi Değirmenlere Karşı’ya fırlattı.
Şaşırılmasın, Sular Prensesi de Değirmenli Dere’ye Değirmenlere Karşı demeyi seviyordu. Hele içini mutlulukla sardırtan bir hayali vardı. Neden olmasın. Dünyanın en mutlu aşkını yazacak bu masal gerçekleştiğine göre bu da olabilirdi. Birileri çıkar Değirmenlere Karşı adında bir şarkı besteleyebilirdi. Böylece Sular Prensesi işe giderken bangır bangır Değirmenlere Karşı şarkısını dinlerdi.

Tekila şişesi Değirmenlerle sarılı derede yüzerek denizin yolunu bulmaya başlamıştı.
Sular Prensesi pencereyi kapatmış, denizi gören yatağına uzanmış rüyanın onu alacağı anı bekliyordu. Göz kapakları ağırlaştı. Jack’in taze etleri sindirdiğini belli eden mide gurultularıyla Denizin en güzel varlığı gözlerini uykuya açtı.

Sabahkahvaltısı, yeni evinden hoşnuttu ama içinde çok büyük bir yeri kaplayan bir eksiklik vardı. Eksik parçasını bulmak istiyordu. Sular Prensesi’nden dilediği dileğin yerine gelebilmesi için aramalıydı.
Biraz güç toplamak için banyo yapmaya girdi. Soyundu üzerindekileri çıkardı. Tıpkı o da Sular Prensesi gibi bedeni hakkında yeni şeyler öğreniyordu. Mesela bacaklarının arasından sarkan ve Sular Prensesi’ni ne zaman düşünse büyümeye, bir tilki gibi kulaklarını dikmeye başlayan bir şey vardı. Tam olarak ne işe yaradığını bilmiyordu Sabahkahvaltısı. Sadece tahmin yürütebilirdi. Büyüdüğüne göre mutlaka yararlı işlevleri olan bir şeydi. Acaba bu şeyin Sular Prensesi’yle bir ilgisi ilişkisi var mıydı bilmiyordu.
Bir tek en son BAK-BANA dansı yaparken bacaklarının arasından… Yok, yaaa ona daha çok bacaklarının arasından sarkan bir şey diyemeyecekti. Bir ismi olmalıydı. Bir bir bir bir düşüne düşüne ilk önce birleri ters çevirdi. Pir pir oldu. Sonra r’lerin fazlalık olduğunu düşündü ve pir pir’i Pipi’ye çevirdi. Zaten pir-pir kelimesi de ufak teknesini çağrıştırıyordu. Güçlü işlevleri olduğuna inandığı şeye teknesine benzer bir ismin takması komik olurdu. Bunun için ona PİPİ ismini taktı. Hatta duş alırken bir de oyun oynuyordu. Pipi kalk. Pipi dikil. Pipi işe. Pipi uyu. Pipi yavaş ol. Pipi uyan.
Sabahkahvaltısı onu titreştiren Sular Prensesi olduğuna göre, ilk işim onu bulmak sonra da bu muammayı ona sormak olacak diye söylendi. Sular Prensesi’nin kuku denilen şey hakkındaki kafa karışıklığından haberi yoktu.
Ki masalcıya göre Sabahkahvaltısı sen hiç kıku gördün mü? Sorusu sorulsa Sabahkahvaltısı’nın evet evet evet çok gördüm diyeceğini biliyordu. Ama henüz bedenleri hakkında hiçbir bilgiye sahip olmayan genç freelovers’lar, yaşamın sadece Denizin Keşfiyle başladığına ve yenilendiğine inanmaktan daha fazla şeyi gerçekleştireceklerdi.

Sabahkahvaltısı banyodan çıktı. Uyku kıyafetlerini giydi. Olta takımını temizledi ve kendini çift kişilik yatakların en büyüğünün üzerine bıraktı. Gökyüzünü izlemeye başladı. Merkür’den Venüs’e alfabesini hatırladı. Gözlerini kıstı. Önce uzayın derinliklerindeki Venüs’ün parıldayışını izledi. Çok güzeldi, eşsiz bir gezegendi. Sonra çocukken onun doğduğu yerin Merkür olduğunu söyleyen bakıcılarını hatırladı. Merkür’ü gördü. Yaşasın, dedi, Sular Prensesi de ben de dünyalı değiliz. Ben bir Merkürlüyüm. Prensesim’se Venüslü. Çok hoşuna gitmişti bunu bir kez daha fark ediyor oluşu. Yıldızlara baktı.
Kendisinin ve Sular Prensesi’nin güneşin yakınlarından geldiğine bütün kalbiyle inandı.
Sabahkahvaltısı birkaç gündür yeni evine alışamadığından uykusuzluk problemini yıldızları sayarak atlatıyordu. Samanyolu’ndaki bütün yıldızların yarısını saydığında uykunun derinliklerinde oluyordu.
Sabahkahvaltısı’nın göz kapakları ağırlaştı, ağırlaştı pıt diye kapandı…

Kafa-karıştıran Rüyalar:

Masalımız kendini erotizme sunmaktan iftiharla gurur duyar. Gözleri fal çanağı gibi açılan zavallı Ebeveynler ve sevişecek bir odacık bulamayan sevgililer: SEVİŞİNİZ! ERİYENE KADAR SEVİŞİNİZ!

Bedenlerin tanımlanması için Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi ilk çıplak karşılaşmalarını rüyanın içinde gerçekleştirdiler. Sallantılı kısımlardan önce titreşimli salınışları anlatmak zorundayız.

Elimizde iki şey var. Sabahkahvaltısı’nın Pipisi ve Sular Prensesi’nin Kukusu. İkisi de bedenlerinin en gizli parçalarından habersizler. Bir şeyler sezinliyorlar ama ne yapacaklarını onları nasıl kullanacaklarının henüz farkında değiller. Hatta aşkın en güzel ikilisi henüz gerçek bir öpücük bile konduramadılar dudaklarına. Kimse üzülmesin.
Biliyorsunuz. Masallar gerçektir ve her şey olacağına varır. Kendiliğinden. Gerçek bir öpüş için gerçek acılar çekilmeli ve onun ardından mutluluğa delice saldırılmalıdır. Mutluluk ele geçirildiğinde kimse ondan kolay kolay vazgeçemez.

Sabahkahvaltısı, rüyasında Denizkızı’nı üstsüz olarak gördüğünde içi bir hoş oldu. Hülyalara daldı ve güldü. Denizkızı, Sabahkahvaltısı’nı ilk kez çıplak gördü ve kıkırdamaktan kendisini alamadı. Sabahkahvaltısı’nın bacaklarının arasından kocaman bir şey sarkmaktaydı.
Sabahkahvaltısı- Onun ismi Pipi dedi.
Sular Prensesi’ne sarkan şeyin ismi çok komik geldi. Sabahkahvaltısı’na: Pipi, pipi, pipi… Diyesi geldi ama sonra rüyada olduğunu hatırladı. Bir Denizkızı olarak rüyalarda göster ama verme mantığıyla hareket etmesi gerekiyordu.
Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi’nin üstsüz haline dayanamadı. Yaklaştı, yaklaştı. Bir şeyler onu Denizkızı’na çekiyordu. Denizkızı’na yaklaştıkça Pipi büyüyor, büyüyor ve sertleşiyordu. Denizkızı çekindi ve bedeni hakkında ne yapacağını bilemedi. Rüya Balıklarının ona söylediği şeyi haykırdı.
Sular Prensesi- Denizkızlarının Kuku’su yoktur!
Sabahkahvaltısı Kuku kelimesini duyunca çıldıracak gibi oldu. Ne kadar büyülü bir kelimeydi bu. Hem insanı güldürüyor hem de kendinden geçiriyordu. Ku-ku.
Kelime ağızda söylenirken onun çok tatli bir şey olduğu hiç gözden kaçmıyordu. Ku-ku.
Sabahkahvaltısı hiç tereddüt etmeden gülerek Kukulara bayılırım. Dedi. Dedi ama bir Kuku’nun ne işe yaradığını bilmiyordu bile. Sabahkahvaltısı’nın Pipi’si bayabüyüdü, kızardı. Böyle bir çıplaklık Sular Prensesi’nin hem çok hoşuna gidiyordu hem de bu büyük şeyin ne işe yaradığını bilmediği için şüphelenip korkuyordu.

Sabahkahvaltısı yaklaştı ve Denizkızı’nı dudaklarından öpmeye başladı. Denizkızı’nı öptükçe pipisi sertleşmesini korudu. Ve Denizkızı boynundan öptürmemek için her yolu deniyordu. Kuyruklu halini bir koruma içgüdüsü olarak kullanıyordu.
Ama Sabahkahvaltısı, Denizkızı’nın sevdiği öpüşme oyununu onunla oynarken onu boynundan öpü verdi.
Da.da.dam!
Denizkızı kuyruğu ortadan kayboldu. Sular Prensesi’nin Kuku’su ortaya çıktı. Evet, şimdi tam da rüyada bedenlerin karşılaşması yaşanıyordu. İkisinin uykusunun doruklarındayız.
Sular Prensesi’nin kuyruğu kayboldu ve pürüzsüz bacakları belirdi. Bacaklarının arasında küçük sevimli bir çukurluk belli oldu. Çıplak bedenler kendiliğinden tanımlanıyordu. Sular Prensesi bacaklarının arasındaki gizemli yerin Kuku’su olduğunu anladı.
Sabahkahvaltısı olağanüstü bir çekim kuvvetiyle bu merkeze doğru odaklanan pipisine laf geçiremez. Olmuştu. Pipi dur! Pipi in! Pipi uyu! Hayır, kesinlikle söz anlamıyordu Pipi. Sular Prensesi, elleriyle bir süre Sabahkahvaltısı‘nı kendisinden uzakta tutmaya ikna etti.
Sabahkahvaltısı Pipi’sine baktıkça, çoktandır Sular Prensesi de içinde bir şeylerin ıslandığını fark etti. İçini hoş eden bir akıntı, yeni keşfettiği kukusunun derinliklerinden alev alev taşmaya çalışıyordu.

Rüya, erotizmi tanımlamasını başarıyordu.
Masalımız hayal gücü yoksunlarını yeter ki yatak odalarına çeksin ve yeryüzü üzerinde çok ateşli sevişmelere tanık olunsun. Soyunun yavaş yavaş ve hızlı hızlı salının üzerinizdekiler çıktığında…

Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı gizemli yerlerinin ateşli kıvılcımlarına dur demek istemiyorlardı ama yan yana olmadıklarından kontrollü davranmaları gerekiyordu. İşte ne olduysa bu kez kontrollü olmanın sayesinde oldu.

Sabahkahvaltısı’nın Pipi’si, Sular Prensesi’nin Kuku’sunun içine tam girecekken Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı’nın Pipi’sini elleriyle tuttu ve olan oldu. Sabahkahvaltısı zevkten inledi… Sular Prensesi’nin sıcak elleri Pipi’nin ateşini patlattı ve bembeyaz dalgalar Sular Prensesi’nin göbeğine çarptı. Ellerini kullandı Sular Prensesi, kontrolü bu şekilde sağlayacağını düşünerek ama Sabahkahvaltısı zevkten daha çok delirdi. Sular Prensesi’nin de hoşuna gidiyordu ama bir şeyler yapıp rüyadan çıkması da gerekliydi. Yoksa tehlikeli şeyler olacak ve her ikisi de rüyanın derinliklerinden çıkıp gerçeklikte birbirlerini bulamayacaklardı.
Sular Prensesi ıslanmıştı. Ipıslak olmuştu içi. Kendini her an bırakabilirdi. Her an Sabahkahvaltısı’nı içine davet edebilirdi.
Şans eseri, Sabahkahvaltısı Sular Prensesi’nin boynundan büyük bir şevkle öptü ki Sular Prensesi’nin mükemmel bacakları ve kukusu bir anda kuyruğa dönüştüler. Sular Prensesi elleriyle tuttuğu Sabahkahvaltısı’nın Pipi’sini bıraktı ve ona bir hoşça kal öpücüğü verip uzaklaşırken…
Sular Prensesi- Gerçeklikte beni bul. Kukum seni arıyor. Dedi.

Sabahkahvaltısı, şaşkınlıktan bakakaldı ve Sular Prensesi’nin uzaklaşmasını izlerken Pipi’sine daha önce söylediği lafların tarafından yerine getirildiğini gördü. Pipi durdu, indi ve uyudu.

Sular Prensesi, terden sırılsıklam bir halde uykudan uyandı. Gördüğü kesinlikle bir kâbus değildi. Aksine çok hoşuna giden şeyleri rüya aracılığıyla öğrenmiş ve en kısa zamanda masala geçirileceğinin bilincindeydi. Hatta Sabahkahvaltısı’nın Pipi’sinin Kuku’sunun içine girecek oluşunu öğrenmesi içini pır pır ettirdi.
İşe gitmeden önce bir duşun tam sırasıydı. Siyah geceliğini çıkardı ve suyun altında tenini tazelemeye başladı. Daha önce bilmediği bir şeyi hayata geçiriyordu. Zevk almak ve tutkunun yasak ormanında nefes nefese kalmak. Kuku’suna baktı ve Sabahkahvaltısı’nın Pipi’sini düşünerek parmaklarını kuku’sunun içine soktu. Islanmıştı ve Sabahkahvaltısı’nı bulamazsa çıldıracaktı. Sabahkahvaltısı’nın göğüslerine dokunduğunu onları emip, öpüp, ısırdığını hayal etti. SEVİŞİNİZ! ERİYENE KADAR SEVİŞİNİZ!

Sabahkahvaltısı eli pipisinde bir ıslaklıkla uyandı.
Gördüğü rüyadan dolayı kalbi hâlâ küt küt atıyordu. Ne kadar da çok istiyordu Sular Prensesi’ni. Kuku dedikleri şey ne kadar da baş döndürücü bir merkez noktasıydı. Gülümsedi. Sıcacık ıslak bir yatağa başını koymak gibi bir şeydi, çırılçıplak kalıp dans etmek ve birbirine özgürce ait olmak.
İşe gitmeden önce bir duş alsa iyi olacaktı. Soyundu ve sıcak suyun altına girdi. Gözlerini kapattı ve rüyasında aklına kazıdığı, Sular Prensesi’nin çırılçıplak bedenini düşündü. Pipi büyümeye başladı. Gözlerini açtı. Sabretme sırası Sabahkahvaltısı’ndaydı. Şu anda özgür olan Sular Prensesi’nin ta kendisiydi.
Pipi İn! Pipi indi.

Sular Prensesi aklı bir karış halde arabasına cip-cip’e bindi. Akşamdan kalma bir sarhoşlukla cip-cip’i kullanmamalıydı ama senaryosunu yetiştirmesi cast’ı belirlemesi ve prodüksiyon şirketini araması gerekiyordu. Bir sürü iş güç… Sabahkahvaltısı’nı düşünmekten vazgeçmeliydi. Yoksa dikkatsizliğinden sakarlıklar yapabilirdi. Yüzgeç’in içinden çilekli çubuklarından bir tane aldı, yaktı. Biraz huzur ve dalgınlıktan kurtulmak. Cip-cip’in motorunu çalıştırdı. Yollardaydı.

Sabahkahvaltısı aklı bir karış halde kırmızı vos-vos’a bindi.
Vos-vos- Benim bir ismim var. Leopar. Dedi
Sabahkahvaltısı- Tanıştığıma memnun oldum Leopar. Dedi ve gaza bastı. Leopar mırladı ve trafiğe karıştı… Mırrrrrrrrr…..

Sular Prensesi, alkollü araba kullanmanın yan etkilerini yaşıyordu çok hızlı gidiyordu. Gaza bastıkça basıyor. Arabaları solladıkça solluyordu. Hatta değişiklik olsun diye ters şeride girmişti. Daha eğlenceli oluyordu. Sular Prensesi bir prensese yakışır derecesinde ona doğru gelen arabalara bağırıyordu.
“Bile bile Değerimenlere Karşı! Bile bile…”

Sabahkahvaltısı’nın kırmızı vos-vos’u ters şeride girmiş bir cip-cip’i fark etti ve arabanın çekiciliğine dayanamayıp mırrrrrrrrlayarak ona doğru hızlandı. Hızlandı.
Sular Prensesi’nin cip-cip’i çoktan baştan çıkmıştı. Hızlandı. Hızlandı.
Ve kendiliğinden gerçekleşmesi gereken şey en sonunda gerçekleşmiş oldu. Yeryüzünün Komik İnsanlarının günlük gazetesi olan Yarın Olmaz Gazetesi’nde şöyle bir haber okundu.

GÖRÜNMEZ ÇARPIŞMA!

HIZ SINIRLARINI ZORLAYAN BİR ÇİLEKLİ CİP-CİP’LE KIRMIZI BİR VOS-VOS ÇARPIŞTI. ARABALAR İÇ İÇE GEÇTİ VE İŞLEDİKLERİ SUÇTAN DOLAYI ARABA MEZARLIĞINDA İDAM SUÇUNDAN YARGILANACAKLAR. ARABALARIN İÇİNDEKİ SÜRÜCÜLERİN İZLERİNE RASTLANMADI. YERYÜZÜNÜN KOMİK İNSANLARI İSTİHBARAT ÖRGÜTÜ SEVİŞENLERİ YAKALAYIN ARABALARIN SÜRÜCÜLERİNİN BİR AN ÖNCE BULUNMASI İÇİN SEFERBERLİK İLAN ETTİ. ÜLKESİNE SAĞDIK VATANDAŞLARIN ŞÜPHELİ ÇİFTLERİ İHBAR ETMESİ ÖNEMLE RİCA OLUNUR. SEVİŞENLERİ YAKALAYIN ÖRGÜTÜ KAYIP SÜRÜCÜLERİ BULANLARI DONDURULUMUŞ TAZE SPERMLERLE ÖDÜLLENDİRECEKTİR.

Masallarda esrarengiz kaçışlar ve kayboluşlar yaşanır.
Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı çarpıştılar. Rüyalar gerçeklikten taşmaya başladı. Denizin Keşfi erotizmi rüyalarla birlikte gerçekliğe aktardı. Her şey yepyeni, hareket halinde. Baştan çıkarıcı olan duygular tarihler boyunca boyunduruk altına alınmaya çalışıldı. Hayal güçlerinin kafaların arka odalarına kapatılması Ebeveyn denilen küçük engelleyici kurumları meydana getirdi.
Çocuk masallarının içinde daima böyle bir kayboluş vardır. Bir anda filmin koptuğu ve çocukluğun başka bir diyara ayak basışı.
Arabalarının iç içe geçmesiyle BAK-BANA dansının Merkür’den Venüs’e Alfabesi’nin gerçeklikleri birer birer yeryüzüne bulaştı.

İç içe geçmiş bir halde Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı kendilerini yarım bıraktıkları çocukluklarının içinde bir Parkta buldular. Buluştular. LOVE is CRASH.
Buluşmadan önceki trafik kazasının sonuçları çok etkileyiciydi ve zaman sürtünmelerle ve mekân değişiklikleriyle masaldan gerçekliğe geçmeye uğraşıyordu. Mekaniğin iç içe geçmesi aynı zamanda bedenlerin iç içe geçmesini müjdeliyordu.
Neler olacaktı?
Bedenlerin kıvrımları, bedenlerin üzerindeki izler, çocukluk izleri, ten yüzeyleri, yaşamlarının haritasını ifade eden çıplaklıkları doruk noktasına ulaşmak için çaba gösteriyordu.
İki çıplak beden her şeyleriyle mekânı, zamanı ve durumu tanımlamaya girişiyor. Henüz değil. Henüz sıcaklığın arttırılması için bir elektrikli şöminenin küçük bir odada yanık unutulması gerekiyor.
Dilek gerçekleşiyor, masal kendini kanıtlıyor, gülümsemeler kuvvetleniyordu. Dünyayı en az on üç kez dolaşmış olan Sabahkahvaltısı’nın dileği Sular Prensesi’yle kavuşuyordu.

HIZ SINIRLARINI ZORLAYAN BİR ÇİLEKLİ CİP-CİP’LE KIRMIZI BİR VOS-VOS ÇARPIŞTI.

SEVİŞENLERİ YAKALAYIN örgütü, mükemmelliği yakalamak için hain oyunlarını halkın arasına katmış olsun hiç fark etmez. Denizin seferberliği ve şansın karşılaştırmasıyla Değirmenlere Karşı’da bir tekila şişesi içindeki gizli şifreyle denize doğru yol alıyordu.

Sular Prensesi- Denizin melekleri sözlerini tutar Sabahkahvaltısı.
Sabahkahvaltısı- Deniz meleklerine inanırım. Onların büyülerine ve dilekleri yerlerine getirişine. Seni nerede buluyorum Sular Prensesi?
Sular Prensesi- Şehir şekerlemesi aldığın büfenin arkasındaki parkta.
Sabahkahvaltısı- Peki. Çayı demleyim mi?
Sular Prensesi- Seni uyandıracağım. O zaman çayı demlemeğe başlarsın.
Sabahkahvaltısı- Aşkla seni bekliyorum.

İki parıltının varlıklarından bu kadar haberdar olmaları, yeryüzünün komik insanlarının asla tanıklık edemeyeceği bir var oluştu. Aşk bitti. Yaşam sıfırlandı denilirken gerçekleşmek. Eksilmenin güneşle dünya arasına yerleşmiş ikiliden uzaklarda yokluğa karışması ve asla ortaya çıkmaması.
Birileri gelmiş Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi’ni büyüleyip kaçmıştı. Teşekkürler Sevişme. Tapmaları gereken bir tanrı varsa onun adının Sevişme olması çok ama çok doğaldı.
Kendiliğinden plansız akıp giden özgürlük.

Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı’nı uyandırdı. Birbirlerini camdan ilk görüşler, BAK-BANA’nın yakınlaştırıcı etkisi, Merkür’den Venüs’e alfabesinin bulunması, yeryüzünün komik insanları arasına düşmeleri, tatlı uykuda karşılaşmalar ve denizin keşfi. Birliktelikler, ayrılışlar, kaybetmeler ve sonsuzluğu bulmak. Tam onun ortasında buluşmak sadece masalımızın kahramanlarına has. Böyle bir aşkı tanımlamaya kimse cesaret edemez. Çünkü tanımsız ve an be an yaşanıyor.

Siz şu anda masalı okuyup hayal gücünüzü eğlendirirken Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı çoktan kıyafetlerinden soyundu ve delilerce sevişmeye başladılar.

HIZ SINIRLARINI ZORLAYAN BİR ÇİLEKLİ CİP-CİP’LE KIRMIZI BİR VOS-VOS ÇARPIŞTI.

İç içe geçmek yavaş hareketlerin hızlanması hızlı hareketlerin yavaşlamasıyla gerçekleştirilir. Masalımız adım adım heyecanla zamanın durdurulduğu ana hareket ediyor.

Sabahkahvaltısı, yara bere içindeki bedenini arabanın içinden çıkardı. Sular Prensesi’ni elinden tuttuğu gibi hurdaya dönmüş arabanın içinden çıkardı ve şöyle dedi.

Sabahkahvaltısı- gülümsedi. KAÇALIM!
Sular Prensesi- gülümsedi. KAÇALIM!

Böylece el ele koşturmaya ve kaçmaya başladılar. Ne kadar da çok BAK-BANA dansını hatırlatıcı bir andı. Güneşe doğru koşturmaya başladırlar. Masalların mistik hediyesiyle denizin üzerinde koşturdular, koşturdular ve ikisine de ait olan camevi buldular. Gözlerindeki pırıltı o kadar tutkuluydu ki ne Sular Prensesi’nin mavi gözlerindeki mavi alev sönecek gibiydi ne de Sabahkahvaltısı’nın kahverengi alevi… Tutuşmuşlardı. Rüyada başlayan alevlenmenin daha şiddetlisi. Görkemli olan kaynaşmanın en baş döndürücü hali gerçekleşiyordu. Kendiliğinden bir anda ve peşlerinden denize ulaşmayı başarmış, içinde önemli bir istediği taşıyan İÇ BENİ LIKIR LIKIR Tekila şişesi geliyordu.

Çıplak ayaklarıyla denizde koştururken şu sesle dalgalanıyordu deniz Sevişiniz Eriyene Kadar Sevişiniz! Sese ayak uyduracaklarının o kadar farkındaydılar ki…
Camevin içinde kendilerine küçük bir oda buldular. Umdukları odanın içinde kocaman bir yatak dans edebilecek kadar büyük bir alan yoktu. Küçük bir kitaplık, içinde Fransızca ve İngilizce kitaplar ikisi de tam anlamıyla iki dilden de pek anlamazdı. Ama Sular Prensesi’nin gözleri Ben İngilizce biliyorum cinsinden parıldıyordu.

Sabahkahvaltısı, balık avcılığı için Fransızca öğrenmekte kararlıydı. Balıkların birbirleri arasında Fransızca konuştuklarına inanıyordu. Ve bu yüzden Kara Romantizmin kurucusu kabul edilen Victor Hugo’nun Hernani adlı Fransızca baskını raflardan aldı. Özgür Aşkı Sular Prensesi’ne kitabı uzattı. Çok eskiydi kitap ve tarihin içinde çoktan silinmiş olan duyguları içinde barındırıyordu. Sayfaları çevirdiler. Anlamadıkları bir dil. Ne komikti ve ufak bir ürperti Sular Prensesi’nin kitabı tutan elini titretti. Kitap yere düştü ve dağıldı. Sabahkahvaltısı gülümsedi. Sular Prensesi telaşlandı. O kadar tatlı bir Prenses’ti ki o kitaba bir şey oldu diye korkuyordu. Oysa alt tarafı bir kitaptı. Yaşamı değiştiren milyarlarca hikâyeden sadece birisi.
Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı için sadece bir hikâye değil. Milyarlarca hikâyeyi barındırıyor ve her an yenilerini doğuruyordu. Sular Prensesi zarifliğiyle kitabın sayfalarını eski yerine yerleştirdi. Su yüzüğü Sabahkahvaltısı’nın gözünü alıyordu. Sular Prensesi eşsizdi.

İkisi de küçük kitaplığın önünde kitaplara baka kaldılar. Sonra birbirlerinin gülümseyen yüzlerine baktılar. Eşine rastlanmaz bir hikâye olduklarına ve hikâyelerini anlatıp anlatmayacaklarına karar verdiler. Odanın içine mavi bir deniz minderi düştü. Şarkı başladı. Değirmenlere Karşı adında bir şarkı bestelenmiş ve yeryüzünün komik insanları şarkıyı birbirlerine ancak sözcüklerin anlamları kadar söyleyebiliyorlardı.

Kapıyı kapattılar. Kilitlendiler.
An be an.
Müzik sürdü… Sen ben değirmenlere karşı bile bile birer yitik savaşçı akarız dereler boyu denizlere belki de en güzeli böyle…

İkisi birbirinin yanında. Aralarında çok az bir mesafe var. Bacakları birbirlerine değiyor. Ayaklarının boyutlarını birbirlerine yapıştırarak ölçüyorlar. Oda çilek dumanıyla doluyor. Denizin ve okyanusun kokusu güneşin başladığı ve bittiği yerden burunlarına ulaşıyor. Her şey tamamlanıyor. Gerçekleşiyor. İkisi deniz minderinin bir ucunda tutkuyla sarılacakları anı kollar gibi. Sular Prensesi, hani benim çayım, diyor. Sabahkahvaltısı, aklıma sıçayım diyor içinden, nasıl da unuttum çayı. Camevin içinde koşa koşa mutfağı buluyor ve çay demliyor.
Demleniyorlar. Deliriyorlar. Bekliyorlar. Sabrediyorlar.

Şekersiz çayları dökmeden getiriyor Sabahkahvaltısı. Bir de soruyor, nasıl olmuş, diye. Sular Prensesi, olmuş, diyor, şekersiz çay işte.
Sular Prensesi, odanın içine güzel ezgiler bırakan bir kutu buluyor ve onu salladıkça istediği şarkılar küçük odanın içini dolduruyor. Daha sonra odayı hafızasının içine kazımaya başlıyor. Tek kişilik rahat mı rahat bir koltuğa oturuyor. Oradan kalkıyor, çileklisinden bir fırt çekiyor. Sabahkahvaltısı’na gülümsüyor. Sular Prensesi de Sabahkahvaltısı’na gülümsüyor.

Deniz minderinin üzerine zıplıyorlar. Sabahkahvaltısı çikolatalı kraker yiyor. Sular Prensesi’ne de çikolatalı kraker uzatıyor ama Sular Prensesi’nin karnı tok. Sabahkahvaltısı İkinci Krakeri’ni bitirince olan oluyor.
LOVE is CRASH.
Sular Prensesi’nin ve Sabahkahvaltısı’nın dudakları birbirlerini buluyor. Kendiliğinden Prenses geliyor ve Sabahkahvaltısı’nı öpüyor. Kendiliğinden Sabahkahvaltısı geliyor ve Sular Prensesi’ni öpüyor. Birbirlerine takılı kalıyorlar. Heyecanları artıyor. Pipi büyüyor kalkıyor. Kuku ısınıyor ıslanıyor. İstek, arzu, tutku, ait olma ve aşkın içine düşme birden bire hızlanarak yavaşlayarak, baş döndürücü bir ritimle başlıyor.
Sular Prensesi müzik kutusunu odanın bir köşesine fırlatıyor ve müzikler rastlantının kıpırtılarıyla odanın içine dağılıyor.

Dudaklar bir kez kendini bulduğunda titrerler önce. Tanımak. Gerçekliği adlandırmak için birer yabancı gibi gözükür dudaklar ilk dokundukları yerde. Üst dudak ve alt dudak bir diğerinin alt dudağında ve üst dudağında… Kendini bırakmak, kontrolünü yitirmek, tek bir zihnin ve bedenin oluşumunu sağlıyordu.
Odanın sıcaklığı artıyor. Panjurlar aniden kapanıyor. En gizli yerlerin sunumu birkaç saniye sonra gerçekleşecek. Elektrikli şömine odunlarını tazeliyor. Odayı yakıyor da yakıyor.
SEVİŞİNİZ! ERİYENE KADAR SEVİŞİNİZ!

Sabahkahvaltısı sıcaklığa dayanamıyor. Üzerindeki kazaklardan birisini çıkarıyor. Sular Prensesi daha fazlasını istiyor, hepsini çıkar. Hepsini çıkar. Soyuluyorlar. Minderin üzerinden küçük yatağın üzerine taşınmalar. Ve her şey kopuyor…
Sabahkahvaltısı üzerini çıkarıyor.
Sular Prensesi üzerini çıkarıyor. Sular Prensesi’nin göğüslerini gizleyen siyah sutyeni o kadar sıcak ki… Şöyle fısıldıyor: gel ve al. Gel ve al. Gel ve al.
Sabahkahvaltısı’nın pipisi büyüyor, sertleşiyor. İçine girme yeri arıyor. Paltolundan kurtulmak istiyor.
Âşıklar birbirlerini istiyor. Çılgıncasına. Sabahtan bir başka sabaha sevişmek, kaynamak ve erimek istiyorlar, ölene kadar böyle kalabileceklerinin farkındalar.
Öpüşmeye başlıyorlar. Dilleri birbirinin üzerinde. Dilleri sevişiyor. Kelimeleri kullanmadan seni seviyorum, seni istiyorum diyerek haykırıyorlar. Dilleri bembeyaz dişlerinin üzerinde dolaşıyor. Tanımsızlığı tanımlıyorlar. Dilleri birbirini her sıyırışta, her çizik atışta tanımsızlığı tanımlıyorlar.
Bir de ne olsun telefon çalıyor.
Arayanlar yeryüzünün komik insanları. Şöyle diyorlar: Ne yapıyorsunuz?
Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi gülümsüyorlar. Şöyle diyorlar: Birbirimizi inşa ediyoruz. Telefonu kapatıp kaldıkları yerden ateşlenmeye devam ediyorlar. Sabahkahvaltısı pipisinin isteklerine daha fazla dayanamayıp paltolundan kurtuluyor.
Siyah sutyen önce sağ tarafından sonra da sol tarafından öpücüklerle indiriliyor. Sular Prensesi’nin Sabahkahvaltısı’nın iştahını kabartan güzel göğüsleri sutyensiz kalıyor. Çırılçıplak, diri göğüsler. Öpüldükçe dikleşecekler, ufak ısırışları tattıkça zevki Sular Prensesi’nin kasıklarına iletecekler. Her şey yeni başlıyor. Her şey oluyorlar.
Sabahkahvaltısı yatakta ayağa kalkıyor. Pipisini gizleyen şeyden kurtuluyor. Pipisi dikleşiyor, kalktıkça kalkıyor. Sular Prensesi’yle dizleri üzerinde öpüşüyorlar. Dokunuyorlar. Eller birbirlerinin tanımsızlıklarını tanımlıyor. İki beden durmadan arzunun yatağını birbirlerinin içine kuruyorlar.
Sular Prensesi pantolonunun düğmeleri teker teker açıyor. Pıt. Pıt. Bir Pıt daha… Pantolon pürüzsüz bacaklardan aşağılara doğru sıyrılır ve Sabahkahvaltısı yaşamın kaynağı denizin özünü gizleyen mabedin kapılarına ulaşılıyor. Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi’nin üzerinde rüyalarında yapamayacakları bir hayali gerçekleştirmenin mutluluğunda öpüşüyorlar. Tam anlamıyla yiyişiyorlar. Birbirlerini yemenin en tatlı anlamını yaşıyorlar.

Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi’nin dudaklarından aşağılara akmaya başlıyor. Dudaklar, güzel çene, cazibenin kovanı boyun, kusursuz göğüsler, göbek, göbek deliği geçiliyor ve aşağıya ulaşılıyor. Bembeyaz bir külotun gizlediği eşsiz kuku, külotun altında ıslanmakta istemekte arzulamakta yanmakta alevi içine almaya hazırlanıyor.

Sabahkahvaltısı aşkın bakireliğini kapayan külotun üzerinde dudaklarını ve dilini dolaştırıyor, dişlerini küçük bir ısırışa hazırlarken Sular Prensesi zarif elleriyle Sabahkahvaltısı’nı dudaklarına, yukarıya doğru çekiyor. Dudaklar kenetleniyor ikisinin bedeninin uyumunu ne Sabahkahvaltısı ne de Sular Prensesi durdurabilir. Birbirlerini tanıyor vücutları, saf aşkı gerçek kılıyorlar.
Sabahkahvaltısı Sular Prensesi’nin gözlerine bakıyor ve o külotun altındaki gerçek kendini kendine yani özgürlüğe bırakıyor. Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı’nın pipisini içinde istiyor. İçi ıslanıyor. Büyüleniyor.
Artık bedenleri çıplak ve ölümsüz an kendini var ediyor.
Hazır mısın?
Kalkık Pipi, Islak Kuku’nun içine yerleşir. Kuku’nun dudakları aralanırken ikisinin aklından da şu geçer. EN GİZLİ NOKTANA DOKUNUYORUM VE BU HİS PAHA BİÇİLEMEZ. KOKUNU TANIYORUM.
Çıplak vücutları ıslanıyor, iç içe, birbirine çarpa çarpa, alev alev harlanarak oda sıcaklığını arttırıyorlar. Eriyorlar ve birazdan yatağa yapışıp kalacaklar.
Sabahkahvaltısı Sular Prensesi’nin bedenine tapınıyor.
Sular Prensesi Sabahkahvaltısı’nın bedenine tapınıyor. Ve ortaya dünyanın en büyük dini çıkıyor: SEVİŞMEK.
Bedenleri inip kalkıyor. Bir ileri bir geri. Bir aşağı bir yukarı. Hisset beni. Her yanında hisset! Gözlerini kapa ve öyle seviş hayal et. Hayal ederken seviş. Sadece onun zihnine bedeninle ulaşamaya çalış! Yavaşla hızlan. Müzik kutusunun ritmi, bedenlerin ritmiyle kolayca uyuşur. Yavaşla Hızlan. Hızlan Yavaş.
Ve kaçınılmaz son Sabahkahvaltısı’nı yakalıyor, boşalıyor. Her şeyini unutuyor. Ne yazık ki şapkasız çıkma zorunluluğu yaşanıyor ve Sabahkahvaltısı hiç sevmediği bir şeyi ilk defa yapmanın üzüntüsünü yaşıyor. Doğmamış çocukları Sular Prensesi’nin üzerinde can çekişiyorlar.
Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi’nin üzerinde o kadar çok mutlu ki… Birkaç aydır sevişmediği için bedeninin Sular Prensesi’yle aynı anda boşalamamasına üzülüyor. Çok üzülüyor ve içinden bir dahaki sefere Sular Prensesi’nin karşısına çilekli şapkalarla çıkacağına SEVİŞME tanrısı üzerine yemin ediyor.
Sular Prensesi, benden anne olmaz senden baba, diyor Sabahkahvaltısı’na.
Birlikte gülümsüyorlar.
Sabahkahvaltısı sallana sallana pipisini temizlemeye gidiyor. Sular Prensesi çıplak bedenini elektrikli şöminenin önünde ısıtıyor. O kadar güzel ki… Deniz gibi kokan ipeksi saçları dik göğüslerinin üzerine düşüyor ve bedeninin kıvrımları bacak arasındaki gizemle bütünleşiyor.
Temizlenme sırası Sular Prensesi’nde. Kuku temizliği.

Çıplak ve eşsiz güzellikteki kadın Camevin içinde dolaşmaya başlıyor ve ev kendini ikinci kez kilitliyor. İçeri kimse giremez.
Sadece Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi karanlık erotik duygularını paylaşabilmek için camevde yaşabilir.
Sabahkahvaltısı Sular Prensesi’ni Camevin içinde çırılçıplak ayakta yakalıyor.

Dudak dudağa sarılıyorlar birbirlerine. Küçük odalarının içine girip birer çilekli yakıyorlar. Kaynaşıyorlar ve deniz minderinin üzerinde oturuyorlar. Çırılçıplak. Her şey açık ve net. Tek bir yalan yanlarına yaklaşamaz. Saf Aşklar. Freelovers Kuşağı kendisini var ediyor. Mükemmel bir günün içinde aşka yatıyorlar.

Si-gar-gara söndü.
Sabahkahvaltısı da Sular Prensesi de yaramaz. Çıpıldak takılmayı seviyorlar. Sabahkahvaltısı Sular Prensesi’nin göğüslerini öpüyor, göbeğini öpüyor.
Bedenlerini deniz minderinin üzerinde konumlandırıyorlar ve böylece yeni bir sevişme başlıyor. Bedenler birbirlerinin üzerinde akış halinde. Birbirinin üzerinden kayıp giden su akıntısı ikisi de…
Ne mutluluk verici bir şeydir, masalların gerçek oluşu.
Aşkın görkemini korumasını onun tehlikelerin üstesinden gelebildiğini göstermekte.

Kukunun dudakları Pipi’yi içeri kabul ediyor ve gidip gelmeler başlıyor. Gidip gelmeler. Sıvı değiş tokuşları. Birleşmeler. Çarpmalar.
Minderin alanı yetersiz kalınca kendilerini yeniden yatağın üzerine atıyorlar. Sevişiyorlar. Ve masalda sözünü ettiğimiz sevişme, sevişmenin bütün anlamlarını karşılamakta. Diz diz üstünden yatağın üzerine daha sonra yer değiştirmeler ve Sular Prensesi’nin olmaktan gayet hoşnut olduğu yer. Duvar kenarında üzerindeyim Sabahkahvaltısı.

Durumun cazibesi sürekli gülmelerini sağlıyor. O kadar rahatlar ki o kadar egolarından arınmış ve birbirlerini kucaklıyorlar ki sevişirken gülebiliyor oluşları birbirlerine huzur veriyor. Cehennem sıcağıyla cenneti yaratıyorlar. Müzik kutusunun ritmiyle inip kalkıyorlar inip kalkıyorlar.
Önce Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı’nın poposunu kavrarken elleri Sabahkahvaltısı’nın poposunu sevdiğini anlatıyor. Şimdi Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi onun üzerindeyken onun poposunun dolgunluğundan faydalanıyor, yumuşacıklar ve insanın sıktıkça sıkası geliyor. Sabahkahvaltısı iki kolu daha olsa onlarla da Sular Prensesi’nin tatli göğüslerine dokunmak isterdi. Şimdilik onları emmek ve yalamakla meşgul.
Saksafon’lu bir şarkı odanın içini doldurunca bu kez Sular Prensesi dudaklardan göğüslere, oradan da pipinin üzerine kayıyor ve Sabahkahvaltısı’nı dünyanın en mutlu adamı yapıyor. İçinden şöyle diyor: O benim kadınım. O benim kadınım. Tek aşk’ım.
Dudaklar pipiyi bırakıyor ve Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı’nın üzerine oturuyor ve yine o mükemmel his. EN GİZLİ NOKTANA DOKUNUYORUM VE BU HİS PAHA BİÇİLEMEZ. KOKUNU TANIYORUM. Birbirlerine sarılıyorlar. Git gide daha fazla kenetleniyorlar ve öylece kilitli kalacaklarını biliyorlar.

Sular Prensesi’nin ipeksi saçları ikisini de her şeyden koruyor. Doya doya öpüşüyorlar. Öpüşmekten damakları kuruyor. Yer değiştiriyorlar. Bacakları birbirine dolanıyor. Kolları birbirini sarıyor da sarıyor. Sabahkahvaltısı’nın ter damlası Sular Prensesi’nin tenine damlıyor ve oradan onun içine yayılıyor. Sular Prensesi’nin ter damlası Sabahkahvaltısı’nın tenine damlıyor ve oradan onun içine yayılıyor. Ve yan yana aşka düştükleri anda söyledikleri şarkı: Just a perfect day, Drink Sangria in the park, And then later, when it gets dark, We go home. Just a perfect day, Feed animals in the zoo Then later, a movie, too, And then home. Oh it’s such a perfect day, I’m glad I spent it with you. Oh such a perfect day, You just keep me hanging on, You just keep me hanging on. Just a perfect day, Problems all left alone, Weekenders on our own. It’s such fun. Just a perfect day, You made me forget myself. I thought I was someone else, Someone good. Oh it’s such a perfect day, I’m glad I spent it with you. Oh such a perfect day, You just keep me hanging on, You just keep me hanging on. You’re going to reap just what you sow, You’re going to reap just what you sow, You’re going to reap just what you sow, You’re going to reap just what you sow oluyor. Bu şarkı mükemmel bir günün varlığından söz ediyor.

Sonsuza kadar öyle kalabilirlerdi. Biliyorlardı. Hayatlarının tek aşkı olduklarını ve birbirilerini ilk gördükleri andan itibaren birbirlerine hediye ettiklerini. Kokularını tanıyorlardı. En etkilendikleri kısım burasıydı. Ayrılmadan önce birbirlerine sarılmaları ve kokularını tenlerinin üzerlerine bırakışları. Hiç bitmesini istemeyecekleri ilk sevişme sona ermek üzere.
Telefon çalıyor.
Sular Prensesi’ni çalıştığı yerden arıyorlar.
Sular Prensesi, Görünmez Çarpışma’yla ilgisi olmadığını karşı tarafa anlatıp telefonu kapıyor. Sabahkahvaltısı’nın sırtının üzerinde kısa bir gezinti ve kendilerini yeniden deniz minderinin üzerine bırakıyorlar.
Birkaç defa örümcek öpüşü yapıyorlar.
Bedenleri hâlâ diri ve birine tutuşmakta.
Sular Prensesi’nin gitmesi gerekiyor. Hiç gitmek istemiyor oysa. Sabahkahvaltısı da Sular Prensesi’nin gitmemesini yanında uykuya dalmasını diliyor.
Denizkızları gerçekten var mı?
Kesinlikle var.
Dileğiniz emirdir!
Emirleriniz dilektir!

Kıyafetlerini giyiyorlar. Sevişmeden önce yaktıkları mumlar çoktan söndü. Camevi aşkın kokusu dolduruyor. Kıyafetlerini giyinip Camevden çıktıklarında geride seksin yeryüzünü saran o haylaz yaramaz kokusu odanın her köşesine siniyor.

Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi bir dahaki karşılaşmalarını beklemeye yöneliyorlar. Ayrılıkları seviyorlar. En güzel öpüşlerin, ayrılırken dudaklarına bırakıldığını biliyorlar. Ve Sabahkahvaltısı Görünmez Çarpışma olayı’nın delillerini ortadan kaldırmak için Sular Prensesi’ni yeryüzünün komik insanlarını taşıyan otobüse bindiriyor.
Camların arkasından birbirlerini sevdiklerini söylüyorlar. Yeryüzünün komik insanları onlara alık alık bakıyor. Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi, gülümseyerek uzaklaşıyorlar birbirlerinden.

Sular Prensesi de Sabahkahvaltısı da evlerine geri döndüklerinde bacaklarının ağrısından şunu anlıyor ki Uzun zamandır böylesi tutkuyla sevişememiştim. İkimiz de yatakta çılgınlar gibiyiz. Tenlerimiz Uyuşuyor. En önemlisi
Kokunu Tanıyorum

Aşk masalımız tarihe şöyle kazınıyordu. Çarpıştılar ve iç içe geçtiler.

You may also like

Leave a Comment