Ev Genel Kat 34

Kat 34

dirilten lezizceset Nisan 1, 2012

Kelebekleri öldürdüğünde, bir kaç kelimeyle dünyanın sefaletini anlatamazsın.
Güzel bir gecenin yanında ve ardında Jana’nın yüzünü izlediğim günleri özlemiş, yüksek lisans için gidebileceğim onca üniversite varken kendimi Ada’ya mühürlemiş olmama öfkelenmiştim. Gece Sayıklamalarına başlamıştım. Eşsiz maceralara atılacağımı sanıyordum ve tüm bunları yaparken yalnız olmayacağımı umuyordum. Peşinde olmayı umut ettiğim şey, mutluluğu bana karşılıksız sunacak bir güzellikti. Mucizeyi yakalamak ve orada onunla birlikte karanlık geceyi yaşamaktı tüm istediğim. Ne uzun cümleler ne de zor kelimeler, yalnızca bir kadının gülümsemesine sarılmak. Evet bir sürü seçeneğin için yalnızca birine sahip olma düşüncesini, artık bayat modası geçmiş buluyordum. Onun yerine yaratıcı ellerin kahramanı ve sadık aşığı olmak beni daha çok mutlu ve özgür kılıyordu. İnsanlar bir çok tadı arayabilirler, ancak tadların ölçüsü o kadar boldur ki, aşırı bollukta bütün değerler iç içe girer ve anlarını yitirirlerdi. Yeryüzünü değiştirmeye çalışmak gerçekten de boş bir çaba mıydı? Sadece yüzdeki bir mimik sözü edilen değişimi gerçekleştirebilirdi. Gecenin sonuna kadar süren konuşmalar rahatlıkla gerçekliğin mahrumiyetinden sıyrılırdı. Zaman zaman anadilinden uzaklaşıp yabancı dilde konuşmalar yapmak yeni anlamları keşfetmek, beni özgürlüğün eşşiz tadına kavuşturmuştu. Görmek ve göstermek istediğim; şekiller, sayılar, harfler,kelimeler,cümleler ve yanyana gelmiş milyonlarca grup hep tek bir şeye ulaşılmak için kullanılmıştı. Gece kadar karanlık ve güzel bir kızın dokunuşu için…
Yeryüzü değişmiş ve şehirler çoğalarak yalnızlıklarını arttırmıştı.
Dönüp arkama her bakışımda, gecenin içinde onun sarışın dokunuşuyla konuşmakta, ona sarılırken ona çoktan ulaştığımı fısıldamaktaydım. Geçmişin o güzel sabahları sade bir resim yaratmış, sıcak renk tonlarının aşıkları sarmasına ve onlara ‘GÜVEN’ sözcüğünü söyletmesine izin vermişti. Bana başdöndürücü bir hissi veren, onun rüyalarını ve yapmak istediklerini bana anlatmasıydı. Onunla birlikte olduğumu söylemiştim. Bir tür THE MIND KISS.
Şimdi kesinlikle biliyordum, çatıkatımda her gece yalnız uyurken ben hâlâ onunken o artık başkalarına sarılmaya alışmıştı.

İzmir’de tuhaf bir günün başlangıcında, güzel bir kahvaltının ardından feribota koşturduğum zamanları hatırlıyordum. İlk defa feribotun ortasına kusacaktım ve bunu yaptım. Denize yetişemedim, hayatımda ilk defa o zaman utandım. Sırtımdan aşağılara doğru akan teri hissettim. O tuhaf günü, derste üçyüz kelime sınırlaması olan Roberto Zucco üzerine bir sayfalık yazımı okumam, eğlenceliydi. Midemdekileri dışarı çıkardığım gibi aklımdakiler de rahatlıkla sınıfın içine dökülmüştü. Şimdi ne kusmuklarım ne de yazdıklarım hatırlanır. Ama ben dersten sonra yaptıklarımı hatırlıyordum, Alsancak’a inmiş, Kurt Vonnegut’un Şampiyonların Kahvaltı’sını (Breakfast of Champions) ve 1981 Pulitzer Roman Ödülünün sahibi John Kennedy Toole’un Alıklar Birliği’ni (A Confederacy of Dunces) almıştım. Güzel kitapları hep berbat günlerin başlangıcından sonra keşfetmeyi de böylece sürdürmüştüm.

İlgini çekebilir

Sataş