Home Genel Kat 35

Kat 35

written by lezizceset Nisan 5, 2012
Kat 35

Kendimiz ve yaşam için neleri gizlemeyi, nelere saldırmayı göze alıyorduk. Anılarımıza ait olan ayrıntılar ne kadar bol ve tükenmezdi. Görebilmeyi, özlemeyi istemek, gecenin içinde yanan alev gibi şehrin uzağında olmayı seçmek, alevler onu gökyüzü gibi bir kafesin içine hapsetse dahi, gizlemeye cesaret ettiğimiz duygularımız yalnız başlarına savaşmak, yenmek ve yenilmek isteyecekti. Nasıl bir güzellikti ayrıntıları birbirine bağlayan, bir arada tutmasını sağlayan, yaşamayan her ayrıntı kendi yoluna gidecek ve hatırlanmak istediği kadar bir ağırlığı taşıyan anı hafızanın bir köşelerine yerleşecekti. Gökyüzünün, alevlerin, şehre döşenmiş mayın tarlası gibi binaların arasında yaşamaya ne kadar istekliydi insan, tutsaklığının hazmı zordu. Sokak lambalarının altından her geçişimizde sesimiz anlamından bir parça daha kaybedecekti.
Şehri geçtim ve onun dışına yerleştirilmiş bir kasabaya yerleştim. Nirvana adında bir motosikletimi atımı bağlar gibi arka bahçenin çimlerinde otlanmaya bıraktım. Sadece burada olduğunu haykırmak için soluklanan ve anlatmaya çalışan gerilimler. Bir resmin dokusunu saran aşıklar ve tutsaklığına zincirli aşık köleler, hepimizi alıp götüren rüzgarı otoyolda arabaların arasından geçen bir motosiklet özgür bırakabilirdi. Gece her dönemeçte aşıkların yüzüne ışık hüzmelerini fırlatır ve bu portreler sonsuz hafızanın kara noktalarına dağılırdı. Ayrıntılar etrafımızı duvar gibi sardığında, birbirimize sorduğumuz sorular öylece kalma isteğini bulandırırdı. Arkamıza bakmadan gazı körükler, hiç kolay olmadığını bilerek, özgür kalmaya çalışırdık.
Bir kızın yüzündeki ayrıntıları hafızaya kazımak, bir çok sözcüğü kendi küçük dünyasında esir bırakma gücüne sahipti. Teneke tanrılarının üzerinden inen aşıklar, sokaklarda dans etmeye başlar, sarhoş olmanın esrikliğiyle, gecenin içine doğru daha hızlı kayarlar, karanlığın en saklı köşesine akıp dökülen kelimeler bırakır, deli çingeneler gibi haykırırlardı. Yaşamanın bize ait kısmını daha fazla güzelleştirmek, sokağın ayrıntılarına takılıp kalmaya bakıyor, gözler ve dudaklar birbirini sevmek, okşamak ve tutmak için yanyana asılı kalıyorlardı. Tutsaklar sözcüklerin anlamını çözmekten bir haberdirler, günü hayatta kalmayı planlayarak tamamlarlardı. Takmıyorlardı, yıkımları, ölümleri… Doğanın yıkımı onların kurtarıcı olmuştu, yangından sonra şehrin kaderi ışığın yaptıklarına bırakılıyor, şehir kendini sıcağa teslim ediyor, sevgililer soyunarak ateşi birbirlerine hediye ediyorlardı. Herşey eridiğinde, ortalık hiç de kalabalık olmayacaktı. Görüntü kendini hafızanın yalnızlığına tanıtacak, yatağın üzerinde doldurulması gereken her boşluk değerlendirilecekti. Bedenler duygularının aracılığıyla boşalacak ve nefes alacaklardı.
Jana’nın kollarında uyuduğum zamanlarda, kendimi Jean Cocteau’nun Dehşet Çocuklar’ından biri gibi hissederdim. Hafızanı bir başkasının bedenini çözerek tamamlamaktan eğlenceli bir uğraş bulamazdım. Çıplak, rahat, vahşi ve kendinden emin olarak…

You may also like

Leave a Comment