Home Genel Bölüm 7 (Sekizinci Sanat)

Bölüm 7 (Sekizinci Sanat)

written by LezizCeset Haziran 9, 2012
Bölüm 7 (Sekizinci Sanat)

Sayfalar geçiyor, belki günler, haftalar, yıllar…
Günü gününe yaşamayanlar için asırlar da geçiyor olabilir.
Ama masal devam etmekte…
Sevişme tanrısı adına FREELOVERS GENERATİON asla engellenemez. Ya da durdurulamaz!
Sevişmek’e inancı bol olanlar, âşıkların sevişme saatlerinin şehre dolunayla birlikte yayıldığını bilirlerdi. Yavaş adımlarla suyun altından gelen bir değişimin ilk alarmlarını duymuştuk kulaklarımızda. Kahramanlarımız birbirlerini özlemeye devam etmişti. Ve özgür aşk’ı yaymanın daha pratik yolları aranıyordu.

Suyun altından gelen kuşağın en korkusuz temsilcisi Sular Prensesi’ydi ve tarihte özgürlük için savaşan kadınların güneşe en yakın olan savaşçısıydı.

FREELOVERS GENERATİON örgütlenmesini silahlanmayla değil. Tamamıyla aşkın saf doğasıyla yapardı.

Bir önceki bölümde, Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı’nın bedenleri Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün elinden kurtulduklarından dolayı titremişlerdi. Aynı anda. Birbirlerini delice özlüyorlardı.
Birbirlerini özlemek çok büyülü ve mutluluk verici olsa da yan etkileri gerçekten yorucuydu.
Özlemenin yan etkisi uykuydu ve rüyanın içinde sevişmekti. Oysa ikisinin masalların gerçekliğinde sevişmeyi sevdiklerini artık öğrenmiş bulunmaktayız.

Camevin sırrı Sevişmek’e şükür Sevişenleri Yakalayın Örgütü tarafından tespit edilemedi. Ama ikilinin uzaklaş-yakala mantığıyla çalışan dilekleri yeryüzünün komik insanları arasında koşturmaya devam etti.

Masalların gerçekliği için bir dahaki karşılaşmanın ne zaman olacağı Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi’ne rüya yoluyla bildirildi.
Kutsal güçler zamanı onların lehine çevirmeyi her seferinde başarıyla gerçekleştiriyordu. Kutsal ses, Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi rüyanın derinliklerinde yüzerek sevişirlerken, zevkten bir hoş olarak ikisine şöyle dedi:

Siz özgür âşıklar! Koruyun kalbinizi ve sakının ağlamamdan. İkinizin kalbini uykunun diyarlarında mühürlüyorum ve ayrılmaz kılıyorum. Eski kalplerinizi alıyor ve yerine ikiz kalplerinizi takıyorum. Bundan böyle birinizin kalbi kırılırsa, diğerinizin kalbi de kırılacak. Birinizin kalbi mutluluktan yerinden duramazsa, diğerinizin kalbi de mutluluktan yerinde duramayacak. Ve Siz FREELOVERS kuşağına öncülük edecek aşklar. Birinizin kalbi durursa diğerinizin kalbi de duracak. Mühürlendiniz ve bir daha ki sefere hangi odaya kapatılacağınızı merakla bekleyeceksiniz. Hatırlayın. Plan yok. Yarın yok. Sorumluluk yok. Yatın!”

Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı sesi öpüşerek dinlediler ve ona göz kırptılar. Kutsal ses bir mucize gerçekleştirecekti. Sabahkahvaltısı uykudan uyandığında çok sevinecek ve mutluluk veren mucizeyi Sular Prensesi’ne söyleyecekti.

Rüyaya geri dönersek, ikisi de kutsal sesin geldiği noktaya göz kırptıktan sonra birbirlerine diledikleri kadar çarptılar ve iç içe geçtiler.

Sabahın olmasıyla birlikte özgür âşıklar işlerine geri dönmek zorundaydılar.
Sevişenleri Yakalayın Örgütü bilindiği üzere onları paldır güldür her yerde aramaktaydı.

Sular Prensesi uykusundan uyandı ve yüzünü yıkamaya gitti. Kahvaltısını yaparken Sabahkahvaltısı’nı hatırladı. Yeryüzüne denizden yaymaya başladıkları ıslaklık için Değirmenlere Karşı’ya muzur bir gülüş fırlattı.
Dere de fırlatılan gülüşü kabul ederek akışını dalgalandırdı.

Sular Prensesi bugün FREELOVERS GENERATİON için çok önemli bir eylem yapmayı hayal ediyordu ve hayallerin gerçekleşmesine bağlı olduğundan dolabından en güzel elbisesini çıkardı.
Dolabından çıkardığı, kimsenin giymeye cesaret edemeyeceği bir tuvaletti. Suyun ülkesinden özel bir tılsımla dikilmiş, masmavi bir tuvalet. Elbisesinin en önemli özelliği Sular Prensesi’nin dışında hiç kimsenin mavi tuvaleti giyememesiydi. Sular Prensesi’nin elbisesi eşsiz göğüsleriyle uyumluydu. Onun göğüslerini sarmak için tasarlanmıştı. Ve bedeninin güzelliğini ortaya çıkaran mavimsi bir transparanlığı Sular Prensesi’ne katıyordu.

Sular Prensesi soyundu ve Sabahkahvaltısı’nın ellerinin dokunduğu çıplak bedenini mavi tuvaletin içine yerleştirdi. Suyun ülkesinde mavi tuvalete Dalgakıran adı verilmişti. Tılsımlı dikiş izleri asla görünmez. Suyun sadeliği ve bütün renk uyumlarını üzerinde taşırdı.

Sular Prensesi, Dalgakıran’ı yeni hayallerini yeryüzünün komik insanlarına kolayca kabul ettirebilmek için kullanıyordu. Yeryüzünün komik insanlarını şebeğe dönüştüren para, Sular Prensesi mavi tuvaletini giydiğinde önemsizleşiyordu.

Sular Prensesi, evinden çıktı ve garajın kapısını açıp da cip-cip’i yerinde göremeyince gözleri doldu ama asla ağlamadı. Onun ağlaması… Sevişme’ye şükür çok yıkıcı olurdu. Bir Sonilk Durağı’na gitti.

Sular Prensesi- Yeryüzünü dalgalandırma zamanı.

​Sular Prensesi’nin bindiği büs-büs zeki olacak ki onu hemen anladı ve yeryüzünün komik insanlarının yaratıcı çocukları için film çeken şirkete doğru yola koyuldu.


Sabahkahvaltısı, tembelliğinden daha yeni uyanmıştı. Uyuşuk adımlarla yüzünü yıkamak için banyoya gitti. Aynada kendini görünce gülümsedi.
​Sular Prensesi büs-büs’ün camı ardından Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün ördek adımlı ajanlarının yolda takılıp düşmelerini görünce gülümsedi.
​Hooooop! İkiledin beni ikizim! (Masalcının notu: İkiledin beni ikizim tabiri. Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi’nin aynı anda birbirlerinden uzakta aynı hareketleri gerçekleştirmelerinde masalcı tarafından konulmuş bir fark ettirme çabasıdır. Dikkatli okuyucular, Hooooooop! Ünlemini dikkate almasınlar.)

​Sabahkahvaltısı yüzünü yıkadıktan sonra tembel adımlarla mutfakta kendisine bir kahvaltı hazırlama zorunluluğu olmadığına sevindi. Yatak odasına gitti ve otomatik çatısını çalıştırdı. Çatı, çatır çatır açılmaya başladı ve günışığında belli olmayan yıldızların hâlâ eski yerlerinde olduğunu bilen Sabahkahvaltısı güne merhaba dedi.

​Sabahkahvaltısı- Günaydın Aşk’ım! Günaydın Suların Kadını!

​Günün içine yayılan tatlı fısıltı, Değirmenlere Karşı deresinin içine düşünce ufak bir dalgalanma yarattı.
Sabahkahvaltısı’nın tatlı fısıltısı ve Sular Prensesi’nin muzur gülümsemesi yüzerlerken karşılaştılar. Önce öpüştüler ve sonra da seviştiler.

​ Sular Prensesi, büs-büs’ten indi ve şirketin kapısına gelince sihirli kelimeleri söyledi:
Islakdudaklıdüşleresulugüneşparıltısınıtuzlusularıneskifıkırtısıylaaçınızsaçılınız.
​Kapı açılmadı. Bir terslik vardı. Sihirli kelimeleri yanlış söyleme olasılığı yoktu. Anlamıyordu. Bir daha tekrarladı:
Islakdudaklıdüşleresulugüneşparıltısınıtuzlusularıneskifıkırtısıylaaçınızsaçılınız.
Olmuyordu ve arkasında omzuna dokunan bir el hissetti.

Sabahkahvaltısı’nın kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. Sular Prensesi’nin başının dertte olabileceğini hissetti. Aceleyle soyundu ve kıyafetlerini giydi.
Sabahkahvaltısı’nın gözü, ağzına kadar yağmur suyuyla dolu İÇ BENİ LIKIR LIKIR Tekila şişesi’ne kaydı. Şişeyi kaptı ve kapağını sıkıca kapatarak montunun cebine koydu.

Koştura koştura dışarı çıktığında bir de ne fark etsin. Leopar yok. Kırmızı vos-vos’u ölmüştü. Bir Sonilk Durağı’ndan herhangi bir büs-büs’e binebilirdi ama çok fazla riskliydi. Bir melodi öttürdü. Melodinin tınısı Sular Prensesi’nin arabasında limon ağaçlarını anlatan Japon şarkısıyla bire bir aynıydı.
Melodi’yle birlikte Sabahkahvaltısı’nın Değirmenlere Karşı deresi’ne bakan kıyısına pır-pır yanaştı. Deniz yoluyla araba mezarlığından bir araba bulması gerekiyordu. Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün deniz yolunu kullanamaması Sabahkahvaltısı için büyük şanstı. Evet, Sular Prensesi’ni kurtarmalıydı. Çünkü havanın güneşli olması bir tuzaktı. Sular Prensesi hiçbir şey olmamış gibi büs-büs’e rahatlıkla binmiş olacak ve Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün elemanlarından birine yakalanacaktı.
Yeryüzünün komik insanları bu tip planlarla FREELOVERS GENERATİON’ın yayılmasını engellemeye çalışıyorlardı.

​Sular Prensesi arkasını döndüğünde Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün elemanı olarak sorumluluklarını yerine getiren bir ebeveynle karşılaştı. Omzuna dokunan el annesine aitti ve ne yapacağını bilemiyordu.
​Sevişenleri Yakalayın Örgütü elemanı,(ayın elemanı olmak için her şeyini verirdi.) ona şöyle söyledi: Prenses, hafta sonu temizliklerini aksatıyorsunuz. Yemek yapmıyorsunuz. Eve geç kalıyorsunuz. Bir işe yaramıyorsunuz.

​Sular Prensesi’nin kalbi sinirden ve öfkeden küt küt küt küt atmaktaydı. Kaçsa kaçamazdı bu büyük bir korkaklık olurdu. Arkasından korkağa da bakın denilmesini kendisine yediremezdi. Ağzı çıktığı kadar bağırsa yeryüzünün komik insanları arkalarını dönerler ve ona sırıtarak bakarlardı, bir şebeğin laubali sırıtışı.

​Sular Prensesi- Anne beni anlamıyorsun. Anlamadın. Seni sevmiyorum. Dedi.

Ve Sabahkahvaltısı’nın ona öğrettiği en büyük silahı kullandı. Sevmediklerinin suratına gülümse seni sevmediklerini anlarlar. Sana karşı yaptıkları bütün hataları hatırlarlar ve donup kalırlar. İşledikleri günah ızdırap doludur.
​Sular Prensesi, henüz gülümsememişti ki Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün elemanı onu kolundan çekiştirmeye başladı.
Sular Prensesi, kolunu tutan kadından kolunu kurtardı, onun suratına güçlü bir gülümsemeyle şöyle dedi:

Gelmiyorum!

​Sevişenleri Yakalayın Örgütü elemanı bu yürekli başkaldırı karşısında ne yapacağını bilemedi. Öfkeden kızardı. Sinirden donup kaldı ve Sular Prensesi durumu çok iyi değerlendirip denize doğru koşturmaya başladı. Arkasına bile bakmadan koşturuyordu. Aklından bir an önce Sabahkahvaltısı’nı bulmayı geçiriyordu. Su altından ilerleyen FREELOVERS GENERATİON’ın yayılmasını hızlandıracak güçlü bir şey bulmaları gerekiyordu.

​Sabahkahvaltısı, derede ilerleyerek araba mezarlığına ulaştı. Buradaki mezar kazıcıları çok sıkı pazarlıkçılardı ve kolay kolay ikna olmazlardı. İÇ BENİ LIKIR LIKIR Tekila şişesi pazarlık için çok işe yarayacaktı. Mezarcığa şişeyi göstermesi yeterli oldu. Zaten mezarcıyla eski arkadaşlardı.

​ Sabahkahvaltısı mezarlığa uğramışken çarpışan arabalarının mezarına yaklaştı ve elleriyle etrafı sarmış yabani menekşelerden bir demet kopardı. Mezar taşını okudu:

​“CİP-CİP ve VOS-VOS burada yatmaktalar. Çarpıştırılıp içi içe geçirildiler. Yasak bir aşk uğruna… 2006- kalbimizde yaşayacaklar. İmza: FREELOVERS kuşağının inançlı varlıkları.”

​Sabahkahvaltısı elindeki menekşeleri mezarın üzerine bıraktı. Toprak menekşeleri yuttu ve yerin altından çarpışan arabaların çıkardığı su, deniz, dalga ve okyanus seslerinin klaksonları duyuldu
.
​Sabahkahvaltısı- Neredesin Sular Prensesi?
​Sular Prensesi- Neredesin Sabahkahvaltısı?

​Sular Prensesi denizin kenarına gelince yalnız başına dans etmeye başladı.
​Sular Prensesi- Bak bana Sabahkahvaltısı. İçime bak ve denizden gelerek beni buradan kurtar.

​Sabahkahvaltısı, mezar kazıcılarından Yüreksöken’le yakın arkadaştı. Sabahkahvaltısı FREELOVERS GENERATİON’la ilgili son gelişmeleri, peşlerindeki Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nü Yüreksöken’e anlattı. Yüreksöken’de arkadaşına yürekten bir söz verdi.
Sabahkahvaltısı, Prenses’i kaçırdığında Yüreksöken onların birlikte kaçması ve özgürlüğü sürdürmeleri için eski bir model MUSTANG ayarlayacaktı. (Suyun üstünden ve altından gidebilen.)
Yüreksöken, cip-cip ve vos-vos’un birer kahraman olarak mezarlıkta yatacaklarını söyledi. Mezarlıklarıyla özel olarak ilgileneceğini de belirtti.

​Sabahkahvaltısı ve Yüreksöken’in en çok duygulandıkları an ise bir süre sonra Sular Prensesi’ni de duygulandıracak bir şeydi. Sevişmek dini Sevişme tanrısının nasıl oluyorsa öyle takılın mantığıyla güçlendiğini bir kez daha gösteriyordu.

​FREELOVERS GENERATİON’ın genç inançlıları arabaların mezarlığını yapmakla kalmamışlar; Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi’nin inandıkları saf aşk felsefesini desteklediklerini büyük bir yüreklilikle dile getiren bir hediyeyi arkalarında onlara bırakmışlardı.

​Masallarla büyütülen bir kuşağın, 80 kuşağının anlatılan masallardan dolayı hiçbir zaman uyanamayacaklarını sandılar. Ama Yeryüzünün komik insanlarının saman akıllarına 80 kuşağının kendi masallarını yazabileceği hiç gelmedi. Masallarla büyüyen çocuklar masallarla özgür kalacaklardı.

​Yüreksöken, FREELOVERS GENERATİON’a inananların gözyaşlarıyla yaptıkları bayrağı Sabahkahvaltısı’na gülümseyerek verdi ve bir an önce Sular Prensesi’ni kaçırmasını tembihledi.

​Sabahkahvaltısı arkadaşına teşekkür etti ve pır-pır’a atladığı gibi kalp atışlarının ritmini izlemeye koyuldu. Elindeki bayrağı da teknesinin ucuna astı. Bayrak bir dalga gibi dalgalanmaya başladı. Sabahkahvaltısı bayrağa bakarak gülümsedi ve geliyorum Suların Prensesi, dedi.
​Bayrak aşağıdaki şekilde dalgalanıyordu:

​FREELOVERS GENERATİON yukarıdaki bayrağa kendiliğinden Céline diyordu.
​Bağırıp duruyorlardı:
Céline dalgalan! Güzel Céline dalgalan! Güzel Céline herkesi kendinden geçir!


Sabahkahvaltısı, FREELOVERS GENERATİON’ın destekçilerinin bağırışlarının yankısıyla Değirmenlere Karşı deresi’nden denize açıldı. Ve Sabahkahvaltısı kalbinin yarattığı rüzgârla, dalgalarla deniz kenarında onu bekleyen denizkızının, yani Sular Prensesi’nin yanına yaklaştı.

​Sular Prensesi zihninin içinde çalan şarkıyı dinliyordu. Limon ağaçlarıyla süren şarkıya kendi kalbine kaydettiği Sabahkahvaltısı’nın kalp atışlarını ekliyordu. Gözleri kapalı denizin yanında kolları iki yana açık dönüyordu.
​Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı da dünyanın tersine doğru döndüklerini biliyorlardı. Böyle büyük bir karşıtlık ikisini asla korkutmuyordu. Korkularından arınmanın yolunu öğretmişlerdi birbirilerini öperken, birbirlerine sarılırken dünyanın yanlış yönde döndüğünü haykırmışlardı.

​Güneşli güzel bir gün ve denizde tek bir esinti olmamasına rağmen pır-pır o kadar hızlı bir şekilde Sabahkahvaltısı’nı Sular Prensesi’ne ulaştırmıştı ki, anlattığımız dünyanın en güzel aşk masalı olsa da mucizevi bir şeydi bu yahu!!!!!!!!!!!!!

​Gözleri kapalı kendi etrafında dönen güzelliğin yanına yavaş adımlarla yaklaştı Sabahkahvaltısı. Kolların uyumunu yakaladığında, Sabahkahvaltısı’nın kolları Sular Prensesi’ni yakaladı. Yalnız başına bir dans, çift kişilik eşsiz bir yalnızlığa dönüşmüştü.
​Sular Prensesi’nin gözleri kapalıydı. Onu saranın Sabahkahvaltısı olduğundan o kadar emindi ki gözlerini açmayı unutmuştu. Sabahkahvaltısı, mavi gözleri göz kapakları tarafından kapanmış olsa da hâlâ güzelliğinden bir zerre dahi kaybetmemiş Suların Kadına bakakaldı ve kahverengi gözlerini kapattı. Böylece onunla BAK-BANA dansını gözleri kapalı ilk yapan aşk oldular.
​Céline, pır-pır’ın ucunda dalgalanıyor ve suyun bütün güzel seslerini ikiliye ulaştırıyordu. SEVİŞME’ye şükür her şey yolunda ve yeryüzünde yaşam, cıvıklaşmışta (bkz. Cıvcıvcıvcıvcıvcıv) olsa hâlâ yaşamaya değecek güzellikler var.

​Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi’nin gözleri kapalı ve ikiz kalpleri birbirlerin çok yakınında, iki kalbin aynı anda birbirine karışmasını bir tek etleri engelliyordu. Ama bunun imkânsızlığına inanılmasın sevgililerin peşinden koşturan âşıklar… Güneşe doğru açılmak için denizi keşfedebilirseniz eğer… ve onun ardından kendiliğinden olan her şeyin farkında olabilirseniz. Neden olmasın… Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi’nin küçük elleri büyüklüğündeki kalpleri isterlerse birleşirler…
​İsterlerse her şey… Yoksa çoktan her şey mi oldular. (gülücük sesi)

​SEVİŞMEK sana tapınıyorum. Bir tek sana ve benimle gözleri kapalı BAK-BANA dansı yapan eşim, ne kadar da eşsizsiniz öyle tıpkı benim gibi…

Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün ajanları iş başında, aldıkları son ihbarla ve yüksek kalp atışlarından sinirlenen yeryüzünün komik insanlarının bağırış çağırışlarında, Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi gözlerini açtılar. Aynı anda.
Hooooop! İkiledin beni ikizim! (Masalcının notu: Yok!)

Yeryüzündeki bütün sesler durdu. Birbirlerine bakan gözleri onlara evrenin dingil sessizliğini yaşattı. Muzurca gülümsediler. Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi’nin bir elini bıraktı ve diğer elini yukarı kaldırdı. Sular Prensesi, bir eli Sabahkahvaltısı’na ait; yeryüzünün durmuş sessizliğinde dönerek kendini Sabahkahvaltısı’na yaklaştırdı ve yaklaştırdı. Bir başka biçimde çarpışmış oldular.
Arkalarını döndüler ve arkalarına dönüp bakmadan pır-pır’a bindiler ve İngilizce ismi Lemon Tree olan şarkıyı Japonca söylemeye başladılar… Gerçekten Japonca mıydı bu şarkı? Yoksa yoksa şarkıları da yeryüzünün komik insanlarına yaptıkları kocaman bir şaka mıydı?

Denize açıldılar ve Céline mutlulukla dalgalanmasını sürdürdü.
Sular Prensesi- Denizin ortasına sür Aşk’ım.
Sabahkahvaltısı- Denizin ortasına Aşk’ım.
(Yanlarında kimse yokken birbirlerine Aşk’ım demeyi seviyorlardı. Aşk’ım kelimesinin yeryüzünde anlamını yitirdiğine inanıyorlardı ama denizde ama suyun üstünde ama okyanusa ama dalgaların üzerinde AŞKIM kelimesi hâlâ anlamını koruyordu.
Ben aşkım.
Sen aşksın.
Biz aşkız. Ve geriye, bizden geriye sadece AŞK kalır…

Pır-pır’ın köşesinde oturan özgür âşıklara mutluluklarına eşlik eden güneş de gülümsüyordu. Dalgasız denizin üzerindeki muhteşem parıltılar.

Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi- Artık denizin ortasındayız.
Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı- Artık denizin ortasındayız ve bundan daha yukarısı yok!
Gülümsediler. İlk kez öpüşüyormuş gibi öpüştüler. Her öpüş, her dokunuş ilk kezdi. Her sevişme ve birleşme ilk kezdi. Her şeyleriyle yeniydiler.

FREELOVERS GENERATİON için yeni bir buluş yapmanın tam sırası ve yine her şey kendiliğinden oluyordu.

Sular Prensesi- Yeryüzünün komik insanlarının asalak örgütü Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nü içten çökerteceğiz bebeğim.
Sabahkahvaltısı- O nasıl olacak?
Sular Prensesi- Gayet basit. Zenginliğimi sağlayan şey ne?
Sabahkahvaltısı- Benim.
Sular Prensesi- Hayır, deli! (Muzurca gülümsedi.) Yeryüzünün komik insanlarını şebeğe dönüştüren şey ne?
Sabahkahvaltısı- (Yüzünü dalgalandırdı.) Ihhhh para!!!
Sular Prensesi- Evet, bebeğim.
Sabahkahvaltısı- Para mı kazanacağız?
Sular Prensesi- Çok hem de! Ben kaçıncı sanattan para kazanıyordum tatlim?
Sabahkahvaltısı- Sinema. Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi. Yedinci sanat. Ama sen yediden nefret edersin bebek!
Sular Prensesi- Aaaaa evet nefret ederim yaaaa. O zaman sıkı dur geliyor.
(Aynı anda)
Hooooop! İkiledin beni ikizim!
Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi- Sekizinci Sanat!
Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı- Sekizinci Sanat!
Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi- Harikayız. Mucizevîliyiz. Aşığız. Ve Sevişiyoruz.
Sabahkahvaltısı- Eee tamam da Sekizinci Sanat da ne, Yaşamım?
Sular Prensesi- Küçük Prens ne olabilir sence?
(Aynı anda)
Hooooop! İkiledin beni ikizim!
Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı- (Muzurca gülümserler.) Sevişmek!
Sabahkahvaltısı- Çılgın aşk’ım benim. Delisin sen. Aşığım sana. Çok zekisin. Tapındığımız şeyi bir sanat biçimine sokmak ha? Zekâna hayranım güzelim!
Sular Prensesi- (Çapkınca gülümser.) Estapitipiti!
Sabahkahvaltısı- Pışıkkk aşk’ım şehir cikletim!
(İkisi de kahkahayı basıp birbirlerinin ağızlarına yapıştılar.)

FREELOVERS GENERATİON’ın masal dinlemeyi seven genç âşıkları SEVİŞMEK dinine mensupsunuz, tanrınız SEVİŞME ve en son sanat yani en büyük sanat türünüz SEVİŞMEK. Gülümseyin ve yataklarınızın üzerine mutlu düşün ki onları kumsalda yakabilme cesaretine erişin. Kim bilir belki kutsal sesler kulağınıza yaklaşır ve şöyle fısıldar:
Yatağınızın küllerinden bir si-gar-gara sarın ve doya doya için sonra kumların üzerinde sevişin sonra da denize girin kum taneciklerini öpüşürken sakız niyetine çiğneyin sonra da kıyafetlerinizle girdiğiniz denizde soyunun sonra da bütün marifetinizi gösterip suyun içinde pipinin büyümesini kukunun istemesini sağlayın sonra da dalgaları dinleyin ve onlar kumsala vurdukça çarpışın iç içe geçin eğer şansınız varsa orada kalın ve boğulun!

Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi Sekizinci Sanatı’n ne olduğunu bildirmek için pır-pır’ı camevin bulunduğu adacığa çevirdiler.

FREELOVERS GENERATİON’ın kalabalık bir topluluk olması amaçlanmıyordu. Sadece hayal gücü ve beden uyumunun sonsuzluğuna ayak uydurabilmiş belli bir klanı kapsıyordu. Onun için FREELOVERS GENERATİON yeryüzünün gel-gitlerinin 80 kuşağının şanslı varlıkçıklarına zarar vermemesi için bir adada konumlandırılmıştı.
Kuşağın tehlikeye düşme durumda veya öncülerinin kalplerinin durması gibi bir talihsizlik yaşandığında (Masalcının notu: Ki bunlar çok uzak ihtimaller. Fiziksel ölüm kast edilmektedir.) ada kendiliğinden suyun derinliklerine batıp kaybolacaktı. Ve böylece saf aşk efsanesi kendi içinde kilitli kalacaktı. Ta ki evren küllerinden yıldızları bir kere daha karşı karşıya getirene kadar…
Kayıp ada Atlantis’ten söz edilen masallardaki gibi bir ada. Ada’nın ismi Kanatsız Melekler’di.
Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi Kanatsız Melekler’e ulaştıklarında elle elle, sakin sakin adaya kuyruk bastılar. (Masalcının notu: Eski bir Türk atasözü şöyle der: Körle yatan şaşı kalkar. Dikkatli olanlar bir anda anlayacaklardır ki… Sular Prensesi’nin hayali kuyruğundan bir adet de Sabahkahvaltısı’nda vardı.) İki hayali kuyruk, bir gövdeye ait birer adet ayak işleviyle şapırdak şapırdak adacıkta yürüyüşe çıktılar.

Adanın ortasında büyük bir sinema salonu vardı. FREELOVERS GENERATİON’a inananlar, en son sanatın sinema olduğuna inanmak istiyorlardı ama inansınlar mı inanmasınlar mı bir türlü karar veremediklerinden bu salona DESEM Mİ DEMESEM Mİ? Adını koymuşlardı. Sinema salonun üstü açılıp kapanıyordu. Bir güneşin parıldayışını izlemek için. İki yıldızları izlemek için. Üç birbirlerini pirinç tanelerinden çok seviyorlar.

FREELOVERS GENERATİON’ın peygamberleri… (Masalcının notu: Böylece ilk ve son kadın peygamber kendisini göstermiş oluyordu. Yani Suların Kadını.)

Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı, kutsal kuyruk adımlarıyla sinema salonuna girdiler. İçeride pek bir insan olmadığından (yoksa sinemada sadece kendileri mi vardı?) pır-pır’dan indirdikleri bayrağı sinema salonunun tepesine kendileri asmak zorunda kaldılar. Bayrak asma konusunda sevişme konusunda ne kadar başarılılarsa o kadar başarılıydılar.

Sabahkahvaltısı bağırdı.
​Yaşasın Sevişme! Güzel Celîne! Dalgalanan ve büyüleyen herkesi! Baştan çıkar Âşıkları! Seni seviyorum Aşk’ım.
​Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı’nın elini yakaladı ve bağırdı.
​Seni seviyorum Aşk’ım. Dalgalan Sevişme!

​Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı- Yakın bir zamanda yatalım aşk’ım. Yoksa delireceğim…

​Birbirlerine gülümseyerek, elle elle mavi koltuklardan bir çiftine oturdular ve sinemada yalnız başlarına güzel bir film izlemeye koyuldular.

​Film başlamadan önce aralarında şöyle bir konuşma geçti.
​Sular Prensesi- Seni seviyorum. Çok ama…
​Sabahkahvaltısı- Ben de. Seni çok seviyorum. On üç ‘o’ ile!!!!!!!!!!!!!
​(Gülümsediler, öpüştüler, birer çilekli çubuk yaktılar, ne de olsa bu koca sinema onlarındı filmi izlerken istedikleri kadar çilekli çubuk içebilirlerdi.)
​Sular Prensesi- Bugün günlerden ne? Seninleyken günleri saymayı unutuyorum.
​Sabahkahvaltısı- Saymamıza gerek yok zaten (Sular Prensesi’nin dudaklarına ufak bir öpücük kondurdu. Hemen bitenlerinden.)
​Sular Prensesi- Söyle lüffen bebeğim.
​Sabahkahvaltısı- (muzurca gülümsedi.) 13’üncü Şubat. Yeryüzünün komik insanları ona 14’üncü Şubat da derler ve gerzek kafalılar sevgililer günü diye bir şeyi icat ettiklerini sanıyorlar.
​Sular Prensesi- Aman tanrım 14’üncü Şubat Sevgililer Günü mü? Ne kadar kötü… Ne kadar acı… Aşk’ı neyin öldürdüğünü soruyorlar bir de… İşte, işte bu…
​Sabahkahvaltısı- İşte bu bebek. Aşk’ı sadece bir günün içinde kutlamaya çalışmakla öldürüyorlar.
(Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı’nı aniden öptü. Aniden gelen ve öpen öpüşün adını Sular Prensesi koymuştu:
”seni ne kadar çok sevdiğimi bir bilsen” öpüşü.)

​Sular Prensesi- Biz aşkı tek bir günün içine hapsedemeyiz.
​Sabahkahvaltısı- Biz aşkı tek bir günün içine asla hapsedemeyiz.
​(Aynı anda)
​Hooooop! İkiledin beni ikizim!
​Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı- Özgür Aşk’ız.
​Sular Prensesi- O zaman bebeğim bugün 14’üncü de olsa bizim için 13’üncü ve böylece lanetliyoruz 14’üncü Şubat’ın tükenmiş bitmiş bir asalak haline gelmiş duygularını.
​Sabahkahvaltısı- Evet, güzelim. Bizim için 13’üncü Şubat 14’üncü Şubat’ı yeryüzünden silecek bir laneti başlatsın.
​Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi- Âmin. Sevişme tanrısı sevişmelerimizi kabul et.
​(Gülümsediler, öpüştüler, seviştiler. Seviştiler, öpüştüler, gülümsediler.)

​Sinemada güzel bir aşk filmi izlediler. Ama beyaz perdede hiçbir filmin görüntüsü yoktu. İkisi el ele filmleri bitene kadar parmaklarını seviştirdiler. Ellerlini dolaştırdılar. Başlarını birbirlerinin omuzlarına dayadılar. Birbirlerinin kollarına girdiler. Bacaklarını birbirlerine dokundurdular. Işıklar yıldızlarla tatlı suratlarına çarptığında film sona ermişti. Öpüştüler. Ayağa kalkıp sinemadan dışarı çıktılar ve si-gar-gara içtiler…
Yoksa film bitmemiş miydi?
​Yoksa masallarla filmlerin birbirlerine bir takım benzerlikleri mi vardı?

​Sinemadan sonra ilk gittikleri yer ada da henüz yeni açılmış olan bir bardı. Sardunyalardan oluşturulmuş bar iyiydi güzeldi de içeride âşıkların yan yana oturabilmesi için tasarlanmış sandalyeleri yoktu ya da koltukları vardı da doluydu.
​Kapıda hâlâ FREELOVERS GENERATİON’ı anlayamamış züppe garsonlarca karşılanmışlardı, Sevgililer şeyiniz kutlu olsun!
​Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi büyük bir rahatlıkla gülümseyerek ve züppe garsonları aşağılamadan BİZ SEVGİLİ DEĞİLİZ dediler. Peki, neydiler onlar?
Tabii ki saf aşk’ın elçileri yani özgürlüğün savaşçıları ÂŞIKLAR.
​Biz sevgili değiliz dediler ve öpüşmeye başladılar. İçecekleri gelene… İçecekleri geldi içecekleri yerde öpüştüler ve birbirlerine gülümseyerek…
​Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi- Burada içemiyoruz, dediler…
​Sorun hem garsonların yaptığı züppelikti, hem de ikili masada yan yana üst üste dudak dudağa elle elle ağız ağza bacak bacağa oturamıyorlardı.
​Sabahkahvaltısı, çıkalım, dedi. Sular Prensesi, çıkalım, dedi.
​İçkiler aniden bitti ve kendilerini yeniden adanın dışında buldular.
​Ne yapacaklardı. Nereye gideceklerdi. Zaman geçiyordu ve Sevişenleri Yakalayın Örgütü elemanı BİLMİŞANNE Sular Prensesi’nin yerini tespit etmek için onun damarlarına bir izleme cihazı yerleştirmişti. Sular Prensesi’nin yerleştirilen cihazdan kendini kurtarabilmesi bir hayli güçtü. Kurtulayım derken Sabahkahvaltısı’nı ele vermekten korkuyordu ve erkeğinin ele verilmesine asla izin vermezdi.
​Ada’nın dışında Sabahkahvaltısı’nın kararsızlığı tuttu. Sular Prensesi’yle iki katlı bir bar aradılar ama daha sonra Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı’na fark ettirdi ki henüz iki katlı barın inşası tamamlanmamış…
Adanın kumsalında yan yana yürürlerken denizin lodosundan etkilenmemek için elleriyle daha sıkı sıkı tutundular. Sabahkahvaltısı elindeki yüzükleri sağ elinden sola geçirdi. Sağ eli Sular Prensesi’nin sol elini tutuyordu ve Prenseslerin elleri narin olurdu.
Sular Prensesi o kadar cesurdu ki kendisinin prenses mirenses oluşunu dinlemiyordu.
Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi’nin ellerini öperken elindeki kızarıklığı gördü ve sordu, bu da nesi?
Yüzüklerin, dedi Sular Prensesi… O zaman Sabahkahvaltısı, sıçayım kafama dedi içinden, Prensesimin elini ne hale getirmişim.
Ve böylece Sabahkahvaltısı yüzük değiştirme oyununu asla unutmayacağını aşkla kabul etti.

İki sıcak beden yan yana, elleri acımadan kızarmadan soğukta yürümeye devam etti.
Sular Prensesi-Hadi ama Prens. Bir yer seç.
Sabahkahvaltısı- Çok kararsızım. Aklıma bir yer gelmiyor.
Sular Prensesi- Deniz’in derinliklerinde açılan bara gidelim.
Sabahkahvaltısı- Barın ismi ne?
Sular Prensesi- Derinlik.

(Kelimelerin anlamsız kaldığı bir an daha yaşandı.)

İkisi birlikte denizin derinliklerindeki bara kuyruklarını bastılar ve en alt kata yani üçüncü kata indiler.
Kolayca anlaşılabileceği gibi barın katları aşağı doğru çıkılıyordu. İsteyen iniliyordu da diyebilir de… Yani ne bilelim? Bizim için hiçbir şey fark etmez.
Derinlik adındaki barın popülerliği çok artmış olacak ki bayağı kalabalıktı ve bar sahipleri Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı’nı da iyi tanıdıklarından üçüncü katı onlar için açtılar.
Böylece üçüncü kat da dolmaya ve de taşmaya başladı.

O zaman ikisi birden HADİ BURADAN İÇELİM diye bağırdı.
​Sabahkahvaltısı cebinden İÇ BENİ LIKIR LIKIR Tekila şişesi’ni çıkardı.
​Sabahkahvaltısı- Yağmurlu bir günün ardından bebek! Seninle yatmak istedim.
​Sular Prensesi- Şehirde yağmuru sevmiyorum.
​Sabahkahvaltısı- Gri havaları sevmiyorum. Onun için bu damlaları SEVİŞME tanrısına kurban edelim. Şimdi.
​Sular Prensesi- Şimdi.

Sabahkahvaltısı, İÇ BENİ LIKIR LIKIR Tekila şişesi’nin kapağını açtı. Sular Prensesi, deli gibi âşık mektubunu içine sakladığı, küçük İÇ BENİ LIKIR LIKIR Tekila şişesi’ni Sabahkahvaltısı’nın elinden kaptı. Dikti.

Sabahkahvaltısı seviyor Sular Prensesi’ni.
Sular Prensesi şişeyi Sabahkahvaltısı’na uzattı.
Sabahkahvaltısı İÇ BENİ LIKIR LIKIR Tekila şişesi’ni dikti.
Sular Prensesi seviyor Sabahkahvaltısı’nı.
Şişenin içinde ne kadar kurban edilmesi gereken damla varsa hepsini içtiklerinde aşkla ve neşeyle sarhoş oldular. Barın tuvaletleri istedikleri kadar geniş olsaydı hiç çekinmeden tuvalette sevişeceklerdi. Alkolle birlikte kızışmışlardı. Bir de Sular Prensesi’nin o muzur elleri yok mu? Bir de Sabahkahvaltısı’nın şeytan tüylü gülümsemesi yok mu? Yanıyorlardı ve Derinlik’in yanmasını istemediklerinden, barın merdivenlerinden yukarı kaçarak koşturarak çıktılar.
Kanatsız Melekler adasının kumlarına yeniden kuyruklarını bastılar.
Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi’ni ona anlatabilmek için onu dikkatlice izledi, hissetti, AŞKtı. Ve Sular Prensesi’nin üzerine giydiği mavi tuvaleti göz alıcıydı. Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı’ndan gözlerini istese Sabahkahvaltısı kendi elleriyle gözlerini çıkarır ve Sular Prensesi’nin ellerine koyardı. Gözlerinin Sular Prensesi’nin avuçlarında güvende olacağından emindi.
Ayrılık vakti, dedi Sabahkahvaltısı, 13’üncü Şubat lanetinin yayılması için…
Gece ayrı yataklarda uyumamız gerekiyor, dedi Sular Prensesi.
Eşsiz kadınım, dedi Sabahkahvaltısı.
Eşsiz erkeğim, dedi Sular Prensesi.
​Ve bir melodiyi çalmaya başladılar. Japoncaları ilerlemişti. Ya da bilmiyorlardı. Şarkıyı söyledikleri dil her ne ise ilerlemişti. Acaba dediler, Merkür’den Venüs’e dilinin bir başka uzantısı mı?
​Başka soru sormadılar.
​Öpüşe öpüşe pır-pır’ın gelmesini beklediler…

​Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi’ni pır-pır’a bindirirken Sular Prensesi ondan çilekli şehir çikleti istedi. Ve süprizzzz!!!
​Mavi bir kutucuk Sular Prensesi’nin elinde.
​Sabahkahvaltısı- Bana söz ver bunu eve gittiğinde açacaksın.
​Evet, anlamında başını salladı Sular Prensesi.
​Pır-pır, Sular Prensesi’ni alarak uzaklaştı.
​Céline bütün parıltısıyla gece de olsa dalgalanmasını sürdürüyordu.
Dalgalan güzel Céline!

​Sabahkahvaltısı- Kalbime iyi bak Aşk! Ve sana, bana hediyemi avuçlarının içine bırakmadan önce yaşattığın o eşsiz heyecan için teşekkür.

​Sular Prensesi, yeryüzüne ayak basınca karşısında Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün ayın elemanı seçilmiş BİLMİŞANNE’si onu karşıladı. Ellerinden tuttuğu gibi onu tutsak yaşamı yaşayacağı eve götürdü. Sular Prensesi avuçlarında Sabahkahvaltısı’nın hediyesi gülümseyerek en büyük silahıyla ayın elemanını yaralamayı sürdürdü.
Sular Prensesi mavi tuvaletimi çıkaracağım bahanesiyle tuvalete girdi ve hediyeyi görmesiyle bir çığlık ve kutsal gözyaşları…
Hiç ağlamayan Prenses, yoksa mutluluktan mı ağlıyordu?

Masalı dinleyen ufaklıklar korkmayın. Dünya gözyaşlarıyla dolmayacak. Bu gözyaşları, Sular Prensesi’nin kapalı tutulduğu evden kaçıp kurtulması ve özgür kalması için… Ve hediye kutusuna gelince… Şu kadarını söyleyelim… Mutluluk verici ufak bir not ve birer gümüşçük balık… Şimdi siz uyumadan önce evrenin içinde milyarlarca güzel, küçük ama yaşamı kaydıran hikâyeler anlatılıyor… Kulak verin balıkların sesine!
Carcharodon carcharias ve Delphinus delphis evrenin ve yaşamın en güzel boynunda yan yana asılı kalıyorlar…

Gözyaşlarıyla; Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün ayın elemanı BİLMİŞANNE’sinden kurtulan Sular Prensesi, Kanatsız Melekler adasındaki Sabahkahvaltısı’na şöyle bir hızlı-dalga gönderdi. Ve Sabahkahvaltısı dalgalanmayı çözümleyince mutluluktan öleceğini sandı.
İkisinin kalpleri hızlı hızlı atıyor.
Hooooop! İkiledin beni ikizim!
Si tu savais combien je t’aime
Dün akşam eve gelince sana bir çağrı attım.Sonra tuvalete koşturdum.Biralar yüzünden 🙂 Tuvaletten çıkıncada montumun cebine koyduğum ve sana söz verdiğim için eve gelinceye kadar açmadığım küçük kutuya..
Ne zaman bi hediye alsam önce, içinde bir not varsa eğer onu okurum.Çünkü aksi halde hediyeyi gördükten sonra notu okumayı unutabilirim 🙂 Senin küçük klavuzu çıkarmayan çalışırken nekadar bakmamaya çalıştıysamda köpekbalığının kuyruğuna ilişti gözüm.”AMAN TANRIM!!!!!!!” diye biraz dışımdan bağırmışım 🙂 Sonra küçük bi yalan bulup anneme uydurdum tabi niye bağırdığımı sorduğunda 🙂
Neyse notu okurken içim içimi yiyo tabi.Bir an önce görmek istiyorum.Çok heyecanlıyım.Çocuk gibi..Senin Sabahkahvaltın diye bitti not.. Onu cüzdanımın içine koydum.Sonra..
Sonra hayatımda gördüğüm en güzel minyatürlerle karşılaştım 🙂 Orda bir süre salak salak oturdum çünkü sizde hak verirsinizki gösterdiğiniz incelik beni derinden etkiledi :)))) Sonrada ağladığımı sana söylemiycem :)))))
Aşk’ım.. Sana dün söylemiştim,ifade edemiyorum sana olan sevgimi.Kelimeler diyosun ya,nekadar yetersiz.. En son babam bana ‘Jack’i getirdiğinde ağlamıştım aldığım bi hediye için..Belki böyle örnekleyebilirim sana durumun ciddiyetini :)))
Benim için ne kadar önemli olduğunu sana anlatıcam elbette.Ne zaman mı? Ne zaman sözcükleri bulursam 🙂 Belkide bu büyüden dolayı anlatamıyorum derdimi.Hiç birşey normal değilki aramızda.Herşey olağan üstü şekilde gerçekleşiyo.Böyle olduğuna eminim çünkü 21 senedir gerçek denen dünyadayım ve böyle bi şey gerçek olsaydı muhakkak rastlardım ona :)) Sende öyle..
Kendi hislerimi anlatmak zor biraz benim için.O yüzden hikayede de başka kimliklere filan büründürüyorum ya kendimi. Bu yüzden sen konuş ben dokunayım olur mu? Sen öyle tatlı konuşuyosun ki.. Sevgini ifade etmeyi beceriyosun her nekadar yetersiz olduğunu düşünsende, öyle değil. İnan bana. Bende seni öperim 🙂 Seni aniden öperim, hiç beklemediğin bir anda. Bu ”seni nekadar çok sevdiğimi bir bilsen” öpüşü olur tamam mı? 🙂 Böylece herkes kendi lisanıyla konuşmuş olur.Sen konuşursun ben dokunurum.. Al sana, bize yeni bi oyun daha buldum. Benimle oynar mısın? 🙂 Cevabını duyuyorum bile ; ”Seve seve ” dedin dimi Aşk’ım? 🙂
Bebeğim.. Çok mutlu ettin beni. İnan bana deli ettin mutluluktan. Hemen taktım onları boynuma ve sana söz asla çıkarmıycam. Ne olursa olsun, asla!
Başıma gelen en güzel şey, hayatımdaki en iyi şey sensin Aşk’ım! İlk gerçek Aşk’ım!
Seni çok seviyorum, çok ama! 🙂
Provadan geldiğinde yorgunluğunu unut diye yapıyorum bunu. Yorgunluğunu unut, dünyayı unut ki zaten biz onun gerçek olan kısmında yaşamıyoruz, herşeyi unut, ‘herşey’i unutma 🙂
Kadınını yanında hayal et.Et ki seni öpebilsin.. 🙂
Sevişme Tanrısı bizi tekrar karşılaştırıncaya dek.. Adios.. :))))
Herşey yaptığın kadının..

Plan yok. Yarın yok. Sorumluluk yok. Zamanı gelince karşılaşılır. Çarpışılır.
Aşkla iç içe geçmek ölümsüz bir zevktir.
Kalbinizdeki dalgalanmayla uzaklaşın!

Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi uyuduklarında gecenin içinde dalgalanan Céline şöyle diyordu:

”Seni bir sevdim.Seni iki sevdim.Seni pirinç tanelerinden bile çok sevdim..”

Biliyorum.

You may also like

Leave a Comment