Ev Genel Kat 45

Kat 45

dirilten LezizCeset Haziran 10, 2012

Bir zamanlar gençken, aşkımızı adayacağımız bir büyüyle hareket eder ve öyle sevebilirdik birbirimizi. Her şeyin acımasızlaştığı dünyaya geri döndüğümüzde yapacak pek bir şey kalmamış, şehrin sokakları güzel şarkısını mırıldanmıştı. Hatırladım, en azından Like Crazy bana izlerken tuhaf izler verdi. Delice istemenin, ihtiyaç duymanın, sevmenin, özlemenin çağından bana seslendi.

httpv://www.youtube.com/watch?v=r-ZV-bwZmBw&sns=em

Film, Jacob (Arton Yelchin) ve Anna’nın (Felicity Jones) kusursuzca acıtan aşkına adanmış. Yönetmen koltuğunda Drake Doremus var. Film başından sonuna kadar genç yazar Anna’nın ve mobilya tasarımcısı Jacob’un birbirlerine olan tutkulu aşkı çevresinde dolaşır. Kamera bir Amerika’nın sınırlarında, bir İngiltere’nin sınırlarında döner. Film, her ayrıntıda ufak tefek kırıntıları yüreğimin bir köşesine döktü, bu kırıntılardan kendime görkeli bir ziyafet çıkardım.

20120611-010757.jpg

Sanki hiç bitmeyecek kadar fazla sevdiğimiz birisinden ne kadar uzaklaşabileceğimize ve gerçek dünyanın aşkı koruyup koruyamadığına dair her şey. Anna ve Jacob dış dünyadan tamamen ayrı bir gerçeklik yaratılar. Tek günün büyüsünden gözlerini kör edecek bir ışığın peşine takılırlar. L.A.’nın serseri sokaklarında aşık olurlar ve bu aşkı sokak sokak dolaştırırlar. Üniversite’de tanışmış olan bu ikili dünyanın gerçekliğini pek umursamazlar ama dünya onlara başka türlü sırtını döner.

20120611-010747.jpg

İngilitere’den gelip Amerika’daki eğitimini tamamlaması gereken Anna, vize süresinin dolmasına yakın günlerini aşkın topraklarına sürer. Jacob ilk işi olan ahşap sandalyeyi Anna’ya verir. Filmin ismine sahip bir imza taşır sandalye: Like Crazy.

Birini gerçekten severseniz, onun ayrıntılarından yaşamını analiz etmeye kendinizi adarsınız. Jacob da öyle yapar, saatlerini yazarak geçiren Anna’nın odasındaki sandalyenin karaktersizliğini fark eder. Kendi elleriyle ilk mobilyası olan sandalyeyi Anna’ya hediye eder. Anın koptuğu ve kişinin kendisini bir başkasının ellerine nedensizce terk ettiği andır aynı zamanda bu. Her hareketin ve duygunun geriye kalan her şeyi devirip umursuzlaştırması. Anna ve Jacob günlerini birbiriyle aynı evde ve yatakta paylaşmaya başlarlar, viski içerler, oldukları gibi canlı bir şekilde yaşarlar.

20120611-010629.jpg

Yönetmen filmin kırılma noktasını, tüm güzel şeylerin ardından yaratır. Kader ya da rastlantı ya da basit bir umursamazlık bir ayrılığa dönüşür. Anna vize sebebiyle sınır dışı edilir ve ikisinin yarattığı dünya kusursuz anlamını yitirmeye başlar. Sadece sabretmek hiçbir şey için yeterli olmayacaktır. Her ikisi de olmak istemedikleri kişilere, yaşamın bu altüst edici sapkınlığıyla dönüşür. Her ikisi de başkalarıyla birlikte olur. Her ikisi de uzun bir aradan sonra birbirlerini gördüklerinde kavga ederler. Kıskançlıktan değil. Uzaklık, o kusursuz güzellikteki aşkı korumalarına imkan vermez.

YönetmenJacob geri döner, halbuki sandalye’yi Amerika’dan İngiltere’ye Anna’nın odasına getirmeyi başarır. Ama işaretler ve ayrıntılar artık birbirlerini tamamlayamaz. Her ikisinin de kariyerleri başka ülkelerde başlamış, her ikisinin de normal bir yaşantıları, normal bir aşkları, tutkusuz yaşam görüşleri içlerinde kök salmaya başlamıştır.

Genç insanların, benim, senin, her birimizin yaşadığı bu başa dönüşün imkansız olduğu normalleşme süreci içimizi yakar. Aynısı olmasa bile benzerlerini yaşarız. Aşkın ölümsüzlüğü, eski toprakların eski insanlarına adanmış bir lütufken… Günümüzde, her şey anın içinde erir. Jacob’un ve Anna’nın duşun altında son kez birbirlerine sarılmaları, öpüşmeyi denemeleri ama başaramayıp birbirlerinin kolları arasında en güzel anlarını düşünmeleri gerçekten olağanüstü bir anlatımdır.

20120611-010734.jpg

Like Crazy, romantik bir dram olsa da güçlü bir ayrılık filmidir. Film dikkatli izlenirse, karakterlerin kaybettikleri ve kazandıkları, yaşamlarını birbirlerinden ayrı dengede tutan bir ironidir.

Delice aşık olduğumuz kişiyle geçirmemiz gereken yaşamın parçalarını aslında hiç sevemeyeceğimiz kişilere sunarız. Örneğin Jacob, Sam’le (Jennifer Lawrence) Anna, Simon’la (Charlie Bewley) birlikte olur. Ana karakterlerin renkli kişiliklerinden o kadar uzaktır ki bu karakterler… Normal, despot, yapay dünyanın bir yansıması gibidirler. Asla birlikte olmamamız gereken kişilerle birlikte olmaya iter yaşam bizi. Asla uyumlu olan bir karşılık çıkmaz dar sokakları arşınlarken… Sabretmemiz gereken an işe yaramaz. Tutkulu ve delice sevmenin anı elden kaçırılırsa, bir kez daha aynı yolun serinliğini bulamayacağımız kaçınılmaz bir gerçek olur.

20120611-010616.jpg

El ele tutuşup sadece uyumanın bile delice bir tutkuyu yarattığı anlar vardır, işte o anlar kaçtı mı, ilerleyen yaşlarda kendimizi olmamız gereken diyarlarda buluruz. Sevdiğimiz bir yer, sevmediğimiz bir insan ve olabildiğince normal bir ortam.

Capcanlı bir ortamı çok hızlı bir şekilde donuk, ruhsuz ve hareketsiz bir dünyaya dönüştürürüz. Olanlar bizim hatamız mı orası bilinmez, ancak büyük gerçek şu:  yaşam,  bizi arkamızdan öyle bir iter ki; bu yokuştan yuvarlanırken, bir kere daha, bir yerlere sarılıp,  kendimizi toparlayabileceğimiz kesin değildir.

Like Crazy de ucu açık biten bir film. Suyun altında sarılırlar, öpüşmeye çalışırlar, olmaz, sarılı kalırlar, kararır.

O zaman da izleyen delice severken yaptığı  hataları hatırlayıp, dünyadan bir süreliğine uzaklaşma lüksüne kavuşur.

İlgini çekebilir

Sataş