Lobi Genel Bölüm 8 (Şehirde Yağmuru Sevmiyorum)

Bölüm 8 (Şehirde Yağmuru Sevmiyorum)

dirilten LezizCeset Haziran 27, 2012
Bölüm 8 (Şehirde Yağmuru Sevmiyorum)

Masalımızın kahramanları bir türlü bedenlerini birbirlerine sunamıyorlardı.
Sürekli olarak engellerle karşılaşıyorlardı. Masal deyip geçebilirlerdi ama kendi masallarının kahramanları olduklarından masallarını görmezlikten de gelemezlerdi.
Céline bayrağının dalgalanışı, -geçmişin ve geleceğin- şimdiyle yeryüzünden silindiğini müjdeliyordu. Suyun olduğu her yere hükmedebilirlerdi.
Sular Prensesi tuhaf bir soydan geliyordu. Prenses olmayı kendisi istememişti. Kendiliğinden prenses olmak isteyenlerin ukalalığını taşıyamazdı. Özgür doğmuştu, özgürce bir oyun dünyası kurmuştu ve özgürce âşıktı.
Sabahkahvaltısı suya hükmeden güzelliğin sadeliğinden kendinden emin bakışlarından ve zamanın üzerine yürüyen adımlarından etkilenmişti. Küçükken, henüz BAK-BANA dansının salınışlarıyla yeryüzüne düşmeden önce bir masalın kahramanı olmak isterdi. Tarihin kahraman profillerinin aksine yalnız koşturmak yerine yanında başka bambaşka bir varlığı da arzulamıştı. Bambaşka bir görüntüyü hayal etmişti.
Ve olması gerektiği gibi beğendiği bir masalı ona verecek olanı aradı.
Masalın sekizinci bölümündeyiz ve hâlâ aşktan söz edebilmemiz olağanüstü!
Yağmur yağdığında, yeryüzünün komik insanlarının komik çocukları Sabahkahvaltısı’nın sevmediği bir çocuk şarkısını bağıra bağıra söylerlerdi. Yağmur yağıyor. Seller akıyor. Arap kızı camdan bakıyor…
Sabahkahvaltısı bu şarkıdan nefret ederdi. Herkes öyle bir hevesle söylerdi ki bu tüyleri diken diken yapan şarkıyı… Bir türlü anlayamıyordu. Geceleri uyumadan önce bir sürü soru soruyor. İnsanların böyle bir şarkıyı neden icat ettiklerini bir türlü anlayamıyordu. Sözü geçen Arap kızı’nın nerede olduğunu bir türlü keşfedemediği için de şarkıdan git gide daha çok soğuyordu. Sonunda şu sonuca vardı: Sanırım ben yaz çocuğuyum. Öyleyse… Yaz çocuğu olduğuna göre yağmurdan hoşnut olmayabilirdi. Suyu severdi. Suya âşıktı. Ama işte bulutlardan düşen şeyleri bir türlü sevememiş gitmişti.
Küçük benzerlikler ve eşsiz bir dengeyi yaratan rastlantılardan.
Sular Prensesi de, belki de yağmurun yağmasının saf suların intiharına benzettiği için yağmurdan hoşlanmazdı. Sanki kendinden parçaları düşürüyormuş gibi hissederdi. Sokakta yürürken, yabancı ayakların altında ezilen su birikintilerinde kendinden parçaların ezildiğini hissederdi. Canı yanardı. Milyonlarca milyarlarca damlacık ve belki şu an da bile bir yerlerde yağmur yağıyor olabilir. Neyse bu konu üzerinde fazla durup da kimseyi üzmeyelim. Geçiyoruz. Geçiyoruz. Gecenin bizi en son bıraktığı yerden karanlıklar içindeki Aşk’ımızın yüzüne bakıyor ve ona masalını okumaya devam ediyoruz.
Sekizinci sanatın coşkusuyla heyecanlanan bedenleri ayıran Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün ayın elemanı seçilmiş BİLMİŞANNE’si Sular Prensesi’ni elinden kaçırdı diye küplere binmişti. Aşka lanetler yağdırdı. Sevişme tanrısının suratına nanik yaptı.
Ama mutlu çocuklar ve çok âşık âşıklar. Gülümseyin. Kahkahayı Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün ayın elemanı seçilmiş BİLMİŞANNE’sinin suratına üfleyin. Sevişme tanrısı ve onun yaratıcısı aşk asla lanetlenemez. Sevişmeyi yakalayıp hapsetmeye unutturmaya çalışanlar; boş ve boş işlerle uğraşırlar. Neyse canım bizim onlarla ilgilenecek vaktimiz yok. Zamanı daha çok sevişmekle değerlendirmemiz gerekiyor.

Sekizinci sanatın yeryüzünü dalgalandıran neşesiyle Sular Prensesi’nin Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün ayın elemanı seçilmiş BİLMİŞANNE’sinden kaçış organizasyonu gayet başarılı geçmişti. Bol bol alkış toplamıştı. Sular Prensesi gözyaşlarına bir müddet söz geçiremediği için bulutlar kızışmış yan yana gelmiş toplanmış ve bağırıp durmuşlardı: Önümüze gelene bin damla. Önümüze gelene bin damla.
Sular Prensesi mavi tuvaletiyle bir Sonilk Durağı’na sığınmış, önünden akıp giden yağmurun ritmine kendini kaptırmış ve Sonilk Durağı’nın Yalnızkalmışaşkıkorurum banklarında gözlerini uykuya kapamıştı. Gözlerinin ardından zihni şöyle bir yankılanmayı geceye salmıştı.
Sular Prensesi- Şehirde yağmuru sevmiyorum.

Sanki büyülü kelimeler bunlarmış gibi Symrna denilen şehirde yağmur hızlanmıştı.
Yalnızkalmışaşkıkorurum bankı Sular Prensesi’nin üzerini örttü ve rüyasında Sabahkahvaltısı’nı bulup onunla sevişmesini kolaylaştırdı. Bir gece daha tenler buluşamıyordu ama hayaldiler onlar ve buluşmaları uykunun içinde de pek tabii hayalleşiyordu.
Masalcı arada sırada çok şey ister gibi olsa da siz onu umursamayın!

İki Aşk, uykudayken gök gürledi, şimşekler çaktı ve bir sürü su intihar etti. Sular Prensesi onların seslerini duymadı. Yoksa gözyaşlarına söz geçiremezdi. Yağmur yağarken bir si-gar-gara yakıp uzaklara yalnız başına dalıp gitmek istemiyordu. Derinliklere özgürce bir tek kiminle dalabileceğini biliyordu.

Sabahkahvaltısı dalgalanmayı çözümledikten sonra mutluluktan bir süre ölü kalmış. Sonra yeniden canlanmış ve en hızlısından Sular Prensesi’ne telepatik bir oyun kutusu yollamış. Onun içine küçük fısıltılar yerleştirmişti.

Sabahkahvaltısı- Her gök gürültüsünde iç içe geçtiğimiz anları hatırla. Yağmurun yavaşlanıp hızlanmaları bizim dokunuşlarımızın yavaşlayıp hızlanmasını tenine hatırlatsın.

Sabahkahvaltısı gözlerini yumdu ve Sular Prensesi fısıltıyı rüyanın renkli karanlıklarında buldu. Böylece hayal gücü doruklara doğru yükselen, bir aşklı sevişme yaşandı.

Sekizinci Sanat da bulunduğuna göre artık işler biraz daha fazla hız kazanmıştı. Fakat gene de ikiz kahramanlarımız çok şanslı sayılmazlardı. Çünkü neredeyse bir aya yakın süredir, yeryüzünün komik topraklarında ibadetlerini gerçekleştirmeye olanak bulamamışlardı. Çözüm yolları üretmelerine rağmen hâlâ üst üste alt alta yan yana vesaire kalmanın yolunu bulamamışlardı.

Sevgili çocuklar ve aşklarının peşinden koşturan hayalperestler… Sekizinci bölümün başında belirtelim ki sekizinci bölümün sonunda üzülüp ağlamayın…

Sekizinci bölümün sonunda 18+ uyarısını göremeyeceksiniz. Bu yüzden üzgünüz. Masalcının kâhinliği tuttu ve sizi merakta bırakmaktan vazgeçti. Sekizinci sanatın keşfiyle şimdinin içinde var olan şey: yağmurda gökkuşağının altında aylak aylak dolaşmak.
Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı aynı anda uyanıp birbirlerine doğru koşmaya başladıklarında siz bir sonra ki bölümün hayalleriyle dolu âşık olduğunuzu ilk önce bütün dünyaya sonra da evrenin melankolik boşluğuna haykırmak isteyeceksiniz.
Evet, bu bölüm tamamıyla aşkla gerçekleştirilen uzun bir yürüyüşten ibaret olacaktır. Şimdiden belirtelim. Sonra suratınızı asmayınız…

Açıklamaları bitirip masala geri dönmeyi başarabilirsek… Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı’nın uykularında birbirlerini tekrar bulmaları içten bile değil. Rüyalardaki her ayrıntıyı sizlere aktaramıyor oluşumuzun nedeni hayal haklarının ihlale uğramaması içindir. Artık Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi’nin gözleri kapalıyken birbirlerine dokunmanın sarılmanın dans etmenin hatta evet şarkı söylemenin tek yolu, masal olmalarıydı.
Yaşamın hep güzel yanları vardır. Masallar… Céline dışarıda yağan yağmura rağmen ıslanmıyordu. Çünkü bayrağın kendisi ıslak sulu bir neşelenmeydi. Yani onu tanımlamamızı bizden ne olur beklemeyin. İmkânsız. Sadece hayal edebilir, arzulaya bilir, isteye bilir ama asla ele geçiremezsiniz. Céline sadece FREELOVERS GENERATİON’a bağlanabilir. Ki durum da budur.

Gün ışığı Sular Prensesi’nin tenine dokunuyor ve uykusundan uyanıyordu.
Sabahkahvaltısı yalnız başına uyanmanın ve aşkı özlemenin tuhaf mutluluğunu yaşıyordu. Evin otomatik çatısı çatır çatır açılıyordu. Dışarıda güneşi arada sırada kapatan yağmurun son bulutları vardı.
Sular Prensesi Sonilk Durağı’nda uyanmıştı. Güneşin dokunuşunu Sabahkahvaltısı’nın parmaklarına benzetmiş olduğundan uyanması onu gülümsetmişti. O tatlı gülüş, güzel bir günün şarkısı gibi. Bugün en güzel şarkısı hangisiyse? O şarkı Sular Prensesi’nin o anki gülüşü.

Çatı sonuna kadar açıldıktan sonra nereden geldiği belirsiz bir bez parçası, dağınık yatağın üzerine düştü. Sabahkahvaltısı hiç çekinmeden nereden geldiği belirsiz olan şeyi aldı ve açtı.

Sabahkahvaltısı- Aman Sevişme! Bu bir. Bir Céline bayrağı.

Kalbi küt küt atıyordu. Çıplak olduğunu bile bile merdivenlerden koştura koştura aşağı indi ve bahçeye çıktı. Bayrağı kapısının önünde dikili duran direğin tepesine astı. Komşu kızlar bu çıplak çocuğa gülümseyip durdular. Sabahkahvaltısı bir anlam veremediğinden zoraki bir sırıtış yolladı onlara ve hemen evin içine girip yeni bir karşılaşmanın telepatik titreşimlerini almayı bekledi. İlk önce yatağının üzerine oturdu. Sonra dayanamadı. Yatağın üzerinde sıçramaya başladı.

Sular Prensesi, yağmurun ardından şehrin üzerinde dolaşmasını sürdüren karanlık koyu bulutlara bakıp kafamın tasını attırmayın silerim sizi yeryüzünden hiç komik bir yanınız kalmaz diyerek bir küfür salladı.
Sabahkahvaltısı’nın tüyleri olağanüstü olarak ürperdi. Bir yatağın üzerinde zıplamayalı epey olmuştu ve evinin çatısı açık olduğundan kafasını tavana çarpma gibi bir sorunda yaşamıyordu. Yaşasın açık tavanlı evler!

Sular Prensesi- Özledim seni.
Sabahkahvaltısı- Zıplamaktayım bebeğim. Seni özlemekten delirdim. Yoksa yoksa…
Sular Prensesi- Bizim delirmemize gerek yok. Gel de sevişelim. Hadi bırak boş yatağın üzerinde zıplamayı.
Sabahkahvaltısı- Bekle ve de özle beni Aşk’ım. Sonilk Durağı’ndan atladığım ilk büs-büs’le hemencecik yanındayım. Seni kocaman seviyorum.
Sular Prensesi- Kocaman deme. Kocaman yok. Seni çok seviyorum. Çok ama!
Sabahkahvaltısı- Aklıma bir film senaryosu geldi.
Sular Prensesi- Ama biliyorsun Aşk’ım. FREELOVERS GENERATİON olaylarından sonra işimden oldum. Artık…
Sabahkahvaltısı- Prensesim sakın bunu dert etme. Bağımsız bir film.
Sular Prensesi- Harikayız Aşk!
Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı- Bağımsızız biz her şeyden. Bizi seviyoruz. Bize aşığız. (Yatağın üzerinde zıplarlar ve kafaları tavana çarpmaz.)
(Masalcının notu: Mimarlığa ilgi duyan mimarlar, üstü açık ev tasarısının bütün hakları masalın yaratıcılarına aittir. Önemle hatırlatılır. Çalınırsa peşinizden satırla koşturulur ona göre uyarılmadık demeyin. Bu kadar. Yani bu not bu kadar. Bitti.)

Sular Prensesi, zenginler mahallesindeki evine çaktırmadan arka kapıdan girdi. Hâlâ aranan âşıklar listesinin en başında yer alıyordu ve kellesine biçilmiş ödül bir hayli yüksekti. Parmak uçlarında yürüyerek eve girdi ve hırsızlardan korunmak için daha önce evine taktırmış olduğu görünmezlik alarmını çalıştırdı. Üç katlı ev ortadan şıppadak kayboldu. Hayalet Ev olarak aşk suçluları tarihine böylece girmişti. Mavi tuvaletini çıkardı ve telepatik moda geçti.

Sular Prensesi- Beni bul. Gel bul beni. Özledim.
Sabahkahvaltısı- Geliyorum. Buluyorum seni. Özledim.

Sabahkahvaltısı zıplamasını bıraktı. Kendine çeki düzen verdi. Çıplak olduğunu ve bahçeye çıktığında kızların ona neden sırıttığını anladı. Hemen giyindi.
Sular Prensesi gönderdiği telepatik istekten sonra mavi tuvaletini çıkarmıştı. Üzerine su-altı kıyafetlerinden birini geçirdi. Dışarı çıkıp Küçük Park’ta FREELOVERS GENERATİON’ın önemli bir varlığıyla karşılaşmalıydı. Küçük Park’ın açık adresi tam olarak şöyleydi: Bir Sonilk Durağı’na gidiniz ve gelen ilk büs-büs’e Morova’ya çekin deyiniz.

Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün hain bir planı vardı. Yağmur dansı. Belki de en tehlikeli silahlarından birisiydi. Diğer bir önemli silahları bilindiği gibi ayın elemanı olacaksınız bahaneleriyle ebeveyn pazarlamaktı. Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün elemanları ördek ayaklarıyla dans etti ve melankolik yağmuru yağdırmaya çalıştı.
Bu sırada Sabahkahvaltısı büs-büs’le Küçük Park’a hareket etmeye başlamıştı.
Sular Prensesi tanınmamak için kılık değiştirmişti. Saçlarını ateşten kıvılcımlara dönüştürmüştü. Hayalet Ev’in arka kapısını kullanarak dışarı çıktı. Ve sokaklardaki Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün elemanlarının yoğunluğundan biraz geç kalarak Küçük Park’a ulaşacağını sezinledi.

Sabahkahvaltısı, Morova’nın Sonilk Durağı’nda büs-büs’ten indi. Küçük Park’a ulaştığında Sular Prensesi’ni göremeyince telaşlanmıştı.
Sabahkahvaltısı- Neredesin Prensesim.
(Masalcının notu: yukarıdaki cümlecik bir iç sestir. Dış ses olarak bir soru ifadesi olarak algılanmasın. Teşekkürler.)
Bazı duygular o kadar özgürce kelimelere dökülürler ki onların telepatikleşip bir diğer kalbe ulaşması kesinlikle kaçınılmaz olur. İşte Neredesin Prensesim? Bir süreliğine daha yalnızlığı yaşayacak dudaklardan çıkmışlardı ve telepatik bir haykırışla Sular Prensesi’ne ulaşmışlardı.

Sular Prensesi- Buradayım bebeğim. İçimdesin.

Karşılıklı fısıltıların birbirine ulaşması o kadar hızlı gerçekleşiyordu ki… Masallara inanmak hep mükemmel hisler veriyordu.
Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi’nin birazcık gecikeceğini anladı ve beklemeye koyuldu. Masalsı dudaklardan çıkan sözcükleri, elleri, ele geçiren yüzü ve daha çoğunu ve daha çoğunu, her defasında daha fazlasını veren herşeyi…
Kendine bir büfeden şehir sakızı aldı ve göz ucuyla yeryüzünün komik insanlarının gazetelerindeki ana başlıkları okudu.
KRALİYETYASALARINA AYKIRI ÇIKAN BİR PRENSES ARANIYOR! YERYÜZÜNÜN SULARINI BAŞTAN ÇIKARDIĞI SÖYLETİLER ARASINDA…
FREELOVERS GENERATİON İHBARLARI İÇİN TELEFON NUMARALARIMIZ…
KENDİLERİNE BİR DE BAYRAK YAPMIŞLAR KİMDİR BUNLAR NE SANIYORLAR KENDİLERİNİ…
BİRBİRLERİNİ AŞKLA YALAYIP ZEVKTEN DORUKLARA ÇIKANLARI İSTEMİYORUZ…
ÇILGIN ÂŞIKLARI YAKALAYANA BİR DAİRE BİR DE OTOMOBİL. EVET, YANLIŞ DUYMADINIZ. YAKALAYIN HAYATINIZ DEĞİŞSİN.

Medya patronları bu gibi safsatalarla kahramanlarımızı yakalamaya çalışsın dursun. Onlar hâlâ Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı’nın gerçek olmak yerine birer masal olduklarını anlamakta zorlanıyorlar. Ki masalcının kanısıyla medya patronları yaşamlarının sonuna kadar bir sikim anlamayacaklardı.

Sabahkahvaltısı, bayağı fazla başlık okuduğunu düşündü ve daha fazlasını okumak istemedi. Küçük Park’ın başında mı sonunda mı olduğu anlaşılmayan bir ağacın altında özgür aşk’ını beklemeye başladı.
Sular Prensesi tanınmamak için sinsi sinsi gelip Sabahkahvaltısı’na böhhh!!!! Yapıp onu daha çok heyecanlandıracakken, kalpleri birbirine yapışık olduğundan… Sabahkahvaltısı’nın kalbi arkasından ona doğru gelen Sular Prensesi’nin kalbine döndü ve çekim alanına giren kalpler ritimlerini arttırdılar. Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün yağmur dansı bile denemeyecek danslarının yarattığı kara bulutlar, Sevişme Tanrısı’nın mucizesiyle bir süreliğine ortadan kayboldu. Gün yeni başlamıştı.
El ele, kol kola, bacak bacağa bir kafe buldular. Sular Prensesi kılık değiştirdiğinden onu kimse tanımıyordu. Sabahkahvaltısı ise, şansına henüz onun yüzünü kimse tanımıyordu. FREELOVERS GENERATİON gizli gizli, sakin sakin birbirlerinin ellerini hiç bırakmadan bir kafenin masasının üstünde iç içe yaşamasını sürdürüyordu.
Hooooop! İkiledin beni ikizim!

Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi- Seni seviyorum. (Öpüşme sesleri.)

Böylece dudaklar konuşmak için daha hayalci bir yolu seçmişlerdi. Göz kapaklarının ardında olup bitenlerle açıldıklarında olup bitenler dalgalanmıştı.
Unutmadan Sabahkahvaltısı’nın bahçesindeki Céline bayrağı da dalgalanmasını ve etkilemesini sürdürüyordu. Orta Halliler Mahallesi’nin genç kızları ve oğlanları el ele bayrağa hayran kalmışçasına bakıyorlardı. Yeryüzünün komik insanları arasındaki genç bedenleri yan yana elektriklenmeye titreşmeye çoktan başlamışlardı. Anlamaya çalışıyorlardı.
FREELOVERS GENERATİON su-altından yeryüzünün ara sokaklarına çıkmıştı. Hem de korkusuzca. Tam anlamıyla özgürlüğün nasıl bir hayal gücüyle yaratılabileceğini görerek.

Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi’nin dudakları birbirlerinden uzaklaştı. Kutlamaları gereken o kadar çok şey vardı ki nereden başlayacaklarını bilemiyorlardı. Birbirlerinin yüzlerine gülümsüyorlardı. Birbirlerine bir şeyler anlatıyorlar ve birbirleri için çıldırdıklarını, delirdiklerini duyuyorlardı. Evet, hiçbir sözcüğe gereksinim olmadan duyabilmenin gizemini çözmüşlerdi.

Sular Prensesi, geceyi bir Sonilk Durağı’nda geçirdiğinden dolayı kahvaltısını yapamamıştı. Evet, zeki olanlar, Eee işte karşısında Sabahkahvaltısı var onu yesin, diyorlar. Evet biliyoruz. Ama siz de şunu bilin. Sabahkahvaltısı öyle ulu orta her yerde yenmez. Çünkü Sevişenleri Yakalayın Örgütü bilindiği üzere aşkı yasaklanmanın peşinde…

Sular Prensesi küçük mideciğini doldurmak için poğaça aldı. Garson kız yanlarından geçerken siparişlerini verdiler.

Sular Prensesi – Çay lütfen.
Sabahkahvaltısı- Sıcak çikolata fındıklı olsun. Lütfen.

İçecekleri gelmeden önce çilekli çubuklarını tüttürdüler. Bir yandan da birbirlerinden ayrı kaldıklarından bu yana hani çok da zaman geçmemişti ama olsun, ne olupbittiyse anlatmaya koyuldular.
Henüz bulutlar yokken güneşten faydalanmak için kafenin dışına oturmuşlardı. Ama kafenin içine geçmelerini gerektirecek çok önemli bir olay vardı. Bir şeyi fark ettiler. Karşı karşıya oturuyoruz. Hayır, hem de şehirde yağmuru sevmemize rağmen biz şimdi ne yapıyoruz?
İçeceklerini kaptıkları gibi kafenin içine daldılar. Üzerlerinde ağırlık yapan ne varsa karşı koltuğa fırlattılar ve yan yana geldiklerinde…
Öpüştüler, ayrılıktan bu yana ne kadar çok şey özlemiş olduklarını birbirlerine her defasında yeni yollarla anlatmanın oyununa katıldılar. Sabahkahvaltısı’nın parmakları Sular Prensesi’nin bedeninde küçük oyunlar yaptı.
Sular Prensesi’nin parmakları Sabahkahvaltısı’nın bedeninde küçük oyunlar yaptı. Kafenin kişilere özel odaları olsa o odaların karanlık erotik duygularla -çok özel duygularla- hareketleneceğine emindiler…
İşte tam bu sırada Sular Prensesi’nin boynundaki Carcharodon carcharias ve Delphinus delphis birbirleriyle çarpıştı ve Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi’nin ellerini boynunda hissetti. Daha sonra dudakları dudaklarına değdi. Gözlerin kapanıp açılmasıyla yaşanan o kısacık anın sonunda Sabahkahvaltısı’nın kalbi duracak gibi oldu ama kalbini durdurmadı çünkü Sular Prensesi’ninkinin de durmasını istemezdi.
Sürpriz!!!
Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı’na yaşamının en güzel sürprizini yapmıştı. Beyazlardan, kırmızılardan ve siyahlardan oluşan bir kolye, Sular Prensesi elleri ve dudaklarının muzurluğuyla Sabahkahvaltısı’nın boynuna yerleştirilmişti.
Sadece bununla yetinilmemişti. Sabahkahvaltısı’nın ellerine bir kutucuk ve içinde Sular Prensesi’nin çok önemli duygularını taşıyan bir mektup yerleştirilmişti.
Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı birbirlerine gülümsediler ve bu kez halk içinde olmalarına rağmen kocaman öpüştüler…

Sabahkahvaltısı- Söz veriyorum Aşk’ım. Kutuyu evde yalnız başıma yıldızlara bakarken açıyorum ve kalbimin hızlanışını sana iletiyorum…

Sular Prensesi sözcükleriyle dayanamadığından kolyeyi Sabahkahvaltısı’nın boynuna taktığını anlatmaya çalışıyordu. Tıpkı Sabahkahvaltısı’nın sözcüklerle aşkla yazışmış bir masalı anlatmaya çalışması gibi… birbirlerine ne kadar da çok benziyorlardı. Birlikteyken ne kadar da özgürdüler…
Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi tarafından yeryüzünün komik diyarlarında olunmasına karşın derinliklere çekiliyor ve orada defalarca sevişmeye, özgürlüğe ve aşka teşvik ediliyordu.
Baştan çıkaran dalgalanma Sular Prensesi’nin yaratıcı ellerinden parmak uçlarındaki titreşimden Sabahkahvaltısı’na rahatlıkla geçmek bir yana olağanüstü durumlarında habercileri oluyorlardı.

İçecekleri bitti. Canlarının sıkıldığına karar verdiler. El ele Küçük Park’ın yakınlarındaki kafeyi terk ettiler. Yiyecek bir şeyler ve birer tane soğuk bira aldılar. Ufaktan Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün yağmur dansı işe yaramış olacak ki yağmur yağmaya başlamıştı. Ama ıslatan cinsinden değildi. Sadece güneşle iş birliği yapıp gökkuşağını çıkarmaya çalışanlarındandı.
Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı alacaklarını aldıkları gibi Sular Prensesi’nin eğitimini sürdürdüğü Üniversite’den içeri girdiler. Oturacak yeşil çimenleri aramaya başladılar. Aslında ilk gördükleri çimenliğe oturacaklardı ama Sabahkahvaltısı’nın kararsızlığından Üniversite’nin derinliklerine doğru yürüdüler. Yağmur gene durdu, çünkü yağması için yapılan yağmur dansı olabildiğince kötü gerçekleştiriliyordu.
Güneş sıcak tarafını gösterdi ve suyun kızıyla, güneşin oğlunu ısıtmaya başladı. Onlar da kalabalığın içine daldılar. Sular Prensesi, Üniversite’den birkaç arkadaşını gördü ve özgür aşk hakkında onlara hiçbir şey anlatmaması gerektiğine karar verdi. Tüm bu insanların masalını dinlemeye hakkı olduklarını sanmıyordu. Ne yapıyordu bu insanlar? Neyse…
Bir konser alanının yanından geçtiler. Sular Prensesi, orta halli zamanlarda konser alanının yakınlarına kurdukları takı alanını Sabahkahvaltısı’na gösterdi. Yürümeye devam ettiler…

Sular Prensesi- Umarım yağmur yağmaz.
Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi- Şehirde yağmuru sevmiyorum.

Ve Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı’nı kampusun gizli ve eşsiz yerlerine aşkla sürüklemeye başladı. El ele yürürlerken Sabahkahvaltısı aniden Sular Prensesi’ni kendisine doğru çekti ve dudaklarından öptü. İkisinin kalbi de yükseklerden derinliklere doğru bir atlayışı hayalleştirdi.

Filmlerden alışık olmadığımız mekânlarla karşılaşılır. Sular Prensesi de Sabahkahvaltısı’nı hiç alışık olmadığı fakat bir o kadar tanıdık bir koridorla karşılaştırdı. Eskimiş küflenmiş bir koridor, koridorun pencerelerindeki camlardan bazıları çatlamış, bazılarıysa kırılmıştı. Üç ya da dört eşik geçildikten sonra koridordan çıkılıyordu.
Yavaş adımlarla eşiklerin altından geçtiler. Büyülendiler… Sular Prensesi, tuhaf bir gizlilik hapsetmişti koridorun kat edilen yoluna… ve onu Sabahkahvaltısı’yla paylaşıyor ve onun da yakın hisleri yüz ifadesine yansıttığına tanık oluyordu.
Koridordan çıktılar. El ele ve öpüştüler… Biraların ısınmaması gerekliydi. Soğuk içmeyi. Hatta soğuk içilmeyi seviyorlardı. Ama biraları çoktan unutmuşlardı. Sadece birbirlerine odaklanmışlardı ve aradıkları çimenleri de bir türlü bulacak gibi değillerdi. En azından şimdilik…

Sular Prensesi, Sabahkahvaltısı’nı bu kez bir Botanik Bahçesi’ne soktu. Suyun içinde yetişen çiçekleri Sabahkahvaltısı’na gösterdi. Bir Botanik Bahçesi’nin içinden henüz bitmemiş bir kışın içindeyken geçtiler. Bir iki tane ufak kedicikle karşılaştılar. Onları sevmek istediler ama kedicikler kaçtı. Yürümeye devam ettiler…

Sular Prensesi’nin, iki yaşantısı var diyebiliriz.
Hem çalışıyor hem de okuyordu. FREELOVERS GENERATİON olayının bu durumla bağlantısı, tam olarak şöyleydi: Sevişenleri Yakalayın Örgütü kurucuları az beyinli ve de büyük kafataslı olduklarından FREELOVERS GENERATİON’ı hayalleştirmeye çalışanların bir iş sahibi olduklarına inanıyorlardı. Oysaki Sular Prensesi aynı zamanda tıpkı Sabahkahvaltısı gibi öğrenciydi.
Masalcı hatırlatır. Sevişme tamamıyla iki kişiliktir! Aşk tamamıyla iki kişiliktir! Yaşamak tamamıyla iki kişiliktir! Dans etmek tamamıyla iki kişiliktir! (Gözler kapalı olsa bile. İnanmayanlar gözleri kapalı kiminle dans ettiklerini görebilirler.) Öğrencilik iki kişiliktir. Özgürlük asla yalnız başına hayalleştirilemez. Bu semptoma İkişik ikişik adı konulmuştur. Yeryüzünün komik insanları için ölümcül sonuçlar doğururken masalın hayalci kahramanları için vazgeçilmez bir aşktır.

Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı, Botanik Bahçesi’nin yakınlarındaki bir bankı sadece öpüşmek için kullandılar ve çimenlik aradıklarını hatırladıktan sonra arayışlarını sürdüler. Ve en sonunda yine, evet, gene, Sabahkahvaltısı’nın kararsızlığından dolayı aradıkları çimenliğin ilk gördükleri çimenlik olduğuna karar verdiler. Geri dönmeleri gerekiyordu.
Kampus içi çalışan bir büs-büs’le çimenleri aramaya başladıkları ilk yere geri döndüler. Büs-büs bir hayli kalabalıktı ve söylentilere göre bira hırsızlığı v.b hırsızlıklara çok rastlanıyordu. Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi bir şeylerini çaldırmamak için birbirlerine sıkıca sarıla sırala başlangıca ulaştılar.

Çimenlerin üzerine yayıldıklarında biralarını soğuk soğuk içerlerken Sevişenleri Yakalayın Örgütü’nün yağmur dansı devreye girdi ve güneşin ortasından yağmuru yağdırmayı başlattı. Birbirlerinin kapüşonlarını başlarına geçirdiler. Yağmurdan herkes kaçışırken hatta bizzat Sular Prensesi ve Sabahkahvaltısı yağmurdan çekinirlerken Aşklar bu kez aldırış etmediler. Yağmur güneşle yağdı ve yarattıkları gökkuşağının altında öpüşüp bira tenekelerini tokuşturdular. Kapüşonları dudak dudağa sevişmeleri için çadır işlevini üstlenmişlerdi.

Seni çok seviyorum. Çok ama!
Seni kocaman seviyorum!

Birbirlerini ne zaman içeceklerini düşlediler. Yan yana uyuyabilecekler miydi? Hayal ettiler. Birbirlerini yan yanayken hayal ettiler. Özgür olduklarının ve güneşe doğru koşturduklarını biliyorlardı.

Çişleri geldi.
Biranın azizliğine uğradılar ve koştura koştura bir kafe aramaya koyuldular. Şansları yaver gitti. Ve bir tane buldular. Hemen içeri girip çişlerini yaptılar. Sırayla önce Sular Prensesi sonra Sabahkahvaltısı…
İşedikten sonra yan yana oturdular, bitmiş olan çilekli çubuklarını yenilediler. Öpüştüler de öpüştüler… Kokularını içlerine çektiler. Zaman geçiyordu ve yeni yasalara göre artık Âşıkların gece olduğunda yan yana görülmeleri olağanüstü bir hal sayılıyordu. Dikkat çekmek istemiyorlardı. Ama Sabahkahvaltısı’nın pipisi yine laf dinlemez bir hal almıştı. Sadece Sabahkahvaltısı mı? Yaaa Sular Prensesi?
Sular Prensesi’nin de kukusu yanıp tutuşuyordu. Çok uzun süredir iç içe geçememenin olanaksızlığı sınırları zorluyordu. Hayaller zorlanıyordu. Eller yaramazlık yapmaya yöneliyorlardı. Dudaklar titriyordu. Evet, titreyen dudaklar bir süreliğine daha yan yanalar ve birazdan ayrılık vakti gelip çatacaktı.
FREELOVERS GENERATİON alarmı verildi. Symrna şehri alarmla ayağa kalktı. İki Aşk hışımla hesabı ödeyip ilk Sonilk Durağı’na ulaştılar. Birbirlerinin dudaklarına son öpücükleri, bedenlerine son dokunuşları bıraktılar.
Sabahkahvaltısı’nın elinde sihirli bir kutu ve boynuna dokunan bir kolye vardı. Sular Prensesi şöyle demişti, kolyeyi Sabahkahvaltısı’nın boynuna takınca:
Sular Prensesi- Tenine değsin.
Bu sözcükler Sular Prensesi’nin dudaklarından özgür kalırken, Prensesin elleri Sabahkahvaltısı’nın tenine dokunmuş ve onu baştan çıkarmışlardı. Sabahkahvaltısı büs-büs’e bindiğinde ancak anlayabilmişti Sular Prensesi’nin bir başka eşsiz mucizesini. Sular Prensesi kolyeyi Sabahkahvaltısı için yaptıktan sonra onu bir gece boyunca boynunda taşımıştı. Ne kadar farklı duygulardı. Sabahkahvaltısı, Sular Prensesi’nin duygularını tanımış olsa da her saniye ne kadar da farklı şeyler hissediyordu. Fark yaratan duygularla âşıklardı.
Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi- Herşeyiz.
Büs-büs’ten inip de evinde yatağına uzanan Sabahkahvaltısı çatıyı açıp yıldızları izledi. Ama bu kez gözyaşları kalbine doğru akıp kalbini sulayan varlığa teşekkür etmenin bir yolunu bulması gerekiyordu. Kalbi Sular Prensesi’nin duygularıyla tertemiz özgür bir atışa sahip olmuştu.
Sabahkahvaltısı ellerinde Sular Prensesi’nin mektubu, suratında kocaman bir gülümsemeyle okumaya başladı.
Odanın içine ve açık çatıdan gökyüzündeki yıldızlara doğru Sular Prensesi’nin baş döndüren kokusu yayılmaya başlamıştı. Sabahkahvaltısı mektubu okudukça mutluluktan içine doğru ağlamayı sürdürdü.
Mektup küp şeklinde Sular Prensesi’nin boynunda taşıdığı kolyenin boncuklarıyla mühürlenmişti ve Sular Prensesi’nin imzası; çilekli çubukların dudakların ucunda bittikten sonra söndürülüşüyle ifade edilmişti.
Sabahkahvaltısı- Sen ne kadar da harikasın Aşk! Nasıl bir şeysin sen?
Seni kocaman seviyorum. (Bağırır.)

Aşkım.. (Kesme işaretini bilerek koymadım. İçimden böyle geldi.) 🙂
Uzun zamandır düşünüyordum, ona birşeyler yapmalıyım diye. Şöyle birşeyler olmalıydı bu; hem çok küçük hem çok büyük. 🙂 Yani senin için değerli olmalıydı. Diyeceksin ki, ‘sen yaptığın için zaten değerli.’ Ama öyle değil işte amacım.
Sana özel olmalı. Seni şaşırtmalı. Tıpkı köpekbalığı ve yunus gibi. 🙂
Bana, odanın fotoğrafını yollamıştın ya, ona bakıyordum. O fotoğraftaki en renkli şey, Jim Morrison resmiydi. ‘Onu seviyor!’ dedim. Sonra da fikir geldi işte. 🙂
Kolyedeki renkler bir yana, boncukların özel bir dizilişi var. Muhakkak bu renklerin ve bu dizilişin bir öyküsü vardır. Ama bir tane de ben uydursam ne olur? 🙂 Gayet tabi, yapabilirim bunu.
Beyaz, kırmızı, siyah..
Beyaz’a; mutluluk, kırmızı’ya; aşk, siyaha da; acı isimlerini veriyorum. Kolyenin tümü, senin yaşam döngün.
En yoğun renk, kırmızı. Hayatın aşk dolu olsun! 🙂
En azı, siyah. Sana küçük, ders verici acılar verdim! 🙂
Beyaz ise, kırmızıyla bağlantılı olarak, yine yoğun ve göze çarpıyor. 🙂
Hayatın, beyazlarla başlıyor ve beyazların tam orta yerinde bir kızımızı. Mutluluğun merkezine aşk’ı koydum Aşk’ım.
Şimdi aşkın, hissedilen değil, yaşanan kısmına geçiyoruz. Bu uzun bir hat. Başında ve sonunda birer, küçük siyah nokta var. Aşk’ın başlangıcı da, bitişi de acıdır biliyosun. Ama sen, öyle güçlüsün ki, bu siyah noktaları sıkar ve içlerindeki faydasız irini çıkarırsın. Böylece zararsız deliklere dönüşürler. 🙂
Acılarını yalnızca aşka dahil ettim ki, tek acın, böylesine lüks bir acı olsun. Yaşamına daha ağırları girmesin. Bunlara “lüks acılar” demem, aşkı küçümsememden değil. Seni yıkamayacaklarını bildiğimden. Oysa sağlığın açısından, sana dahil olan bir acı seni yıkabilirdi değil mi? 🙂
Zararları ortadan kaldırılmış olan siyahları, masum şeyler olarak düşünürsek, hayatın aşk, paralelinde mutluluk ve aşkın öğretileriyle sürüp gidiyor. 🙂
Umarım seni şaşırtmayı başarmışımdır Aşk’ım. Hep yapmak istiyorum bunu. Seni şaşırtmak. Seni mutlu etmek. Seni delice sevmek.
Bir deniz kızı olarak, ben de artık “bir dilek” hakkımı kullanmak istiyorum.
Bir dilek..
Hayatında ben olayım ya da olmayayım – ki umarım olurum – mutluluktan deliye dönmeni diliyorum..
Seni çok seviyorum tatlı surat! 🙂
Herşey yaptığın kadının..
İmza
(Sigara söndürülerek kâğıt üzerinde yaratılan boşluk.) + 🙂

Sabahkahvaltısının kalbi gözyaşlarıyla yıkandı ve hayalleri adına yemin etti.
Sabahkahvaltısı- Yarattığın bu kolyeyi asla boynumdan çıkarmıyorum.

İki Aşk’ın göz kapakları yalnız başlarına kapanırken telepatik olarak birbirlerine şöyle fısıldadılar.
Telepatik fısıltı- Hadi yatalım. Çok özledim.

Otomatik çatı kapanırken, Hayalet ev gizlenirken sadece hayal dünyası değil tenler, dudaklar ve büyüyüp ıslanan her şey çok kısa bir süre sonra unutulmaz bir TATİL’i yaşacaklarını hissediyorlardı.

Şehirde yağmuru sevmiyorlardı. Bu yüzden bulutlar yaklaşmadan Sabahkahvaltısı ve Sular Prensesi Symrna’dan bir süreliğine uzaklara kaçıyorlardı. Aşk yolculukta varlığını hayal dünyasının içine katıyordu.
(Masalcının notu: Bir sonraki bölüm 18+. Uyarmadı demeyin.)

Dalgalan Céline! Dalgalan Güzel Céline ! Herkesi kendinden geçir!

Tatlı uykular ikiz Âşıklar. Tam siz uyurken masal yazılmış oluyor ve siz uykudan uyandığınızda birbirinizi buluyorsunuz. Birbirinizin sıcak yatağında uykuların en güzeline dalıyorsunuz ve oracıkta boğuluyorsunuz.

Dalgalan özgürlüğüm! Aşk’ım ve herkesi kendinden geçiren mucizevî şey!

Uykuda özgür aşkı bulmaya geliyorum.

bi bak istersen

bir iz bırak