Lobi Genel Kat 49

Kat 49

dirilten LezizCeset Temmuz 30, 2012
Kat 49

“Ve aynı anda hiç bu kadar şeyi bir arada hissetmemiştim. Kendimi gelecekten ve dünyadan alıkoydum”

Albert Camus

httpv://www.youtube.com/watch?v=w7lBleOF9Pw

Detachment, senaryosu Carl Lund tarafından yazılmış, yönetmeliği Tony Kaye tarafından yapılmış olağanüstü bir yapım. Oyuncu Andrien Brody‘nin uzun bir aradan sonra bu filmle yeniden adından söz ettireceğini düşünüyorum. Erica rolündeki Sami Gayle ve Meredith rolündeki Betty Kaye genç yaşlarına rağmen oldukça başarılı bir oyunculuk sergiliyorlar. Filmin açılış senkansı ve kapanış senkansı insan yüreği üzerine büyük bir gerilimi boşaltıyor. Dünya üzerindeki sevgisizliğin ve çaresizliğin farkına varıyor ve yaşadığımız an ve onu dönüştürmemiz gereken evren hakkında daha çok düşünmeye başlıyorsunuz. Dünya gerçekliğine karşı sıkı sözleri olan bir film.

“Param var. Kendimi bir fatura gibi değiştiriyordum. Aşk için ağlıyordum. Bağıra çağıra. Ama gözyaşlarım durmak bilmiyordu.”

Yaşadığımız her an bir şeyleri öğretir ve öğreniriz ve yolda sıkı acılar ve mutluluklara tanıklık ederiz. Film umutsuzluğun sesini yaysa da final kapıları açık bırakıyor ve insanın tutanacak bir şeyleri olduğunu bir kez daha bize öğretiyor. Yaşarken kendimizi neye ve kimlere adadığımıza emin olmalıyız.
Detachment’ı bir öğretmenlerin ve öğrencilerin yaşımından kesitler filmi olarak görmemiz gerekli. Bir şeyleri öğretmeye soyunmak.
Evet, film bir öğretmen hakkında. Onun yaşadıkları hissetikleri ve acıları… Amerikan eğitim sisteminin içinde tıkılı kalmış bir bireyler hakkında. Film bana kendi ülkemdeki eğitim sisteminin bu filmdekinden daha karanlık gerçekleştiğine sadece parmak soktu. Öyle insanlara ihtiyaç var ki günümüz idealizmi ne yazık ki düşmüş kahramanlara çevirmekten öteye gitmiyor, bizi, Bay Henry Barth ve diğerlerini…

“Çocuklar sıkılırlar. Peki inanmadıkları bir şeye nasıl dikkatlerini çekersin?”

Çocuk halimizi hatırlarız, evet hep sıkıldık ve çoğumuz en uçları denemek istedi, kimimiz korktu, kimimiz bir vesileyle sınırı geçmeye yeltendi. Hep bir sebepten ötürü inandık ve dikkatimizi bir şey çekti. Film, insanların yönelişleri, hapis yaşamları ve ürkütücü gerçekliğiyle örülü. İnanmadığımız bir şeye en son kim dikkatimizi çekti, gerçekten bilemeyiz.

“Şunu bil ki bir çok insan kendi korkularını başkalarına sıçratır.”

Durumun ürkütücülüğü korkmamıza yol, açar. Ama Henry Barth gibi adamlar vardır, dünya üzerinde hayat kadınlığı yapan ufacık genç insanlar vardır tıpkı Erica gibi. Umutsuzluktan intihar edenler olmuştur, belki de içinde olağanüstü bir yeteneği taşıyan Meredith gibi. Hepimiz birbirimize korkularımızı sıçrattığımız kadar sevgimizi ve özverimizi de sıçratabiliriz. Anlamsız bir gerçekliğin içinde savrulmaktayız. Filmin bir yerinden hatırladığım kareler, sabah işe gitmek akşam işten eve gelmek zorundasın, evet bizim hapisanemiz belki duvarlarla örülü değildir ama düşüncelerimiz stresle sarılmış bir kalkan gibi kırılmadan orada durur, unutmamız gereken şeyler gibi…

“Aslında aklımda bir his var. Kendime karşı dürüstüm. Gencim, yaşlandım ve ruhumu tanıyorum. Defalarca. Bir çok sebepten ötürü battım senin gibiyim.”

Henry’i büyükbabasına bakmak zorunda olan zavallı bir öğretmen gibi görürüz ama Erica için Henry iyi kalpli, nazik ve olağanüstü bir kahramandır. Bakışaçıları yaşamın verdiği ayrıntılarla örtülü durur. Kendi düşünce dünyamızın içinde o kadar kaybolmuşuz ve yitmişizdir ki…

Barth’ın büyükbabası ne yazık ki hastadır. Kendi düşünce dünyasının içinde kayıp ve güçsüz ki her zaman her şeyle tek başımıza baş edemeyeceğimizi gözümüzden kaçırırız. Erica bir hayat kadını mıdır gerçekten? Genç bir insan birey olması gereken başka amaçlar karşısında yaşaması gereken genç bir kız. Henry onu otobüslerin arka koltuklarında kendisini pazarlamaktan kurtarır. Bir insanı kurtarmak, bu film bana her şeyin bir insanı kurtarmakla başladığını haykırdı. Hem de hiç ummadığım kadar yıkıcı bir fısıltıyla.
Herkes başka bir hayatı ve anıyı yaşayabilir. Yeryüzünde kalmış son iyi yürek. O sizin göğüs kafesinizin altında atan can. Zamanımız varken kendi hayatımızı neler uğruna feda ettiğimizi bir kez daha düşünelim lütfen. En azından hissedebilmek için bu filmi izleyin ve acının tek sebebinin insanoğlunun hala yaşamak için güzel bir dünya yaratamadığından kaynaklandığını anlayın. Detachment gibi filmler anlamamızı kolaylaştırır.
Henry ve Erica’nın yollarının kesişmesi, ikisinin de tercihlerinden ve çaresizlik içindeki son umut parçacıklarından doğar.

“Sen oradayken burayı düşünmezsin”

Büyük babası tam olarak böyle demişti Henry’e.
Ve onun hikayesi babasının gidişinden önce hayat dolu bir kadının, annesinin intiharıdır.
Her insan yaşarken çaresizdir her zaman sizden daha çaresiz biri vardır. Meredith’in ölümü ve Henry’in annesinin ölümü bu paralelikte yitip gitmeyi ve nedensizce pes etmeyi gösterir izleyene.

“Hepimiz aynıyız, acı çekeriz ve bunu hayatımızla öderiz.”

Gerçek dramatik yapısı çok kuvvetli ve gözlerinizi dolduracak kadar yürekli bir film Detachment. Öyle kıyıda köşede unutulacak bir film de değil. Bir çok ödülü şimdiden toplamış ama yine de ihtiyacı olmadan dünya sinema arşivinde sıkı bir yere sahip olacak.

Bazı filmler sizi acıtır. Ama bu acı sizde yeni bir bakış açısı yaratır. Yeni bakışınızı kuşanmaya hazır olun çünkü Detachment bir çok sahnesiyle damanığınızı düğümleyecek ve gözlerinizi yaşartacak. Hissetmeye daha çok ihtiyacımız olduğu şu zamanlarda…
Karanlıkta kalmamak için önce kendi gözlerimizi ve sonra sevmeye değer verdiklerimizinkini açmalıyız. İyi seyirler.

bi bak istersen

bir iz bırak