Ev Genel Kat 54

Kat 54

dirilten LezizCeset Şubat 7, 2013

20130207-224941.jpg
httpv://www.youtube.com/watch?v=tueRW54vj4Y

Sundance Film kanalında takılırken bir filmin yapım süreci hakkındaki videosunu yakalamıştım. Uyumadan önce filmi internet üzerinden indirmeye başlamış, sabah yağmura rağmen kahvaltıyı hazırlıyıp filmi izlemeye koyulmuştum. The Art of Getting By’ın yönetmen koltuğunda Gavin Wiesen var.
20130208-000404.jpg
20130207-225853.jpg
20130207-225956.jpg
20130207-230133.jpg
Baş kahramanlarımız George (Freddie Highmore) ve Sally (Emma Roberts). Bir gençlik filminden ötesini veriyor insana. Zamanda kısa bir yolculuk yapıp aşık olmanın en sade güzelliğini uyandırıyor insanın içinde. Evet, belki biraz umutsuzlar. Belki de romantik bir deneyim. Ne fark eder. Hepimiz farklı şekillerde aşık oluyoruz ama onu anlamayı da anlatmayı da pek başaramıyoruz.
20130207-230401.jpg
20130207-230640.jpg
20130207-231304.jpg

“Tarih yazılmaya başlandığından beri bu dünyaya 110 milyar kadar insan geldi. Ve bir tanesi bile hayatta kalmadı. Dünyada 6.8 milyar insan var.Her yıl aşağı yukarı 60 milyonu ölüyor. 60 milyon insan. Günde yaklaşık 160.000’e denk geliyor. Çocukken şöyle bir alıntı okumuştum: “Yalnız yaşarız, yalnız ölürüz. Geriye kalan her şey bir yanılsamadır.” Bu söz uykularımı kaçırırdı. Hepimiz yalnız ölürüz. Peki neden bütün hayatımı çalışarak, terleyerek, çabalayarak geçireyim? Bir yanılsama için mi? Çünkü hiçbir arkadaş… hiçbir kız… miş’li geçmiş zaman fiil çekimiyle… ya da hipotenüsün karekökünü hesaplamakla ilgili hiçbir ödev kaderimden kaçmamı sağlamayacak. Zamanımı değerlendireceğim daha iyi işler var.”

20130207-231040.jpg
20130207-230947.jpg
20130207-231135.jpg
20130207-231216.jpg
Koca bir açılış var perdenin önünde. Belki gayet basit gelecek. Geri kalan her şeyin bir yanılsama oluşu. Ne fark eder. Dışarı çıkıp eğlenmek istemiyor bugün canım, dışarıda yağmur yağıp bitmiş, köşe başı barında bilmem kaçıncı popüler şarkı çalıyor, paracıklarımı harcamak istemiyorum sulandırılmış biralar için, biraz yaşım mı geçti ne… yok ama sanmıyorum kazandığım tecrübeler farklı şeylerden zevk almayı öğretti bana. Bir film hakkında yazmayı, sayıklamayı düşünmeyi, filmden sevdiğim kareleri paylaşmayı yeğlerim.
Şu rüyalar ülkesi Amerika’da kolej diye tabir ettikleri lise de ne acayip güzel sanatlar dersleri var şaşıyorum. Ben Türkiye’nin Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde okudum. Ne biçim zihnimi açtılar, yol gösterdiler, aksine küstahlaştılar, içimi kuruttular. The Art of Getting By’da ki gibi kafa açıcı harketleri olan bir akedemesiyene rastlamadım. Herkes kendisini düşünüyor. Kendi fikirleri ve kendi düşüncelerini diliyor karşısından…. Beni mezun ettiklerine göre dilediğimce öfkemi kusabilirim. Ama yeterli şu halde…
20130208-000601.jpg

“- George, şu kafanı eşelemeye başlamalısın ki yeteneğini geliştiresin, onu beynini, güzel yüreğini ifade etmek için kullanmaya başlayabilesin. Ne anlatmak istediğini bul ve anlat. – Harris. – Evet. – Anlatacak hiçbir şeyim yok. – Bir şey bul!”

20130207-231636.jpg
20130207-231738.jpg
Anlatacak bir şeylerimiz her zaman var. Tüm gerçeklik, büyük oyununu oynasa da… Sistemin dışında takılan genç insanlar olacak, tıpkı George gibi, Sally gibi aşık olan genç kızlar da olacak ve onlar zamanın kayıtsızlığına aldırmadan gerçek ayrıntıyı keşfedecekler. Yol gösterici olan bir kaç insan olacak belki ama sonu kendileri belirleyecek olan yaratıcı zihinlere sahipp olacaklar. Eğitim ve eğitilmek istenen, şekle sokulup prangalanmak istenen yaratıcılığımız Türkiye eğitim sisteminde… Filmle birlikte ve filmden bağımsız olarak değinmek istiyorum bu konuya. Akademik olmak, zihni açıkların zihinlerini şekle sokmak manasına geliyor bu topraklarda aksine farklı düşüncelerin çatıştığı ve yeni fikirlerin ortaya çıktığı bir kulvar olmalıydı, üniversitelerimiz. Bizim üniversitelerimiz, korkutucu mimari yapılar olmaktan öteye gidemiyor ve geriye de parayla okumaktan harçlarla boğuşmaktan başka bir şey kalmıyor. Bu yolları çoktan geçip zincirlerimden bağımsız mücadele etmeye başladığımda anladım ki… Sürüden ayrı bir çay ocağında sevdiğim yazarları okumakla ve fransızca çalışmakla çok iyi etmişim. Üstüme başıma çamur sıçrattılar ama en azından onun içinde boğulmadım. Şöyle sorunlar oldu mesela:

“- Hiç arkadaşın var mı George? – İnsanları sevmiyorum. Kendi seçimim değil, mizacım böyle.”

En azından farklı bir isimle hitap ettiler. Ama karşımdakine onu sevmediğimi sezdirdim. Benim de mizacım böyleydi. Sevdiğim insanları takip ettim. Bayat olduklarını fark etmek de geciktim. İnsanlar verdiklere sözlere ve kurdukları cümlelere hiç bir zaman sadık olmadılar. Balığım Punk’la konuşmayı yeğlerim. Bir gelecek olmadığını bilirim. Ama George’un bakış açısıyla Sally’i bulması ve aşık olması. Gerçekten ender güzelliklerden ve doğru bir anlatım tekniği… Yüzeysel bakış açıları, yüzeysel insanlar farkı ayırt edemezler. Ayrıntıyı göremezler. Bir yerlerden okudular diyelim. Bu kez anlamı doğru yere oturtamazlar. Açık algılar, çocukluğun oyun dünyasından gelir ve gelişir. Onu kayıp mı ettiniz? Bu boku yediğinizin resmidir. Yalnızlığı tercih etmiş genç erkeklerin, yalnılızlığı tercih etmiş genç kız arkadaşları olur. Ki bir başka türlüsü tamamen bir yıkımdır. Denenmiş, okunmuş ve yaşanmıştır. Zaman değerli o yüzden birisi size şu şekilde yöneliyorsa:

“- Zinavoy, manto ne alaka? Evin içindeyiz. – Kat kat giyinmeyi seviyorum.”

Siz de karşılığı böyle löp diye oturtuyorsanız. Doğru yoldasınız, dostlar. Evrende yalnız olmadığınızı bilin. George’un karşısına nasıl olur da Sally gibi bir hatun çıktı diye de düşünmeyin. Bundan daha düzgün bir çarpışma gerçekleşemezdi. Yürek acılarınıza iyi geleceğini düşünüyorsanız. Yanılıyorsunuz.
20130207-233901.jpg
20130207-234225.jpg
20130207-234414.jpg
20130207-234322.jpg
20130207-234501.jpg
20130207-234633.jpg

“- O çocuğu sevdim. – Ben de. – Sal, bence ona ümit vermemelisin. – Bana aşk tavsiyesi mi veriyorsun? – Bence kendi tecrübene uygun biriyle çıkmalısın. – Merak etme, sadece arkadaşız. – Beni endişelendiren de bu. – Charlotte, ben senin sosyal hayatına laf etmiyorum. – Senin de benimkine laf etmeye hakkın yok. – Sana bakışını gördüm. – Tanrım. – Bunlar onun için çok daha fazla şey ifade ediyor.İnan bana, hayatım boyunca erkeklerin duygularıyla oynadım. Ama iyi olanlarla oynamak doğru değil. – O senin işin. Benim değil.”

20130207-235226.jpg
20130207-235306.jpg
20130207-235402.jpg
20130207-235445.jpg
Genç bir kızın ve erkeğin arkadaş kalma olasılığı nedir? Bunun üzerine uzun bir tez yazmaya gerek yok. Cesaret kendini gösterdiği sürece sonuç kesinlikle ya olumsuz ya da olumsuz olur. Birbirlerine olan fiziksel yakınlıkları kilometrelerle ölçülmüyorsa kesinlikle arkadaş kalmamayı dener taraflardan biri. Ha arada kıtalar ve okyanuslar varsa arkadaş olmak bir çözüm yoludur ama iletişim halinde kalmak gün geçtikçe zayıflar ve azalır.
Günümüzde artık iyisi kötüsü kalmadı. Güzel duygulara sahip herkesin yüreğiyle oynanıp duruluyor ki yürek sonunda kıyma haline geliyor. İnsanın kendisini bu öğütme makinesinden kazasız belasız kurtarması kesinlikle imkansız. Harekete geçme anı var. Bütün eylemsizliklerin bir bedeli var. Elini uzatıp uzatmama anı… Kaybetmeyi aşmak, eylem planında belirleniyor.

“- Bir şeyler yapmazsan onu kaybedebilirsin.”

20130207-231902.jpg
20130207-232131.jpg
20130207-232224.jpg
20130207-232334.jpg
20130207-232428.jpg
20130207-232514.jpg
20130207-232723.jpg
20130207-232822.jpg
Ve aşk acısı, günlerce aynı şarkıyı aynı kızı düşünmemize yol açar. Ne romantik değil mi? Aslında keskin bir gerçek ama geçmiş zamanın tecrübesizliğinden anlaşılmıyor. Günlerce Leonard Cohen’in Winter Lady’si dinlenebiliyor. Boktan dünyanın boktan tecrübeli erkeği, kadınlar için doğru zamanda harekete geçmesini iyi bilmiştir. Filmimizde de yeteneksiz sanatçımız Dustin böyle bir modeldir. George’un vasıtasıyla Sally’e ulaşır ve onu evet çok kolay bir yolla elde eder. Sally’nin tecrübeli erkeğe yönelmesi şaşırtıcı bir şey değildir elbette. Şaşırtıcı olan Sally’nin durumu anlamasıdır. Ne istediğini bilmesi ve geri dönme yükselişini yaşamasıdır.

“- Sen ve George birlikte olmalısınız Sally. – Sadece arkadaşız. – Öyle bir şey olmaz. – Bu şarkıyı severim. Dans etmek ister misin?”

20130207-234952.jpg
20130207-235042.jpg
Dustin ve Sally arasındaki diyaloglara bir bakın. Benzer şeylere tanık olduk ve olmaya devam ediyoruz. Hödüğün birine sırf sevdiği şarkıda dans etmek istersin sorusunu Sally sorar. Neden mi? Kötü niyetinden değil, bir erkeğin avcı yanını ister. George da bulamadığı yanı. Ama komiktir George, Dustin’den daha avcı çıkar ve anlaşılacağı gibi… Aslında tecrübe bir halt değildir. Yüreğe dokunması bilen her erkek, bir hödükten daha iyi öpüşür her zaman.
– Hissettiğinde harekete geçmek gerektiğini bilecek kadar tecrübeliyim. Bence sen hazır değildin. – Senin harika biri olduğunu düşünmüştüm. Öyle insanlar hiç karşıma çıkmaz.
Dustin’in, George’a yaklaşımına bakın ve George’un ona söylediklerine. Harika insanlar olduklarını düşündüğümüz o kadar çok insan bizi harcar ki gerçek hayatta. Tecrübesiz olan kişi ne bir ezik ne bir kaybeden. Aslında istemeden yalnız kalmış olsa da hala en görkemli ve en güçlü kişi kendisi. Çocukluğundaki halinden farklı mı sizce?

“- Çocukken nasıldın? – Şimdikinden çok daha iyi bir insandım. – Yok canım. – Ciddiyim. Mutluydum, dışa dönüktüm, meraklıydım. Ama ne zaman sona erdiğini biliyorum. Değişeceğimi ve hayatımın muhtemelen kötüye gideceğini anladığımda üzüntüden yıkıldım. Sanki yaşadığım anın nostaljisi gibiydi,bir türlü üstümden atamadım.”

20130208-000821.jpg
20130208-001427.jpg
20130208-001521.jpg
20130208-001614.jpg
20130208-001719.jpg
20130208-001819.jpg
Değişeceğini fark ettiği anı hatırlamak, her baba yiğidin harcı değil kesinlikle. Her kız da çocukken nasıldın diye sormaz hani. Soranlar olur elbette. Ama anlamak isterler mi sanırım Sally gibi anlamak isteyen kişiler var hala.
20130208-001954.jpg
20130208-002054.jpg
20130208-002200.jpg
20130208-002245.jpg
Hayat değişir. İstemediğimiz anlarda, en mutlusundan en beterine, en umulmadığından en sıradanına. Peki ne yapmamız gerekir. Kimse ne yapmamız gerektiğini söylemez. Ama tecrübeyi yönlendiren sıkı insanlar vardır. Bunlara üstatlar diyebiliriz. Yaşam için doğru kelimeleri yanyana getiren üstatlar. Harris’de onlardan biri ve George’a tam zamanında duymak istediklerini söyler. Tam her şeyini yitirdiğini tüm duygularına karşı altüst olduğunu bitik ve yeteneksiz olduğunu düşündüğünde hem de… Hayat bir cümleyle değişir. Bir diyalogla yön değiştirir. Tek bir çarpışma her şeyi yerinden oynatır. Nefes aldırır, yaşam.
20130208-002516.jpg
20130208-002408.jpg
20130208-002650.jpg
20130208-002815.jpg 20130208-002858.jpg

“- Ne ödev vereceğimi çok düşündüm George. Sana kolaylık sağladığımı düşünmüyorum. Ama o sıkıcı, donuk ödevlerin insanın ruhunu değerlendirdiğine inanmıyorum. Senden tek bir anlamlı ödev istiyorum. Aynaya bakıp içinden gelen sesi dinlemeni ve gerçek ruhunu gösteren bir görüntü yaratmanı istiyorum. Önem verdiğin, inandığın bir şey. Büyük olabilir, küçük olabilir. İstersen yarasa bokuyla çiz. Yeter ki dürüst ve korkusuz olsun. – Harris, ne kadar yardımcı olduğunu tahmin edemez… – Ama! Aması var. Bir ikaz. Bir sahtelik sezersem, önceden söylemeye cesaret edemediğin bir şey bulmazsan, seni geçirmem. Buradan çıkamazsın. Bütün çalışmaların boşa gider. Şimdi çık git buradan.”

20130208-003009.jpg
20130208-003056.jpg
20130208-003230.jpg
20130208-003313.jpg
20130208-003418.jpg
Yaşam da dostluk da aşk da bundan fazlasını beklemiyor. Bir sahtelik sezdimi kesiyor hesabı. Bir cesaretsizlik anı yakaladı mı vuruyor şamarı. Ve koca bir yaşam boşa gidebiliyor leziz ölümlüler… Koca bir evlilik, koca bir iş hayatı, kocaman şirketler, aç kasalar bir anda boşabiliyor… Bir sahtelik yeter. Bir sahtelik hayatı değiştirir.

“- Hayat değişir. Bazen öyle hızlı değişir ki fark etmezsin bile. Bilmiyorum. Mutluluk,
göz kulak olman özen göstermen gereken bir şey.”

Bir annenin oğluna verebileceği en düzgün öğütlerden birini bu filmde buldum. Hani benimkisi de az çetin ceviz değildir. Ona bir çok şeyi borçlu olduğu asla yadsıyamam. Ama George’un annesi oğluna görkemli bir laf eder. Mutluluğa göz kulak olmak ona özen göstermek. İşte bu konuda otuzumda bile yüreğimi ve aklımı sarsan bir cümle. Sade ve keskin. Herşey o kadar açık ki… İnsan egosunu sağaltmazsa ne mutluluğu anlar ne ona göz kulak olması gerektiğini anlar ne de özenle bakılması gerektiğini… Ama harekete geçmemiz gereken an, her zaman aşk için olur. Yaşamak ve nefes almamızı sağlayan dürtüye ayak uydurmamız için… Bir gün birlikte olmak. Hiçbir şeye yeterli olmayabilir. Değişmek ve aşık olduğunu haykırmak gerekir dünyaya. Çılgınca, delice ve kazanılan mutluluğa bir annenin oğluna ya da kızına verdiği öğüt gibi davranılması gerekir.
20130208-003525.jpg
20130208-003613.jpg
20130208-003706.jpg
20130208-003753.jpg
20130208-003842.jpg
20130208-003933.jpg
İçi boş sevgilerden sevgililerden bedenlerden zihinlerden uzak durun. Modası geçmiş evliliklerden aşklardan çocuk kundaklarından koltuk takımlarından vazgeçin. Dönüp bakın karşınızdakinin yüreğine dokunduğunuzda o da aynı şekilde size karşılık verebiliyor mu diye… Acizliğimiz mutluluğu kavrayamamaktan… çünkü insan ölümlü bir yürek taşıdığı halde toprağın ona biçtiği değeri bilmiyor… Leziz ölümlüler, filmi indirin ve izleyin. İlk aşkınızı hatırlayın ve onu nasıl da aldattığınızı yedirin kendinize. Böylece günahlarınızdan ya da şüphelerinizden arınmayacaksınız belki ama… Karşınızdakine yaptığınız kötülüğün ağırlığını anlayarak biraz uzaklara dalma iznini koparabilirsiniz dünyadan.
20130208-004137.jpg

20130208-004209.jpg

20130208-004229.jpg

20130208-004241.jpg

20130208-004250.jpg

20130208-004302.jpg
“- Sana bir şey söylemem gerek. Aslında bir bakıma haklıydın.Söylemek istediğim şeyi söyleyebilmem gerekirdi. Sana aşığım. Hep aşıktım. Senin haksızlık ettiğini düşündüm ama söylememekle ben haksızlık ettim. İşte söyledim. Ben bir hiçtim. Kendimi bir hiç gibi hissediyordum. Hatta daha da az. Sen bunu değiştirdin.
– Bir gün birlikte olacağız.”

İlgini çekebilir

Sataş