Ev Genel Park1

Park1

dirilten LezizCeset Haziran 6, 2013

Gezi parkındaki güzel insanlara adanmıştır.
Günlerdir sokaklarda süren mücadeleye daha ne kadar sessiz kalınır bilmiyorum ama insanların istedikleri tek bir şey var. Özgürlük ve güzellik. Bir ağacın gölgesinde dünyayı unutup şehrin karmaşasından uzaklaşmak.

İnsanların nesi var bilmiyorsunuz hala teşhisi yanlış koyuyorsunuz. İnsanlar uzun zamandan beri yaşadıkları baskılardan kurtulmak ve rahatlamak istiyorlar. Emir ve buyruklarla yaşamak bizim toplumumuza uygun değil anlamıyor musunuz? Öpüşmeyi baskı altına alabileceğinizi mi sanıyorsunuz? El ele yürümeyi ve biraz daha barış için haykırmayı. Evet, sadece bir ağacı kesip yerini değiştirmek kesinlikle İstanbul’u daha güzel yapar inanın. Sırf şehrin tantanasından kurtulmak için bir sahil kasabasına yerleşmiş bir vatandaşım ben de ama günlerdir olan bitenleri, Ankara’da insanların üzerine kuduz köpekler gibi salınan Tomalar ve Akrepleri görmek ve duymak istemiyorum. İnsanların dans edip şarkı söylediği sokaklarda metrolarda dilediğince öpüşebildiği, şiddete ve tacize maruz kalmadığı bir yer istiyorum. Sadece ben istemiyorum. Sadece ben istemediğimden hissediyorum, bir şeyler değişecek. Daha dünün vazgeçmişi ve umursamazı olan ben. Genç insanların değil genç yüreklere sahip yaşlıların öttürdüğü ve çaldığı tencere seslerini sizin içi boş şiddet yanlısı potikalarınızdan daha çok seviyorum. Dayakla ve coplamı korkutacaksınız gençleri. Bizleri. Çok iyi biliyorsunuz ki korkmuyorlar. Ve genç zihinlerinin yarattığı bu dayanışma ve kardeşlik hoşunuza gitmiyor. Aslında sizin korkunuzun bir yansıması onlar. Ses veriyorlar. Tepki veriyorlar. Dünya tarihinin en yaratıcı propangadalarını duvarlara ve taşlara yazıyorlar. Gezi Parkı”nında oturmaya gidenlerin ideolojisini istihbarat güçleriyle ortaya çıkaracağınızı mı sanıyorsunuz. Sizden daha yasadışı davranan birileri yok meydanlarda. Kibriniz tansiyonuzu çıkarmış gibi. Sesiniz konuşurken titriyor. Çünkü bilmiyordunuz! Geldiğiniz gibi gideceğinizi hiç hesaba katmamıştınız. Apolitik duruşun görkemli yükselişini hesaba katmamıştınız. Ne yazık. Genç bir yüreğe bakmak yürek ister, babalar!

Everyday, I’m Çapuling!

Biraz kendinden bahsetsin o halde bu sıradan vatandaş. Özgürlüğü ve ağaçları koruyan insanları neden sevdim ben. Kimseye gaz sıkmadılar çünkü. Arabaları neden sevmedim ben. Çünkü bisikletiyle beni okula götürüp getiren dedemin hayalgücüne ve neşesine hayrandım. O zaman karar verdim her şeye asla somurtmayacağım, asla karşımdakini küçümsemeyeceğim. En basit ahlak kuralı bu değil miydi sizce de? Ne biliyim işte, araba sürmek için ehliyeti bile zor aldım demeliyim ben size. Bisikletleri yeğliyorum hala. Delice sokağı delip koşmayı. Dedemin bunca yaşına rağmen her şeyi bildiği gibi de gözlerim açık. O yüzden bu blog yazısına kokuyorum, dedemin isyanını, direnişini.

Herkesin bir hikayesi vardır evet, gelin görün ki dedem benim hayalgücümü besledi çocukluğumdan beri, agaçları sevmemi sağladı. Bisikletleri sevdim. En azından arabalar gibi insan öldürmüyorlar. Çiçeklerle doldurmuş sokakları yeğlerim, ağzına kadar gazla doldurulmuş sokaklara karşı. İnsan gibi yetiştim, özgür ve hayalperest. İnsan gibi muamele görmek isterim devletten. Şimdi görüyorum ki ben bugün daha çok Türkiyeli’yim. Kökenim ne olursa olsun bunun artık bir fark yaratmadığını biliyorum. Gezi Park’ına gönderdiğim zihnim bu yüzden berrak.
Hep istediğim bir şey vardı. İnsanlar gülsün. İsyankar oldukları zaman dirensinler. Yanlışlara hayır deme gücünü hep bulsunlar. İnsanlar eyleme geçsin ve güzeli daha da güzelleştirsin. Yıkıp yakmadan, yaşlı bir adamın parkta oturup geçmişindeki hataları düşünüp kahrolmasını yaşamadan. Güneşli günlerin gölgeli ağaçların ve renkli insanların arasında doğalım.

Ne kadar sürerse sürsün bu eylemler bitmeyecek. Sıradan bir vatandaş olarak bu eylemlerin biteceğini hiç sanmıyorum. İnsanlar istemiyor. Sokaklarda olan çocukları parayla kandıramazsınız. Çok geciktiniz. Çok fazla karanlıkta kaldınız. Köreldiniz. Tükendiniz. Son kullanım tarihiniz geçti. Onlar ağaçların üzerinde hayallerinin sallandırılmasını istemiyor. Onlar dans etmek, düşünmek ve bilmek istiyorlar. Gerçeği istiyorlar. Ülkelerinin daha da gelişmesini, ekonomik bir refahı, işssizlikle boğuşmak zorunda olmadıkları bir yer, bir ülke, bir şehir istiyorlar. Anlamsız sınavların sunduğu bir koyun geleceği istemiyorlar, kesim tarihinde kesilecek olan. Siz ne kadar zorlarsanız zorlayın. Zincirleri boyunlarına ne kadar dolamaya çalışırsanız çalışın. Artık vazgeçmeyecekler. Genç bir halk bu halk. Yüreği genç, Çarşısı asi ama Kızılayı yardımsever, kapatılmak, engellenmek, sansürlenmek ve sürülmek istemiyorlar. Bir ceza kesilecekse onlara kesilmeyecek. Hala olanları göremiyorsunuz, o kadar körleştiniz ki son kullanım tarihini geldi de geçiyor. Kokuyorsunuz. Biber biber…
Her toplum kendi kalkınmasını farklı yollardan sergiler. Gezi Parkı Direnişçi’lerinin ülke geneline yaydığı bu ‘gençlik’ ateşinde hala art niyet aranması ve hala geçiştirilmeye çalışılması oradaki insanları daha da üzüyor. Kendilerine yapılanlara değil, size üzülüyorlar.
Üzülen insan da işleri yoluna koymanın yolunu bulur, hiç meraklanmayın. Dünyada işler artık böyle bağımsız yürüyor. Toplumlar tepkilerini baskıcı rejimlere karşı aklın ortaya çıkardığı eğlenceli ama bir o kadar anlam yüklü protestolarla ortaya koyuyorlar. Bütün dünya parktan çıkan müziği dinliyor.
Gaz dumanlarıyla ezilenler, duman dağıldıktan sonra en barışçıl cevabı size sunacak hiç şüpheniz olmasın. Oyuna gelmeyecek kadar akıllılar. Ne kadar zorlarsanız zorlayın. Bir şeyler kırıldı. Ağacın altında oturup kitabını okuyan çocuğun gölgesini çalmaya çalıştınız çünkü. Tweetleri yüzünden insanları evlerinde bastınız. Bazılarını göz göre göre yok etmeye bile teşebbüs ettiniz. İnsan düşünür, insan yazar, okur ve görür. Engelleyemezsiniz. Köle her zaman zincirlerini kırmıştır.

Türkiye tarihinde ilk kez böyle bir şey görüyorum ve şaşırıyorum. Kendi halkıma inancını yetirmiş bir bireydim, şimdi İstanbul’dan uzakta olmama üzülüyorum, vicadımla başbaşa insanların sessiz kalıp görmezden gelmelerine dayanamıyorum. Bu Haziran serinliğinde, bu Haziran güzelliğinde sadece yüreğimin değil, düşüncelerimin ve bedenimin oradaki parka ait olduğunu biliyorum.
Eğitimin sürem boyunca hep böyle günlerin hayalini kurmuştum, sadece ben değil, sevdiğim bir çok arkadaşım böyle günler gelir mi diye beklemişti. A-Politik bir gençliktik. Yitik bir kuşaktık. Uykulu gözlerle sınıfa giren 80’lerin çocuğu. 90’ların çocuklarıyla ele ele şimdi. Nereden bilebilirdim ki günü geldiğinde yitirdiğimiz her şeyi geri alacağımızı. Ve kazanmaya inanacağımızı.

Bir gün gene kaybetmiş gözlerle uyandım ve facebook u açtım. Rutin işler. Sonra tweetlara göz attım ve gördüm evet ‘direniş’i geç değildi. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Gün gelmişti. Müzik özgür agaçlar, özgür insanlar ve özgür düşünceler için çalıyordu. Elele tutuşup gözaltına alınan sevgililerin aşkından daha güzel bir şey yoktu ortalıkta. Özgürlük uçlarda başlar bunu kimse yadsıyamaz ama öyle olağanüstü bir tepki doğmuş ve büyüyor ki kimse önünde durmak istemiyor. Durdurmak isteyenler de karanlık düşünceleriyle yaramıyorlar bu güzel direnişi. Bu bir başlangıç ve tüm dünya halklarına yol gösterecek bir çapulculuk.
Evet Amerikalı’ların hippileri ve beatleri vardı. Türkiye’ninse çapulcuları. Her iki halkın gençleri sisteme olan tepkileri bir şekilde ortaya dökmüştü. Ama gözden kaçırmayalım. Sistem içeri şiddeti sokmak ister ve kendisini bu yolla haklı gösterir. Kanmıyoruz çünkü geçmişi biliyoruz. Geçmişi bilmediğimizi sanıyorlar ama biz insanca hissediyoruz. Hayallerimizle oturuyoruz parkta, yaşlı bir adamın pişmanlıkları ve kiniyle değil. Eskiden ülkesini terk edip giden Padişahlar vardı. Padişah bir kelime değil mi onun yerine Kral, Başkan ya da Başbakan’ı koyun ne fark eder. Kaçıp dönmek ve askeriyle gövde gösteri yapmak. Sadece emirler vermek ve uygulatmak. Akıl ve hayal bir olduğu sürece o yeşil çimlerin üzerini ezin, ağaçları kesin kaç yazar. Aklı ve hayalgücünü esir edemezsiniz. Ölümsüzdür onlar. Sesin gelip geçeceğini müziğinin biteceğini düşünüyorsunuz, yanılıyorsunuz, defalarca yanıldığınız gibi…

Sermayeye aç para babaları ezilenleri düşünmez, bir temizlikçinin kaç saat mesai yaptığını bilmezler, evine hangi ruh haliyle gittiğini bilmezler… O insan için de yetti artık. Meydanlarda ,sokaklarda kendi halkınızdan olanlarla, diğerleriyle dalga geçtiniz, aşağıladınız onları. Yanlışlarınız doğrularınızı karşılamıyor, babalar… Artık herkes bir diğeri için çözüm istiyor. Çözümü de barışta ve kardeşlikte görüyorlar.

Ülkemizi ve şehirlerimizi daha fazla kirletmenize de izin vermeyecekler. Kucaklaşıp öpüşecekler ve elektronik seslerle dur yapma ahlaklı ol diyemeyeceksiniz onlara. Kimsiniz siz? Öpüşmemize sevişmemize içmemize kim karışabilir bu yeni yüzyılda. Hangi hükümet praganlayabilir hisleri? Ahlaksızca düşünüp öpüşmüyor o insanlar ahlaksız sarılmıyorlar birbirlerine sevgiyle dokunuyorlar dudaklarına ve kendilerine… Sizin tabulaşmış cinsel psikopatlığınızı kimse yemeyecek artık. İnsanlar her şeyin farkında, agaçların rüzgarda dallarını özgür bırakışı gibi açacak genç bir kız kollarını şiddete ve o ağaç köklerinden yıkılmayacak, simgeleşecek ve yayılacak. Orantısız baskıcı tepkiniz öyle güzel bir etki yarattı ki yıllarca düşünsem ve yaşlansam o Gezi Parkı’nın bankında olacaklardan haberdar olmayacaktım. Ama doğaya aşık insan susmadı, dansa ve müziğe ve gerçeğe ve demokrasiyle aşık olan insan susmadı. Ne güzel ki yanıldım ve hata yaptım ve umudumu kestim ülkemden ki beni al aşağı ederek şaşırttı. Artık umudum var. Artık isyanım var.
Şimdi her şeyin durulduğunu sanıp konuşacaklar göz yaşı dökecekler ve zamanı geldiğinde yeniden oy dilenecekler. Artık çok geç. Artık bu oyunu geri sarıp baştan oynayamazsınız. Yemezler evet. Ezberden okuduğunuz seslenişler. Düşüncesi bile size ait olmadan savrulan cümlecikler… Ne kadar despot metinlerle halka seslenirseniz seslenin. Yemeyecekler. Çünkü parklarını ellerinden alacak kadar küstahlaşan bir iktidarın günü geldiğinde özgürlüklerini ellerinden alacağını anladılar.
Açıkça uyandılar ve çapulcu olarak dans ediyorlar, parkı dönüştürdüler ve büyüttüler. Hepimizin yüreğini. Her vatandaşın. Her duyarlı insanın içini.
O yüzden parkın içinden gözünüzün içine bakan o çapulcu İstanbul’da Taksim’de, İzmir’de Gündoğdu’da, Ankara’da Kızılay’da olamıyor ama. Kendini bağladığını ve hapsettiği Ada’sından sesleniyor. Bir yüreği canlandırdınız ve çapulcu aşkı sonlanmayacak. Halka seslenme hakkınızı kaybetmek üzeresiniz. Dikkatli olun.

Özgürlük yakındır Çapulcu dostlar
Şerenize içiyorum bu özgürlüğü
Güzel Parkınızdan Yalnız Ada’ma kadar her yere yaydınız onu çünkü

İlgini çekebilir

Sataş