Lobi Genel Park3

Park3

dirilten LezizCeset Eylül 10, 2013
Park3

ülkemin özgürlüğü için canını feda edenlere adanmıştır.

Evde öylece otururken şehirden uzaklaşmak için harekete geçişimi hatırlıyordum.

Harekete geçmek özgürlüktür ve eğer hareket halindeysen bu seni canlı tutar. Geceyi delen bir motosikletin sesini bastırıyorsa sokağa çıkanlar, herşeyi başlamış kabul et.

İnsanlar parklarını korumak istemişlerdi. İlk okuldaki güzel öğretmenimizin bize öğrettiğinden fazlasını uygulamadık, çevrene zarar verme. Şimdi şehirlerin sokak aralarında uygun adım yüreyen polis yığınları, içki yasakları… neyi kanıtlamaya uğraşıyorlardı? ‘Parkları, sokakları gazlarla, sopalarla ele geçirdiğimiz gibi zihninizi de kontrol altında tutacağız.’ Bu nasıl bir sapıklıktı? Bütün anlamların ters düz edilip ırzına geçilmesi, böyle sakat egolarla ülkemizi yöneten sefiller topluluğun peşinden koşturmak niyeydi? Birinin canını acıttıklarını gördüğümde babama sorardım ‘neden?, ‘insanların kötülük yapmaya kolayca alıştıklarını gördüm,’ derdi. Şimdi şehrin sokaklarından uzakta denize ve parka yakın odamda olup bitenleri izliyordum, düşünüyordum, harekete geçen sadece sokaklardaki bedenler değildi. Genç insanlar düşüncelerini de harekete geçirmişti. Yani gerçekten inandıklarını yapıyor, yaşam alanlarını koruyorlardı. Şiddeti engellemesi gereken devlet kurumları işlevsizleşmişti. Genç düşünceyi kilit altına almak en baba yalanlarını yazıyor, çiziyor, yayınlıyor ve her geçen gün daha da saldırganlaşıyorladı. Yaşam alanlarını yağmalıyorlardı, eğer daha çok ağaçsa sadece bu mesele. Direnişin yazgısı sokakta sonsuza kadar sürecekti. Emindik. Çünkü katlettikleri her genç beden evinde sakince oturan bedenleri harekete geçirdi. İnsanlar özgür oldukları ve kilit altında tutulmak istemedikleri bir dünyayı istedi. İstiyorlar. Grinin betonun çirkinliğinden kurtulmak için renklere bulaşıyorlar. Her ırk için, her etnik grup için özgürlüğün olabileceği bir Türkiye hayali uzak değildi.

Her insanın uyanışı farklı durumların sonucunda açığa çıkar. Dışavuruldu. Aylarca yıllarca evinde oturmuş yaşlı bir adam, bir sabah bahçesiyle uğraşmaya başladı ve evden çıkıp orada bulunmak herşeyden daha önemli hale geldi. Sonra diğerlerini gördü, onların arasında gençliğin özgür halini gördü. Bir gün çadırıyla bir agacı korumak isteyen bir genç koca bir kuşağı ayağa kaldırdı. Sokaklar özgürlük uğruna marşlarla inledi. Kimse Sonbahar’ın güzelliğinden korkmadı. Yeniden hatırladı. Sokak aralarında kıstırsınlar, ağzımızı burnumuzu dağıtsınlar, isterlerse öldürsünler… Kötülük ve sapıklık içine işlemişse bir beynin, ona sahip olan asalak, içine doğduğu toplumu ne kadar değiştirmeye, içine etmeye uğraşırsa uğraşsın, kendini feda eden zihin ve beden daha büyük bir parlamayla coşkulu bir harlanmayı yaşatacaktı.

Arka sokakların insanları, ezilen sınıflar, öldürülen özgürlük, öldürülen gençlik günü geldiğinde yasakların emrini verene öyle bir şamar atacaktı ki… Attan düştüğü gibi onu kaldırıp konağına taşıyacak uşakları olmayacaktı bu mahlukatın…

Çapulcular direnişi sürdürecekti. Gençler sınıflarını bırakıp özgürlük için birlikteliğini uzatacak, dilediğince öpüşüp sevişecek, içki içecek ve dağıtacaktı. Onların ahlak değerlerini kabul etmek zorunda değillerdi. Kimse kimse üzerinde şiddet uygulama yetkisine sahip değildi. İnsan hakları dünyanın her yanında ayaklar altındayken sokaklar haklarını ulu orta gösterecekti. Anarşinin yarattığı travmanın sonuçları kanseri sokağa salanı alaşağı edecekti. Kimse çılgınlığı engelleyemez, kimse çılgınlığın güzelliğini yadsıyamaz.

Çünkü bizler parklarda birbirimize sarılırken inandıklarımız için kendimizi feda edebileceğimizi biliyorduk. Bunu asla anlayamaycaksınız. Silah ve şiddet bir boka yaramaz, işe yaramaz uzuvlarınız sizi büyük ve görkemli göstermez. Herkes dilediğini söylemekte hürdür. Kimse bunu engelleyemez. Pipiniz küçükse kendinize uygun bir kuku bulun. İstersem küfrederim sana. İstersem aşağılarım seni. Çünkü sen sınırı aştın evladım. Özgürlüğümün içine etmeye çalıştın. Evet, bunu deniyordun, evinde çektiğin otuzbirleri nasıl unuttun. Sinirlenme. Asalak zihnin karşısına özgürlüğün barikatları kuruldu. İnsanlar kahvelerden, barlardan, evlerinden yasakladığın güzel özgürlüğü ele geçirmek için çıkıyorlar. Parklar yakılıp yıkılan çadırlarımızın lanetiyle seni toprağın içine çekecek. Hiç bu kadar korkmamıştın, çünkü herkesi şaşı sopanla pataklayacağını sanmıştın. Biz herkes değiliz, güzelim. Biz seni tarihin derinliğine çivileyecek özgürlüğüz.

Devrim geceyle gelir, özgürlüğün göz kamaştırıcı güzelliğiyle sabahla aydınlanır ve sen hiç merak etme. Sen buradan uzaklaştığında gece bir başka güzel olacak. Şimdi parka gidiyorum, sevgilime sarılacak, güzel bir kaç şarkı söyleyecek, onu öpüp okşayacağım ve sen bunu asla anlayamayacaksın. Çünkü hiç öğrenmek istemedim. Çünkü anlamak için ağaçtan kopan bir yaprağın güzelliğini dahi anlamadım. Çünkü sen sadece aynadaki hep o yaşlı, asık suratlı, küçük pipili adamı gördün ve bu yüzden salyalarınla sokakları vıcık vıcık leş gibi mezarlara çevirmeye genelevleri çadırların içinde hayal ettin. Ne çok çalıştın. Sana ve senin söylediklerine inanmak zorunda değilim. Asla. Ağaçların ve çadırların lanetine, canını vermiş olanların cesareti eklendi çoktan.

Sen koçum koca bir hiçsin. Hadi bana eyvallah.

Sokakta görüşürüz.

Gözünü kırpmadan sana yürüyen sana haykıran özgürlüğü gördüğünde… Aslında korkutuğun şeyin kendi şiddet ve seks sapkınlığın, aşağılık kompleksin olduğunu göreceksin. Çok geç koçum, çok geç. Sokakta görüşeceğiz. Özgürlük hep orada dolanacak ve boşluğu güzelce dolduracak.

Ha bir de… özgürlük parayla satılmaz, gelinip alınır. Altını çiz bunun ve uygula. Onurlu ol.

bi bak istersen

bir iz bırak