Home Genel Kat 61

Kat 61

written by LezizCeset Eylül 29, 2013
Kat 61

20130929-185022.jpg

20130929-185044.jpg

20130929-185113.jpg

“Çünkü tekrar yazmak aldatmak ve yalan söylemektir. Böylece kendi düşüncelerine
ihanet etmiş olursun. Kelimelerin akışıyla ve ahengiyle oynamak ihanettir.”

Yazmak için yeterli olan  neydi? Naked Lunch’a, yani Çıplak Şölen’e hoşgeldiniz, bu öğleden sonra bu ziyafeti sizinle paylaşmaktan büyük bir  zevk alınacak. William S. Burroughs’u tanırmısınız bilmiyorum, Beat Kuşağı’nın kafası güzel çocuklarından birisi kendisi. David Cronenberg de beyaz perdeye neyi yerleştireceğini iyi bilen bir yönetmen. İkisinin kimyası bir şekilde birleştiğinde Amerikan Edebiyatı’nın en sağlam romanıyla en sağlam filmlerinden biri yaratıldı. Bu neyin kafasıdır dememek lazım. Önce okumak sonra izlemek lazım.

Kozmik bir şakadır zaten eğer bu yazıyı okuyorsunuz, hele böyle bir zamanda. Kim ne yapsın Beat Kuşağını değil mi? Evet, böyle düşünmüyoruz zaten. Şu Kafka’nın böcek kafasının peşindeyiz. İnsanın kendini aşma arzusunun neden böyle güçlü olduğunu anlamaya kasmamak lazım. Burroughs sevdiği kadını vurdu, bir silahla, daha önce değinmiştik bu hüzünlü hikayeye, evet kendisini o kadar suçladı ki Orta Doğu’nun sussuz topraklarında oğlancılık yaptı, uyuşturucunun dibine vurdu. Naked Lunch gibi olağandışı bir romanı yazdı. Bir ölümün karşılığı bir aşkın yitirilişi değildi aslında. İnsan varoluşunun en acımasız seyahatiydi.

20130929-185135.jpg

20130929-185158.jpg

20130929-185212.jpg

20130929-185232.jpg

20130929-185239.jpg

– Bunun edebi bir kafası var! Hem de oldukça edebi!
– Edebi kafası demekle neyi kastettin?
– Kafka kafası! Kendini böcek gibi hissediyorsun. Dene!

[ylwm_vimeo]57016757[/ylwm_vimeo]

Hamamböceklerini ilaçlayan, yaşamak için para kazanması gereken yazar. Kendi çıkmaz sokağından uyuşturucu aracılığıyla çıkıyor. Normal insanın uyuşturucularından söz edilmez hiç değil mi? Halbuki algı kapılarını dizilerle, realiti şovlarla, para hırsı ve tüketim orgazmıyla çoktan tıkadı insanoğlu. Şöyle dönüp köşeye sıkışmış ajan Burroughs’a bakalım öyleyse. Kafası güzel, karısıyla girdiği entellektüel muhabbetleri bu yüzden özledi. Elini batırdığı tozun zihnini açıp kapamasını bekleyemezdi herhalde.

Naked Lunch’u Ada’dan İzmir’e dönerken bir kez daha izlediğimde ve romanı düşündüğümde, karakterlerin ve hikayenin hatta yönetmenin bu kadar başarılı bir seviye nasıl çıktıkları beni şaşırttı. Tam o sırada arka koltuktaki doğulu amca’nın İzmir’in nüfusunu sorması algımı bir süre afallatsa da…

Bu film insan zihninin derinliklerine yapılmış bir yol filmi olduğu kadar, sağlam salınan aklın aksayan ritmini önce kağıt üzerine dökmüş, sonra da yetinmeyip görselleşmişti. Gerçek hayattaki uzantısı, bir yazarın karısını öldürmesiydi evet. Ve yakalanmamak için ülke dışına kaçışı.

20130929-185248.jpg

20130929-185255.jpg

20130929-185303.jpg

20130929-185317.jpg

20130929-185324.jpg

Değiş tokuş. Yaşam bize değiş tokuş yapmayı ve herşeyin bir bedeli olduğunu öğütler ve çoğumuz sorgusuz sualsiz buna takilip sürükleniriz. Toplum kafası, kimliksiz bir kafadır. Sizin anı anlamanızı önemsemez. Kanınızı emecek iblisini çoktan üzerine salmıştır. Gerçek yaşam hayallerinizi rahatlıkla düzecek güce sahiptir. Yaşam ölümden fazlasını beklemez.

20130929-185342.jpg

20130929-185349.jpg

20130929-185334.jpg

“Dizüstü Clark Nova’yı öneririm.
Efsanevi bir sesi vardır.”

Düşsel yolculuğunuz, yazıyla başlar. Eğer nefesiniz kalmışsa sözle son bulacaktır ya da kısa bir göz kırpışıyla. Değiş tokuş edersiniz. Ölümcül bir silah sizi katil yapar, vahşi bir daktiloysa yazar. İnanmak istediğiniz yüzlerle karşılaşırsınız. Ummadığınız mekanlara adımınızı atarsınız. İlerlediğini sanıp hep aynı sokakta dolanmak, acımasızdır. Herkesin belli bir süresi vardır. Tüm tutkunuzu kusmadan önce kendi celladınızı yaratırsınız.

20130929-185427.jpg

20130929-185432.jpg

20130929-185442.jpg

20130929-185453.jpg

Kelimelerin güçsüz kaldığı anlarda, mekanın dışına çıkmak için hep makinelere güven duymamız gerektiğini düşünürüz. Bir yazarın yaşamı istiraplarla doludur. Dönüşmek istediğiniz kişilik bir anda yaratmak istediğiniz karaktere bürünebilir. Sokaklarda, barlarda, sahillerde gördüğünüz dışındadır herşey. Bir makineyle başbaşa düzgün sözcükleri ararsınız.

20130929-185458.jpg

20130929-185504.jpg

20130929-185512.jpg

Tutkunuz hayal gücünüzü beslemeye başlar, evet. Herşey yolunda gitmez. Nemli sidik kokak sokaklarda, ter kokan barlarda ucuz içkilerle içinizi yıkarsınız. Bir amacı vardır, yazarın. Interzone’a herkes giremez. Ajan olmanız gerekir. Söylediklerini yerine getirmeniz. En akla gelmez kurallarla bu oyunu  oynamanız gerekir.

20130929-185521.jpg

Bir sigara yakıp iki daktiloyu yanyana koysanız da işe yaramaz bu. Bir Clark Nova’nın söylediklerine bu yüzden inanmamanız gerekir. Basit ihtiyaçları vardır insanın.

20130929-185527.jpg

Basit ihtiyaçlarından dolayı aşkın peşinde koşturur. Öldürdüğü ve katlettiği şeylere tapması biraz da bu bilinçten kaynaklanır. En doğru an rüzgar arkanızdayken bir kadının güzelliğini kucağınıza oturtup onun yazmanıza yardım etmesine sağlamaktır. En kirli oyunlar en edebi olan yükselişi verir.

20130929-185538.jpg

20130929-185546.jpg

“Yazmanın tehlikeli olabileceğini anlamıştım. Ama bu tehlikenin makinelerden geleceğini fark etmemiştim.”

Yaşamın kimyası erkek ve kadının yalnız kaldıkları anda gerçekleşir. Bütün tutkumuzun doruk anı ve düşüşü aşkla gelir. Yazmaya aşık, sevmeye aşık, vermeye aşık, almaya aşık, tüketmeye aşık yapımız erir büzülür. Baskın yanlarımızı görmezden geldikçe içimizde büyüyen karşıtlıkları anlamamız imkansızlaşır. Doğru sözcükler doğru öpüşlerle tamamlanır.

20130929-185553.jpg

Arka sokaklarda sarhoş salına salına, tükenmiş bir halde yalpalaya yalpalaya yürüyorsanız eğer, beat-mişsinizdir. Bir böceği besler, kırkayakları öldürür, onlardan kendinize has dozlar yaratır, böcek kafalarıyla konuşur ve öldürdüğünüz kadın Joan’ı düşünürsünüz.

İnsan yıkılışının en anlamlı kalıntıları, o pis dediğiniz sidik kokak sokaklardadır. Gecenin bir vakti uyku tutmazsa bir sigara yakın da dolaşın orada. Yalnız süvarının kısrağını kırbaçladığı anların yanından geçin. Geçmişinizin şu an ki tükenmişliğiyle karşılaşacaksınız ve durumun kendisi rüzgarı arkanıza alıp uçmanızı kolaylaştıracak.

20130929-185558.jpg

20130929-185605.jpg

“Amerika genç bir ülke değildir. Yaşlı, kirli ve kötüdür. Göçmenlerden ve kızılderililerden önce. Kötülük orada bekliyordu.”

Yolda, olup da daha önce izlediğiniz filmlerle kendinizi kaybetmek olağandışı bir deneyim olur. Hikayenizin peşinde olduğunuzu sanırsınız.  Aslında yazdıklarınız henüz size para kazandırma evresine ulaşmış olmaz. Bir şeyler dener, yazar çizer, yırtıp atar ve ayrıntıya her zamankinden daha fazla yaklaşmış olduğunuzu düşünürsünüz.

Düşüncenin kıskıvrak yakaladığı an. Aşağı yukarı bir kaç dakika sürer. Bir cümle tüm curcunanın sona ermesini sağlamaz. Gözlernizdeki yalnızlıkla yeterli dozu alır, hayali bir çakışla uçarsınız, havada süzülmeniz bir saati bulmadan, elleriniz yeniden tuşların üzerine düşer, sesi açarsınız. Anlamadığınız dillerde konuşulduğunu duyarsınız, gözleriniz suyun altındaki gibi bulanık algılamaya başlar. Yavaş yavaş yakalarsınız içinizdeki yalnızlığı ve işte o tutku yazmanızı sağlayacak iksiri verir. Eski zaman büyüceleri çıplak şöleni sunmaya başlar. Bir roman görüntüsünü dökmeyi başardığında da beyaz perdenin kültü olmaya alışır. Eee o zaman?

20130929-185614.jpg

20130929-185628.jpg

Her zaman söylerim. Bir film hakkında yazmaktansa bana hissettirdikleri hakkında yazmayı seviyorum. Şimdi elinizi tuşların üzerine koyun ve sonu belirleyin. Son: noktandan önceki hamleniz olacak, unutmayın. Herkese verilmiş o son kutsal hamle. Teriniz hazzınız. Coşkunuz kaybedişini muştulayacak. Bu da hediyesi: 

“New Orleans’a doğru yola çıktık. Üzerindeki yağ tabakasından gökkuşağı renkleri yansıyan göllerden turuncu gaz alevlerinin çıktığı bataklıklardan ve çöp yığınlarının yanından geçtik. Timsahlar, kırık cam şişelerin, teneke kutuların ve motellerin arabesk neonlarının etrafında dolanıyorlardı. Terkedilmiş pezevenkler ise çöp adasından geçen arabalara müstehcen laflar atıyorlardı. New Orleans ölü bir şehirdi.”

httpv://youtu.be/Q0fhzA_j6lQ

 

You may also like

Leave a Comment