Home Genel Kat2

Kat2

written by lezizceset Ağustos 16, 2016
Kat2

Yavaş yavaş boşalmaya başlamış  sitenin girişindeki barakada güvenlik  televizyonun karşısında uyuya kalmıştı. Yarın sabahın ilk ışıklarıyla kendimi yeniden otele atmam gerekecekti, on iki saatlik yorgunluğun ardından beş saatlik bir uykuyla kendimi yeniden güne hazırlamam gerekiyordu.
Herkes kendi havasındaydı, o halde ben de kendi havamdan ilerlemeliydim. Babamın yaptığı kitaplığa kitaplarımı yerleştirdim, arkada Husky Rescue çalıyor ve sinekler hâla bir taraflarımdan kan emmeye devam ediyordu. Chuck Plahniuk’un Güncesi’ni elime aldım ve sayfa altmışı açtığımda, şu cümleyle karşılaştım:
“Belki de insanların sevdikleri şeyi yapabilme riskini göze alabilmek için gerçekten acı çekmeleri gerekiyordur.”
Dürüst olmak gerekirse sevdiğim şeyleri yapmak için her zaman riskleri göze almadım. Tiyatro Tarih’i dersinde yerimden kalkıp fakülteyi terk etmedim (ki sessizce terk edişler daha yoğun etki bırakır), aptalca konuşmaların ortasında karşımdakine ne kadar da boş bir dünyan var demedim, güzellikleriyle dünyayı tırnaklarının ucuna sürdükleri oje kadar algılayamayan mahlukların yanından uzaklaşıp gitmedim, sanki sıradan şeylerin hepsine anlam verecek bir güce sahiptim de değiştirecektim her şeyi. Hiçbir şey yolunda gitmedi ve dönüp altmışıncı sayfayı okudum: …acı çekmeleri gerekiyordur. Kendi tembellik oyunumda ve şımarttığım ahlak değerlerimle zaman harcadım, aslında bu kadar sıkıcı bir insan sayılmazdım ve kendimi yeniden uykusuzluğun yorumlarıyla kurguladım. Parayı yönetenlerin yaratıcılıklarının bütünlüğünü hiç var etmemiş olmadan soluk almaları ve emirler vermeleri gerçekliğimi baştan sona değiştiriyordu, evet iş yaşantısı ve kariyer dediğimiz saçmalık hele de zihinsel ve kültürel olarak gelişmemiş bu topraklarda daha acımazca kuruyordu düzen denilen yaratığı. Özgürlük olarak yazılan kelime o kadar da basit değildi. Küçük köpeğim Lola bile kaçıp gitmişti kapının önünden açıkınca geri döner miydi, korktuğunda ya da özlediğinde… bugün pek umut yoktu, yıldızların saçıldığı gökyüzünün altındaki bu çatıda. Bir kabusa uyanmıştım bu gece ve bir satırı okumayı tekrarladım yeniden…
“Güzel Sanatlar Akademisi’nde insana bir kâbustan anlam çıkarabilmenin yolunu öğretmezler.”
Gözlerimi bir anlığına kapadım ve cümlenin anlamını yeterince sindirdiğimi düşündüğüm sırada bir sigara yaktım, bittiğinde gece lambasını söndürdüm ve dışarıda köpekler zeytin eriklerinin ardında havlarken… kendi özgürlüğümü yarattığımda ülkemin kurallarının ilk taslaklarını düşündüm.
Çok kısa bir süre sonra yağmur yağacaktı ve yaz kendini yeniden belli ettiğinde çok sevmiş olduklarımızı artık unuttuğumuzu anlayacaktık. Kâbustan kâbusa, anlatmadan anlatmaya, tercihten tercihe, değerden değere fark vardı. Varlığını anlamadan fondiplediğimiz bir sürü değer çürüyüp gitmişti ve ortalık bundan daha kurak olamazdı. Şehrin dışında yıldızların netliğini unutmuşum.
Şehrin ardında saklanmak, görkemli ve melankolikti.

You may also like

Leave a Comment