Ev Genel Park7

Park7

dirilten LezizCeset Eylül 3, 2016

Yılın sonuna doğru…
Evden çıktı, parka doğru yürümeye başladı. Anlamsız bir telaş vardı etrafta, sırtına yerleştirdiği battaniyeye sarındı, elindeki torbanın içinde termosu ve koltuğun altında Şenol Erdoğan’ın yazdığı ve 6:45 yayınlarının bastığı Simyanın Sinemacısı Jim Morrison / HWY ve sinematografik vizyon notları üzerine… Aynı bankı seçti, havanın kararmasıyla sokak lambasının ışığının doğru açıyla sayfaları aydınlatacağı yeri.

Lisede the Door’su dinlemeye başladığında bu müzik grubunda bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. Solisti, kertenkele kralda daha fazlası vardı. İnsanların hep en basite yönelmesi ve durumu o şekilde sürdürmesi ne acıydı.

Neyse ki iyi yazarlar lanetli topraklara sıkı düşünceler kusmakta başarılılar. Yan sayfaya geçti ve
durdu:

…aslında gördüğümüz, dahası hissettiğimiz her şey algıladığımız gibi değildir. Bizler sınırlı duyargalarımızla gördüğümüz ve duyumsadığımız her şeyi, onun gerçeği sanarak en büyük yanılgıya düşeriz, yaşam yanılgısına…
Şenol Erdoğan, Simyanın Sinemacısı, sf.83

Yaşam yanılgısı. Gördüğünü sandığı tüm gerçeklik hep hissettiği gibi orada değildi. Düşünmek istememeyi seçmek. İnsanların yaptığı şeydi. Park, şu an bulunduğu bu park da diğerlerinin bir yansıması yeni bir sinemanın başlangıcıydı. Oyun oynayan çocuklar gitmiş, aç ve kimsesizlerle dolmaya başlamıştı, burası da. Herkes bir tercih doğrultusunda buradaydı. İçimizdeki hayvanla yüzleşmek, çalan bir telefonu açmayı ertelemek, yerdeki buz tabakasını kırıp su içen kara kediyle karşılaşmak… Bütün görüntü o olmadan da nefes almasını sürdürecekti. Yitip gittiğinde üzerindeki battaniye ya da yanında içini ısıttığı için tuttuğu termos onsuz da yaşamaya devam edecekti. Görüntüler bir değiş tokuşu sürdürecekti.

Filmler ona zamanın sonsuzmuş gibi göründüğü anları hatırlatıyordu. James Douglas Morrison, yapay bir gerçekliği sahnede oynadı, insan güruhuna (onun da dillendirdiği) asla unutamayacakları bir rock miti, kertenkele kralı verdi. Jim’in trajedisi onun sinemada bulduğu simyanın gerçek dünya tarafından algılanamayışıydı. Bu yüzden gerçek dünyaya yansıttığı imajlar oyununu sürdürerek insanların onun yüzüne kapattıkları kapıyı araladı.

Elindeki kitabın sayfaları yüzündeki sakalları yalayıp geçen rüzgar gibi çevrildi. Bir şekilde yaşamına çarpıp uzaklaşan insanlar gibi hiçbir şey değişmiyor sadece vizyon dünyaları yer değiştiriyordu. Yaşam yanılgısına, dedi termosuna uzanarak. Yaşam yanılgısının düzeneyini allak bullak edenlere… Mistikleri anlamasına onların düşünce dünyalarının bağlantılarına ulaşmasına her zaman olduğu gibi kitaplar yardımcı oluyordu. Bir mitin peşinden koşmayı algısındaki uyarıcılar değiştirebiliyordu.

Yılın sonu ve anlamsız bir telaş. Kendi dışındaki vizyon dünyasına kendi anlık dozlarını yaratarak katlanabiliyordu. Başka bir filmin ya da hikayenin karakteri gibi her yaşam kendi ağırlığınca bir sanat yapıtıydı artık. Gözlerini bir süreliğine kaldırıp evsiz diğer arkadaşlarının kumların üzerine yerleştirdiği boş bidonun içine moloz, çalı çırpı ve odun atışlarını izledi.

Bir süre sonra ateşi yakmayı ve kabilece ısınmayı başarmışlardı.

Yılın sonu ve ateşin etrafında dans eden zihinler, havai-fişeklerin ve meydanda konser veren bir rock grubunun rüzgara karışan uğultusu, aksayıp giden gitar riff’leri… Kendi filmini yaratıyordu oturduğu bank, kendi yönetmen koltuğu, kendi oyuncuları kayıyordu kaydıraktan. Bir zamanlar çocuktu, kimsesizler de, evsizler de… Zamanının en iyi oyuncuları. James’in vizyonları zamanın arka sokaklarına girmesini öğütlemişti. Duvarlar, kapanan kapılar, uzaklaşan ayak sesleri… Rutin gerçeği algılama yöntemlerini aşıp değiştirerek bozabilirdi… Seyirciye ihtiyacı yoktu, elinde tuttuğu ve karıştırdığı kitap da bunu öğütlüyordu. O da, o leş kokan şehirlerden birinde henüz toplanmamış bir film platosunda yaşıyordu. Artık hikayelerle, anlarla besleniyor, diğer oyuncuların yaptıklarını pek umursamıyordu. The Doors dinlediği yıllardaki gibi… İnsanlar zihinlerinde unuttukları yerini karıştırdıkları mitlerle büyülenip zehirleniyorlardı. İnsanlar hiçbir zaman kamp yapmaya gitmeyeceklerdi, durumun kendisinden söz edecek olmayan bir vizyonu arayacaklardı. Ateşin etrafında L.A. Woman’ını söylemeyecekleri için onlara böyle bir senaryoyu yazıyordu. Zihninde her şey paylaşıma açıktı.Tüm gerçeğin tükendiği ve yeni bir gerçekliğin yaratıldığı sonsuz bir filmin kahramanı saydı kendini. Onlar geriye doğru sayarken rakamların yerlerini değiştirdi. Varolmalarını zerre kadar umursamadı.

Sanatın, varolabilmek için seyirciye ihtiyacı olduğunu sanmak yanlıştır. Film gözler olmadan da oynar. Seyirci ise onsuz varolamaz. Film onun varlığını garantiler.
James Douglas Morrison, Simyanın Sinemacısı, sf. 79.

Kaçıncı planda olduğunun ne önemi vardı. Düz bir hikayenin durumun kendisinden uzaklaşmadan kopuk kopuk hareket ettiğini hayal etti. Kitabın içindeki Otostopçu adlı senaryoyu okudu. Yazarın bu metni türkçeye kazandırmasına minnettardı. Katilin, otostopçunun ve küçük çocuğun vizyonlar dünyasının kesişmesi algısındaki tanımları uyandırmış ve sinemadaki simyanın aşağı yukarı ne yapmaya çalıştığını biraz daha kavramıştı.

Bankta otururken bugünkü kimsesizlik ve evsizlik kimliğini soluyarak düşündü. Bilgisizlik ve cehalet evreninden midesi bulanıyordu. Hiç çekilememiş Otostopçu filminin senaryosunun David Lynch filmlerinin karmaşık yapısına benzerliğini, büyük sinemacıların görüntünün simgeleştirdikleriyle ilgilendiğini fark etti.

Yazarın kitapta James’ın sinemacı yönünü ön plana çıkarma tutkusuna saygı duydu. Gözlerini kapadı ve bütün evrenin önünde açıldığını gördü. Gözlerini açtı, lenslerinin açısını gölgelerin ve ışıkların liderliğine bıraktı.

İzlediği ve filme çektiği kabile alkolün esrikliğiyle kumların üzerine yığılmıştı. Çadırlar boş, duvarlara ihtiyaç duymadan uyuyorlardı, kitabı kapattı, ayağa kalktı ve onların arasında dolaşarak oyuncularının soğuktan donmaması için battaniyelerini düzeltti. Bidonu ateş harlansın diye termosundakiyle besledi, karıştırdı, bir kaset bir şarkı bir kapı aralandı, kitapla birlikte takip etti, kertenkele kralın ölüşünü yönetmenin doğuşunu kutladı.

Destroy roofs, walls, see in all rooms at once.
James Douglas Morrison, Simyanın Sinemacısı, sf.111.

Sabah. Dış mekan. Bir park.
Küçük bir çocuk bankın üzerinde bir kitap bulur. Okuma yazması yoktur. Kitabı annesine götürür. Kadın kitabın adından bir şey anlamayarak kitabı marketten aldığı bir kavanozun son kullanma tarihine bakar gibi elinde evirip çevirir. Çocuk kaydıraktan kayar, anne kitabı yakınlarda gördüğü bir bidonun içine attı. Çevre apartmanların bir balkonunun kapısı açılır. İçeriden bir müzik sesi yayılır. Kertenkele kral Los
Angeles’lı bir kız için çığırıyordur.

Herşey bir görüntü. Bidonun içindeki kitap kadından daha gerçek artık.

Çocuk annesiyle birlikte parktan uzaklaşır. Kararır.

İlgini çekebilir

Sataş