Ev Genel UcuzHikâyeler16

UcuzHikâyeler16

dirilten lezizceset Haziran 27, 2017

Önümde açılıp giden mavi derinliğe baktığında, bir tepenin yamacına kondurulmuş bu büyük otelin resepsiyonunda sıkıntısını geçirmenin yöntemlerini arıyordu. Genel yayında Edith Piaf’ın o meşhur şarkısı la vie en rose’u çalıyordu. Bir kaç gece internette dolanırken Edith Piaf’ın şarkısını başka bir sokak şarkıcısı Zaz’ın sesinden dinlemiş ve gülümsemişti.

Yılbaşı kapıdaydı, etrafında yanıp sönen çam ağaçları ister istemez yılbaşının varlığını ona hissettiriyordu. Santralin telefonları kesik kesik çalıyor, günü geçirmekten canı sıkılmış insanlar birileriyle konuşmak için can atıyorlardı.
Otelin odaları boşken kendisini daha yalnız hissediyordu. Kafasını kurcalamaması gereken bu basit iş hayatı onu avucunun içine almış sıkıyordu. Chuck Palahniuk’un tıkanmasını, Sartre’ın bulantısını, Dostoyevski’nin budalasını, Nietzsche’nin hiçligini, Kafka’nın yalnızlığını ensesinde hissediyordu. İçtiği kahveler, yağmuru uykusuz bir halde dinlediği geceler bir işe yaramıyordu. Birilerinin gelip ona soru sorması, önümden sırıtıp geçmesi tüm o saydıklarını hatırlatmaya yarıyordu sadece. Hayatın basit bir yamacında takılıp kalmış, onun basitliğini anlayamamış, kendisini bu yalandan kurtaramıyordu.
Lobinin ortasına kocaman cam ağacını dikmesini bitirdiler. Ölü dallardan meydana gelen ağaç, sözde gelecek yeni günler için süslendi. Sabah denizin soldan sağa akıntısına gözüm kaydıkça, ölü dallar iskelete yapıştırılmış, cam ağacı figürü ortaya çıkmış, lobiye yayılan müziğin dinginliği uykusunu getirmişti.
Şu anki işi hayatın ikiyüzlülüğüne alıştırdı onu. Artık zamanını çalan verimliliğe karşı kaçamak okumalar, yazı yazmalar ve fikir üretmeler peşindeydi. İkiyüzlülükle umutsuzluğa itildiği her gün onu biraz daha güçlendiriyor, ama gerçek dünyanın zincirleri onu kafesine daha fazla geriyordu. Toplumun parmakla gösterdiği bütün kavramların sahteliğine ve anlamsızlığına da böyle zamanlarda ulaşıyordu. Aile kurmakmış, para kazanmakmış, yarına yetişmek gerekliymiş, hepsi boş uğraşlar olarak listenin başından sonuna kadar uzayıp gidiyordu.
İkinci dünya savaşının yıkıntılarından çıkmış şarkıları hatırladıkça otele gelip giden insanların, şu anki durumunun ne kadar sahte olduğunu görüyordu. İnsan bir dakika bile durup düşünmeden zamanı ve kendisini hatırlıyordu. Tuvalete girdi. Cebinden ipod’u çıkardı ve hikayeyi yazmayı sürdürdü. Tuvalete giden yolda tamamını bitirmişti ne de olsa…

İlgini çekebilir

Sataş