a cup of coffee und comics 5

dirilten lezizceset

Jim Morrison'un Paris'te ölmeden önce, iki sokak müzisyeniyle kaydettiği son şarkı.

POWER I can make the earth stop in its tracks. I made the blue cars go away. I can make myself invisible or small. I can become gigantic and reach the farthest things. I can change the course of nature. I can place myself anywhere in space or time. I can summon the dead. I can perceive events on other worlds, in my deepest inner mind, and in the minds of others. I can. I am.
Jim Morrison
şair

the doors’un müziğinden önce jim morrison vardı. biyografik bir çizgi-roman. kara kalem çalışılmış, jim morrison’un paris’teki günleri, çocukluk anıları, bir sanatçı varoluşu. yönetmen olmak istese de kurulu düzenin bunu ona sunamayışı, şiirin gücüyle şarkı sözlerini ortaya çıkarması ve hiç bilmeden the doors’un meydana gelişi ve sonra bilindik senaryo daha fazla kazanç ve ünün onu hızlı bir şekilde tüketmesi. ama kertenkele kral kendine has üslubuyla bu dünyaya bir merhaba çakmıştır. saf rock çağının kapanışı jim morrison’un ölümüyle başlamış olabilir. pikaba the doors’un bir plağını koyup, çizgi-romanı açıp okumak.
çizgi-romanın ön yazısı şenol erdoğan tarafından kaleme alınmış. the doors’tan daha fazla jim morrison’u merak ediyorsanız mutlaka okunmalı.

çoğu zaman olmasa da bazen. müziği keşfettiğim yıllar çocukluğumdan parçalardı. bir piyanonun büyüsüne kapıldım, sonra ortaokulun sonlarında bir gitar çıktı karşıma ve müziğin büyük adamları. the doors’un kertenkele kralı Jim Morrison kimleri etkilemedi ki… 

Vietnam Savaşı’nın bir toplum içindeki gençleri etkileyişi. Yıkım her zaman zarar verdi ama başardık. Müzikle bir çok şeyi aşabileceğimizi gördük. Rock öldü. Bunu neden mi söylediler. Jim Morrison, Paris’teki bir mezarlıkta uyumaya başladığında anladılar. Bir şair koca müzik tarihini değiştirebilir. Hem de istemeyerek…

dünya büyülü ve mistik bir yer olmayı sürdürüyor. bir kızılderili ruhunu otoyolda teslim ediyor ve jim o kızılderilinin ruhunu taşıdığını biliyor. artık hiç bir şey eskisi gibi olmuyor. kartal tüylerinden gelen bir özgürlük mü bu? kaosun hüküm sürdüğü dünyada kendimizi nasıl anlarız? 

fazla düşünmeden, bir kitabı alıp okumaya başlarız ve hiçbir şey eskisi gibi olmaz. bilinç denilen benliğimiz ruhumuzu bedenimizle birlikte tutar. 

yaşamı kaçırmamak için gökyüzüne baktığımızda içimiz rahatlar. yukarılara bakmak ve derin bir nefes almak. 

oldukça gerçeküstü bir dünyada yaşamayı sürdürüyoruz. 

çocukluk dönemlerindeki kamplar, bir ormanın içinde kaybolup, babamın kurduğu çadırı bulmak, rüzgar delice esiyor ve birazdan beni buluyorlar. evet, heyecanlılar… ama oradayım. korkmadan sırıtıyor onlara, şöyle diyorum: “kayboldum.”

Bundan sonra kendi hayal dünyamda kaybolmaktan büyük bir zevk aldım. Gerçeklik oldukça sıkıcı ve rutindi. algı kapılarını geçmenin de bir çok yöntemi vardı. Deneyimledim. Merak ettiğim ne varsa yaşadım ve bunu hâlâ sürdürüyorum. 

Jim Morrison’un şiirleri beni böyle etkiledi. The Doors’un müziği hep peşimde beni takip etti. 

Yaşam ölüme karşı bir isyandır. Bunu en çok sanatçılar fark eder. Yaşamın gelip geçiciliğini durdurmak istemek. Ne büyük bir komedi. Ama işte bizim olayımız da bu… hayal kurmak, özgür kalmak, gülümsemek ve dünyaya en büyük şakamızı yapıp ortadan kaybolmak. 

Kahvemde bir yudum alıyorum. Plağı ters çeviriyorum. Olmak istediğim gibi yaşıyorum, hatalarımla ama asla vazgeçmiyorum sevmekten… 

Jim de isyan etti, yakıp yıktı ama sevgiyle… onun gücünün farkındaydı kaosun şairi.

bi bak istersen

Lezizceset