ucuzhikâyeler18

dirilten lezizceset Ekim 9, 2018
ucuzhikâyeler18

BİR GEMİ HİKÂYESİ – KUZEY YILDIZI

Bay V, işte sıradaki de geldi, dedi içinden. Bankadan içeri yüzünde sıkıntılı bir halde giren adamı hemen farketmişti. Zar zor geçinen Hayrettin Soyak adlı banka müşterisi kızlarının güzel bir geleceğe sahip olmasını istiyordu. Bay V’nin bu fikirden haberi yoktu tabi. İnsanlar hep bir şeyler ister. İstekler ve ihtiyaçlar…

Hayrettin için bankanın içerisindeki her şey kusursuz bir düzen içinde işliyordu. İşte o an, hiç hesapta yokken aklına kızlarının bankacı olması fikri geldi. Hiç fena değil. Kendisi zor şartlar altında üç beş kuruş kazanıyor, sabahın köründen akşamın bilmem kaçına kadar limanın gümrüğünde  ter döküyordu. Kış sert geçiyordu, doğal gaz faturasını ödeyememişti. Kızlarını dersaneye yazdırması neredeyse imkansızdı. Kızlarının geleceği mi? Burada olmasının sebebi paraydı. İhtiyaç Kredisi almalıydı, biraz nefes almalıydı, kızlarının geleceği için bulduğu fikri de değerlendirecekti. Süslü püslü bankacı kızlar olması için. Ay sonu krizleri yaşamamaları için. Bay V’le göz göze geldi. Gümrük görevlisi Hayrettin bey, bu adamı paraya gerçekten ihtiyacı olduğuna ikna etmeliydi. Kızlarının geleceğinden Bay V’ye asla bahsetmeyecekti. 

Şehrin en yoğun limanı kış aylarında biraz tenha oluyordu. İnsanlar seyahat etmek için kışı değerlendirmezler. Ticari gemiler, yolcu gemileri, kaçakçılar… Yazın gelmesini beklerler. Kuzey Yıldızı ise Oslo’ya olan seferlerini hiç aksatmaz. Konuklarına buzlar diyarını sunar. En prestijli misafirlerine kamaralarını açar ve denizin üzerindeki serüvenlerine onları hazırlar. Yolcuların profili sürekli değişir. Terk edilmişler, iş için orada bulunmak zorunda olanlar, kayak yapmak için en uygun ülkeyi arayanlar, alkolikler, tüccarlar, kaçaklar… Listeyi uzatmak çok kolay olur. Elektrik parası, su parası, kira, nafaka, giderler, gelirler… Deniz aşırı ülkelere bir yolculuk gibi değil mi? 

Bay V, Hayrettin Soyak’ın elindeki gelir belgesine, kadrolu bir çalışan olduğuna, geçmiş kredi kartı ödemelerine, parayla ilişkisine göz gezdirdi ve aşağı yukarı şunları söyledi: “Vezneden paranızı alabilirsiniz.” 

Hayrettin Soyak, o günden sonra kızlarının bankacı olması için elinden geleni ardına koymayacaktı. Bankanın para kokan veznesine uğradı, onu bir kaç ay idare edecek paranın bir kısmını çekti. Bir daha Bay V’yi hiç görmeyeceği için neredeyse sevinç çığlıkları atacaktı. Sükunetini bozmadı. 

Bay V, ihtiyaç için hep oradaydı. İhtiyaç için gülümser, ihtiyaç için para dağıtırdı. Ama kendisi her gün uzun bir seyahatin özlemini duyardı. Parayı onaylayan adamdı ama eskisi gibi gülümsemiyordu. Yıllık izni yaklaşıyordu, sevinmesi gerekirdi, aklı fikri bu izindeydi. Daha ne kadar bekleteceklerdi. Pasaport ve vize işlemlerini halletmişti. Banka müdürünün iznini onaylamasını beklemek. Ofisindeki pencereden dışarıya baktı, ağaçların dalları rüzgarda sallanıyordu ama rüzgarın uğultusu içeri girmiyordu, ne kadar da korunaklı, ne kadar da muazzam bir konumdaydı. Gerçekler, dedi, gerçekler o kadar uğultulu ki, içinden. 

Yine mesaiye kaldı. Ülkenin en önemli bankalarından birinde bir kaç yıldır çalışıyordu. Paranın gidip gelişiyle ilgileniyordu. Evlenmiş boşanmış hiç çocuğu olmamıştı. İyi kazandığı söylenemezdi. Belki de Pelin’den ayrılmasının sebebi de bu ay sonu krizlerinin onlara yaşattıklarıydı. Kendi arzuları yüzünden değil, para yüzünden ayrılmışlardı. Bankacılarının parayla ilgili sorunları olmadığı düşünülür. Her ihtiyaç bir diğerine tutkulu, tatlım. 

Boşanmasının ardından yüklüce bir kredi çekmişti. Hayattan çektikleri yetmezmiş gibi. Ofiste yalnız başına kalana kadar çalışmak onu güzelce oyalıyordu. İzin gününü bekliyordu. Ne kadar çalışırsa çalışsın, cebinde tek bir kuruş kalmıyordu. Küfretti, ofiste kendisinden başkası yoktu. İstediği gibi küfredebilirdi. 

Masasını topladı. Çekmecesinden evinin anahtarlarını alırken eski karısıyla çekildiği fotoğrafı gördü. Eline alıp baktı. Ne kadar da mutlulardı. Baharın ilk günlerinde birlikte çıktıkları piknikten bir sevgi dolu bir an. Ne kadar da mutlular. Ne kadar da neşeliler. Romantikleşmenin yeri değil. Fotoğrafı aldığı yere bıraktı, montunu ve çantasını aldı. Soğuk havayı hissetmemesi için bütün sistem ona hizmet ediyordu ne de olsa. 

Otoparktaki külüstür arabasına ilerlerken soğukla birlikte gelen düşüncelerine daldı. Soğuğu ve yalnızlığı aynı anda hissetmek, içini yaktı ama ısıtmadı. 

Cep telefonuna bir mesaj geldi. Şu arada sırada otomatik olarak gönderilen mesajlar. Kredi çektiği bankadan geliyordu. Yani uzun senelerdir çalıştığı bankadan. Borçlu olduğu işyerinden. Sistem tarafından uyarılıyordu. Kontağı çalıştırdı ve yola koyuldu. 

Limandaki yolcu gemilerine gözü kaydı. Yıllık iznini beklemek. Belki daha uzun sürecek bir yolculuğa çıkardı. Beklemek onu delirtecekti. Ama biraz önce cep telefonuna gelen mesajı hatırladı. Bilmem kaç tarihine kadar kredi borcunu ödemeliydi. Delirmenize izin yok. Aksi takdirde yasal işlemlerle avukatlarla elinizdekileri satmakla uğraşacaksınız. Arabanın radyosunu açtı. Çok güzel bir reklamla karşılaştı. “Kışın içinizi ısıtan ihtiyaç kredisi. Sadece bankamıza uğrayın.” Küfretti, radyo kanalını değiştirdi. Uzun saatler çalışıyordu peki ne bok yemeğe. 

Araba sürmek onu rahatlatırdı. Etrafına bakınmak, yavaştan gazlamak. Limandaki gemilere yeniden baktı.  Kuzey Yıldızı’nın limanda demirlemiş bir halde onu beklediğini biliyordu. Kenara çekti. Soğuğa aldırış etmeden arabadan dışarı çıktı. Nefes almak istedi. Kravatını gevşetti. Soğuğun içine işlemesine izin verdi. Durduğu yer tenha olsa da yine de bir hareket vardı. Saat çok geç değildi. İnsanlar evlerine doğru yürüyorlardı, belki de başka bir yere. Bazıları düşünceli, bazıları yalnız, bazılarıysa hararetli bir koşuşturma içindeydi. Peki ama ne için. Yarın yeni bir gün ve uzun süren mesai saatleri için. Biraz daha kazanmak ve biraz daha tüketmek için. 

Akıllı telefonundan banka hesabını kontrol etti. Bir seyahat acentasının sitesine girdi. Uzun bir yolculuk için elinde hiç bir şeyinin olmadığını gördü. Sadece bileti alacak kadar. Bütün limitini harcadı. İsteklerinin bulunduğu yerden ayrılmasına izin beklemek. Çaresiz miydi? Beş parasız mıydı? Modern kravatlı kölelerden mi olmuştu o da? Her şeyin sorumlusu kendisiydi. 

Limandaki Kuzey Yıldızı. Güzel bir tatili hak ediyordu. Arabasına bindi, denizin kenarından sürmeye devam etti. Evine ulaştı. Pelin karşılamadı onu. Üstünü değiştirdi. Yatak odasında da yoktu. Banyoya girdi. Kimsecikler yoktu. Mutfağa girdi. Hiç kimse. Buz dolabını açtı. Yarım kalmış rakı şişesini aldı. Biraz peynir. Bitene kadar içti. Sabah  erken kalkıp işe gitmesi gerekiyordu oysa. Sızdı. Bay V uykuya dalmışken gökyüzünün bir köşesinde Kuzey Yıldızı parıldayıp durdu. Bulutları aşmalıydınız, dalgaları ve hayalleri. 

Sabah cep telefonun çalmasıyla uyandı. Saatte baktı. Gecikmişti. İşten arıyorlardı. Bankadaki ilk gününden beri dakika sektirmezdi. Açmadı. Defalarca aradılar. Açmadı. Bulunmak istemiyordu artık. Aranmak, uyarılmak, dürtülmek, saatlerini başkalarının banka hesaplarıyla harcamak istemiyordu. Evini aradılar. Kapıyı çaldılar. Yerinden kımıldamadı. Sessizlik olana kadar yerinden kıpırdamadı. Sonra ne mi oldu?

Yatağından kalktı. Pelin’le birlikte aldıkları kamp çantalarını buldu, birini aldı, diğeri kendisine ait değildi. Hiç çıkılamamış tatiller. Hiç görülememiş şehirler.  Hiç sarılınmamış. Hiç öpüşülmemiş. Hiç sevişilmemiş. Bugün, dedi, bugün ben de tıpkı sizin gibi uzaklara gideceğim. Birlikte okumaktan zevk aldıkları bir kaç romanı, çıkacağı seyahatte tutmak istediği günlüğü, bir kaç kalemi çantanın içine yerleştirdi. Sakince. 

Limana gitti. Hiç bir zorlukla karşılaşmayacağından emindi. Fahiş maaş bordrolu gümrük memuru  her sabah rutin bir şekilde biletleri kontrol ederdi. Kendisi henüz yeni bir ihtiyaç kredisi çekmiş ve kızlarının bankacı olması için borç almıştı. Bay V, adamın sahip olduğu bütün değeri biliyordu. Birisinin parayla olan ilişkisini biliyorsanız, onunla  olan iletişiminizde rahatlıkla kullanabilirsiniz. Onu sırt çantasıyla karşısında görünce. Hayırdır, Bay V, dedi, yolculuğa mı çıkıyorsunuz. Limandaki Kuzey Yıldızı adlı yolcu gemisini gösterdi, biletini uzattı, pasaport işlemlerini başarıyla halletmişti. Norveç’e vize almak kolay olmuştu, soğuk kış günlerinde çok rağbet gören bir ülke değildi. Oslo’ya gideceği kimsenin aklına gelmeyecekti. İş için, dedi. Hayrettin Soyak da gülümsedi. İstediği krediyi veren bu adamı fazla zorlamak niyetinde değildi. Onu bu ülkede son gören kişi iki kızının bankacı olmasını isteyen garip Hayrettin.

Bay V, güldü. Rıhtımda ilerledi.

Hayrettin Bey,  kendinize iyi bakın, Bay V, dedi arkasından. 

Bundan daha iyi olamaz. 

Bundan daha iyisi olamazdı. Gemiye bindi, kamarasına eşyalarını yerleştirdi, bu sırada Kuzey Yıldızı’nın motorları çalışmaya suyu dalgalandırmaya başladı. Beyaz köpükler, soğuk kış güneşinin altında parıldıyorlardı. Geminin barından bir kahve aldı. Geminin sigara içmek için ayrılmış alanına çıktı. Cep telefonuna gelen son mesajlara, Pelin’le çekildikleri fotoğraflara baktı. İş arkadaşlarıyla çekilmiş mutlu kölelik dönemlerine ait fotoğraflara ve hatırlamak isteyeceği bir kaç diğerini de… Sonra da telefonu beyaz köpüklerin içine bıraktı. O sırada bir başka yolcuyla göz göze geldi. Biraz telaşlandı. Fark edilmek istemiyordu. Kızın gülümsemesini görünce telaşından vazgeçti. Aldırmadı.  Gülümsemeye karşılık verdi. Pelin’le piknikte çekildikleri gülümsemesiyle. Aldırmaz.

Gemi limandan oldukça uzaklaşmaya başlamış, bir gün önce külüstür arabasını çektiği kıyı gözden yitmişti. Birileri kıyıdan Kuzey Yıldız’ının ihtişamına bakıyor, günün telaşından uzaklaşmak istiyorlardı. 

Kıza döndü, Merhaba, dedi, aranmak, bulunmak ve hatırlanmak istemiyordu. Bay V çok uzaklara gidiyordu artık. Bir daha kimseyi sevmeyecekti, kimse inanamadı ona, kendisinden başka.

bi bak istersen