kat 53

dirilten lezizceset Ekim 4, 2018
kat 53

Boyhood, Richard Linklater’ın son şaheseri. Sizi geçmişe doğru alıp götürecek. Çocukluktan ergenliğe doğru çekimi 12 yıl süren değerli bir öyküyü aktaracak seyirciye. Ayrılan anne babalar, arada kalan çocukluk ve hayaller, olağanüstünün kıyısında kendini aşmak. Soğuk havalarda eve kapanıp film izlemenin tam vakti. Mason’ın peşinde tüm gerçeği özümsemek için. Değişmeyeceğimizi ve kabullenmeyeceğimizi düşünürdünüz değil mi? Ama her şeye rağmen silinip giden anne babalarımıza dönüşmeye başladık. Yaşamın tatlı yanında öyle tuhaf bir acılık var ki bunu kabullenmek gerçekten yürek ister. İnsan mutlu olmak için sürekli yer değiştirmenin yeterli olacağını düşünür. Ne kadar iyi öpüşürseniz öpüşün, ne kadar sıkı sevişirseniz sevişin, entellektüel dünyanın gözünde gelip geçicisiniz. Boyhood bir delikanlılık manifestosu. Ama bu filmi izlerken ergenliğin ve aile yapısının çıkmazlarını da göreceksiniz. Özgür ruhlu bir babanın çocuklarından ayrıldığı Shelby’nin motor sesi kulaklarınızda yankılanacak. Ebeveynlerimizin verdikleri sözleri aslında hiçbir zaman tutamadıklarını onaylayacaksınız. Neden mi? Tıpkı onlar da bizim gibi hayallerinin peşinde o karanlık yolda kaybolup gidiyorlar. Bir karanlık odada saatlerini harcamak, amatör bir fotoğrafçı olarak bir lise aşkının peşinde kendini yiyip bitirmek ama sonucunda bulunduğumuz anın bizi yakalaması. Küçükken önemsiz gösterilen her ayrıntının eşsiz değerini fark etmek. Zamanın hızının farkında tepelerin arasında, kamp ateşinin karşısında kaybolmak. Neyi yakalamamız gerektiğini hiç bir zaman anlayamayacağız. Basit kuralların boyunduruğunda kabullenerek modern köleliğimizi sürdüreceğiz. Bir kızı sevmeye başladığımız ilk zamanları düşüneceğiz, onu öptüğümüz, onunla seviştiğimiz en mutlu zamanları. Öylesine tuhaf gerçekleşen anılarımızın birbirlerinin üzerine nasıl yıkıldıklarını anımsayacağız. Evet, Boyhood aşağı yukarı bunları yapacak. Sade bir anlatımla sizi ekrana kitleyecek. Yönetmenin tercihleri oyuncunun gelişimiyle şaşırtıcı bir biçimde seyirciye aktarılacak. Kış olduğunda içinizin üşümesini engelleyecek. Sinemanın yarattığı büyülü anlarda kimliğiniz dışına çıkıp Mason’la birlikte dolaşacaksınız çünkü hepimizin başına benzer durumlar geldi. Bir Amerikan ailesinin dramı değil, bir aile dramı da değil. Film bir yükseliş, bir gençlik manifestosu. Bir kızın sadece gösteriş için sizi satışının o dertli anları ve bir diğerinin başlangıcı. Hızlı bir şerit, külüstür bir araba ve kilometrelerin bitmesi. Ulaşmak istediğimiz gelecek değil. Oyuncu da karakter de bunun böyle olmayacağının farkında. Mevsimler ve yıllar ardı ardına geldikçe güçlü olduğumuzu göstermek için hep bir dirilişin peşinde olacağız. Güzel soundtrackler eşliğinde gününün bir filmi olduğu kadar gelecektekiler için de bir yol gösterici olacak. Uyumsuz bir ruhsanız Richard Linklater’in filmlerini sevmeye, izlemeye devam edeceksiniz. Yönetmenin öyküsünü anlatma yöntemindeki varoluş, en basit anların en mükemmel gösteriyi yaratmasına izin verecek. Ve diğerlerinin söylediği, anı yakalama safsatası, yeniden hür hissetmenizi sağlayacak. Genel geçer her şeyi kabul etmeyin, seyircinin içine düştüğü yaşam döngüsünden çıkın. Sinema bunun için var. Öyküler ve fotoğraflar bunun için var. Bir üstün olma durumunu yaratın. Anne babanızın hata yaptığını görün ve bir korkak gibi davranmaktansa cesurca yola sürün kendinizi. Bütün bir yaşam koca bir deneme alanı. Değerlendirmekten çekinmemek lazım.

pastedGraphic.png

Çimlerin üzerine uzanın ve gökyüzüne bakın, hayal kurun. Tepenin üzerine çıkın ve haykırın. Bir atımlık şansınızı iyi değerlendirin. Pişman olmadığınızı göreceksiniz. Kahraman olmanızı beklerler, kahraman olmaya çalışmayın, her şey için kendiniz olmak hep işe yarar. Bir süreliğine de olsa görüntüye kaptırın kendinizi. Evet, şimdi düşünün, ben aslında ne yapmak istiyorum diye, tekrar tekrar…

pastedGraphic_1.png