deneme 1

dirilten lezizceset

Çocukluğunun güzel anlarını nerede bıraktın?

On yaşlarındayım. Arka bahçedeki iğde ağacına asılı salıncakta sallanıyoruz. Kızlar da erkekler de sıra bekliyorlar. Yan kulübede Lucky uyuyor, duvarların üzerinde takılan Vincent ( o zamanlar güzel ve çirkin meşhurdu kediye o ismi vermiştik) bir şeylerin peşinde.

Masumiyetimizi bir şeyleri kanıtlamak için yitireceğimizi kimse söylememişti. Bilseydim o iğde ağacına daha hızlı tırmanırdım benimle aynı yaşlardaydı ne de olsa…

Annem ve babamın ağaç dikme alışkanlıklarının o zamanlar farkında değildim ama onun üzerine tırmanmaya bayılıyordum.

Kendimi iyi hissettiğim şeylerin üzerine tırmanıyoruz. Bir çocuktan beklenenleri gerçekleştiriyorum.

Şimdiyse dünya zıvanadan çıkmış, travma üzerine travma yaşayan bir toplumun içinde nefes almaya çalışıyorum.

Ağaç kavukları bulacağım, kapıları kendiliğinden açılan ve oradan olmak istediğim insan olarak çıkacağım.

Her şey değişiyor evet kabul ediyorum. Zaman tuzağını ustalıkla kuruyor. Doğada yürüyeceğim, dünyayı dinleyeceğim ve evet güneş yeninden doğacak.

Sakin bir yürüyüşü sevdiğim anlar. İzmir depreminin ardından bir tabut gibi beni saran duvarlardan kurtulmalıydım. 

Elimdeki malzemeleri en iyi şekilde değerlendirip bir kaçış planı hazırlamaya giriştim. 

Tiyatro okuduğum zamanlarda kaçtığım arka sokaktaki kahveci gibi apartman yaşamı yordumu kendimi sokaklara atmak yetmezse, dağlara tepelere yol almalıydım. 

Thoreau’nun bir kitabı sırt çantasında sağlam fotoğraflar çekeceğim ve bir çoğunu kendime saklasam da bazılarını sizlerle paylaşacağım. Ey yabancılar! 

Ölü ozanlar zamanından bir mısra gülümsememe yardımcı olmuştu. 

i went to the woods to live deliberately,
to front the facts of life,
to see if i could not learn
what it had to teach,
that i should not die
and learn that i had not lived.

Yaşamımın bir anında kendimi dışarıya o kadar kapatmıştım ki uyanışım duvarların üzerinden atlamaya başladığımda gerçekleşti. 

Hayranı olduğum kadının beni terk etmesi. Tıpkı o filmdeki gibi kadınlar kaderimizdir. Onlara saygım hep sonsuz olacak. Doğanın doğurganlığı ve özverisi her şeyden daha değerli. Hataları kabul ediyorum. Ufak bir yalanın ilişkilerimde açtığı gediği tarif edemem, aldığım acı ve verdiğim acı. Hepsini kabul ediyorum. Devam edebilmem için gerekli bu biliyorum. 

İlk okuduğum roman Tarzan’ın Jane’i kaybetmesi gibi. Kaybetmekten dolayı kaybolmuyorum artık. Yürüyorum, koşuyorum, kayıyorum. 

Hayal ediyorum, bir yere ulaşmak için değil, kendimi gerçekleştirmek için bütün rüyalar ve hayaller… 

Güzel hayatını bir sırt çantasında taşıyan mistik bir ruhun içimde açtırdığı çiçekler. Fazla romantikse siktir edin. Yaşam sandığınızdan daha fazlası büyülü, özgür, acıtır da ama önümdeki yeşilliğe bakıyorum, tepeye asılı kalmış ağaçların köklerine göz gezdiriyorum, yosunlar hangi tarafı gösteriyor, karıncalar nereye yuva yapmış, çocukken merak ettiğim dünyaya yeniden sarılıyorum. 

Yalnız değilim biliyorum. 

İnsanların arasında onlarla birlikte yürüyorum. Bazen çenem düşüyor, bazense dalıp gidiyorum. 

Basit olanın modern yaşantının bize sundukları olduğunu biliyorum. Bir ağaca sırtımı dayıyorum ve Sivil İtaatsizlik ve Yürümek’i okuyorum. Hareket halindeki bedenimizin ruhumuzla uyumlu bir şekilde çalışmaya başladığına inanıyorum artık. Bir şeyler not alıyorum. Kemalpaşa’nın arkasındaki tepelerde patikaların getirdiği yere kadar yürüyorum. Bunların hep yeni başlangıçlar olduğunu biliyorum. 

Hissediyorum. Sonra yerden bir kuzu kulağı koparıp ağzıma atıyorum, tadı deniz börülcesine benziyor, hoşuma gidiyor, yol boyunca buldukça yiyorum.

Konfor alanınızda geçirdiğiniz zamana orantılı olarak güven duygunuzun yapaylığı da artıyor. 

Dünyayla olan bağlantınız koparsa, bilinciniz güneşi karanlıkta da önünüze serer. Bir müzikle ilerlersiniz çoğu zaman. Birbirimize benzemek zorunda değiliz. Birbirine benzer yolları tercih etmek zorunda değiliz. Ama yaşarken sevmek zorundayız. İlerleyebilmek için değiştirebilmek için bu fedakarlığı göstermemiz gerekli. Karşımızdakilere mi? Hayır tabi ki sevgili seyirciler! İlk önce kendimizi… Sevgi ve umut yayılmayı başaran duygular evet karşıtları kadar popüler olmasalar da başarabilirler. İnanınız.

 Sonra ev yapımı bir şarabı boğazınızdan aşağı dökmek gibi gülebilirsiniz. 

Evet gülmeyi başarmak. Dünyayı alt etmek için ilk  kuralınız olabilir. 

Bir ateşi yakmanın keyfi. 

Bu duygu çocukluğumun güzel zamanları kadar tanıdık. 

Aydın Abi’yle ateşin yönünü belirledikten sonra bir kayalığın yanına yerleşiyoruz. Yıllarını dağlara, tepeler adamış insanlardan öğreneceğimi biliyorum. Tecrübenin paylaştıkça daha da güzelleştiğinin farkındayım. Gülümseyip bakır bir cezvenin içinde bir türk kahvesi yapmak ve bunu tüm grupla paylaşmak… 

Yaşamı sadeleştirdiğinizde ona daha fazla yaklaşıyorsunuz. Ateşi başlatan olmayı becerirdim çocukken ve benim de kendime göre tecrübelerimle harekete geçmiş olmam beni şaşırtmıyor, neşelendiriyor. 

Yedi kilometre yürüdükten sonra dinleniyoruz. Geri dönüş için bir şeyler atıştıracağız. Kahveler içilecek, bir iki satır okunacak, yazılacak. 

Miskinliğin üzerime çullanmasına izin yok burada. Beni başkalaştırmasına izin yok. Duvarlar konusunda çok iyi fikirlerim var. Üzerlerinde zıplamaya, düşmeye evet ama altlarında ezilmeyeceğim. Sevdiysem sevdiğimi söyleyeceğim dünyaya, kızdıysam kızdığımı… Çocukken yaptığım gibi salıncakta sallanan çocuklara ağacın tepesinde bakacağım ve diyeceğim, onunla aynı yaştayım ve ilerdeki erik ağacındaki erikler güneşten kızarmışlar bir iki tane yesek ya…

Arkamızdan kovalayacaklar. Belki de sevmeyecekler beni bu yüzden. Ama söz verdiğim gibi, ölüm yanıma geldiğinde hiçbir şeyden pişman olmayacağım. 

Kim olduğumu biliyorum. Neleri değiştirip neleri değiştiremeyeceğimi. 

İşte yine o cümle geliyor aklıma, dünyayı değiştirmek için kendimizden başlamız gerektiği, bir yıl önce giriştim bu işe vazgeçmeyeceğim. Asla. 

Yeryüzü evimiz. Yüzlerimiz onun izi. Gülümse ve içine doğru yürü. Korku, telaş, pişmanlık, vazgeçişiş yok içinde o seni kabul eder. 

Karşılıksız bir sevgi tut onun yeşil elinden yürü ve git. 

Kasımda yaprakların rengi toprağa yaklaşır. Belki de aylardan sonra birbirlerini çok özlemişler ve renklerinden vazgeçemeye karar vermişlerdir. Kim bilir… 

bi bak istersen

Lezizceset