deneme 3

dirilten lezizceset

Kaklık Mağrası’na ulaştığımda sabahın erken saatleriydi. Denizli’deki bu mağaranın derinliklerindeki travertenler, Pamukkale’nin travertenleri gibi çok göz önünde olmasalar da karşılaştığınızda sizi şaşırtacak bir güzelliğe sahiptiler. 

İçeri giren ve akmasını sürdüren termal su kaynağının yarattıklarını takip ettiğimde bir yarasa sürüsüyle karşılaştım ve hepsi uykularındaydı. 

Bu aslında ısınma turuydu. 

Aklımda tırmanmak istediğim Honaz Dağı vardı. Su, taşların üzerinden akıp ayaklarıma çarparken mağarayı aydınlatan ışığı izledim uzun bir süre…

Tahta köprü derinlere indikçe… Su, ahşap köprüyü umursamadan akıyordu. 

Ne kadar çabalarsak çabalayalım. Doğa dizginlenemez kurallarını uygulamaya devam ediyordu. 

O karanlığın içinde sizi mavinin öyle ilginç bir tonu karşılıyordu ki gözleriniz bir süre kamaştıktan sonra kendinizi travertenlerle karşılaşmış buluyordunuz.

Kaklık Mağrası’nda suyu izlediğiniz kadar dinliyordunuz da ve suyun sesi, size kim olduğunuz hakkında şüpheye düşmemeniz gerektiğini anlatıyordu. 

Söz verildiği gibi yaşanacaktı. Gelecek olmadan sadece o anın içinde gülümsenecek, ağlanması gerekirse ağlanacaktı. Amor Fati. 

Mağaranın içinde yürüdüm. Bu başka bir kıtadaki başka bir derinlikte olabilirdi. Ölümlü olduğumuz gerçeğini değiştiren sadece yaşadığımız anlar ve onlara baktığımız yöndü. Bulduklarımız aradıklarımız kaybettiklerimiz vazgeçtiklerimiz. 

Doğanın oluşturduğu beyaz basamaklara bakıyorum. Sonra modern yaşantımın içindeki basamaklarla yan yana koyuyorum onları. 

Yaşamın serinliğini hissetmek, üşümek ve ellerini özlemek bir kadının. 

Hiç bir şeyi değiştiremeyeceğini bilerek sadece içinde bulunduğun an’a tutunmak. 

Bir dağa çıkılacak ve bu ne ilk ne de son. Her şeyin değiştiğini kabul ederek ilerleyeceğim ve Ege Bölgesi’nin en yüksek dağı kabul edilen Honaz’ı ele geçireceğim. Nikferi nasıl ele geçirdiysem. Bir korsan gibi.

Çocukluk düşleriyle… Kendim olarak neler yapabileceğimi göreceğim. 

Seni sevmemi hiç bir şey değiştiremeyecek. Bir dağa tırmanırken aklımda hep sen olacaksın. Bir gün bana yeniden güvenmeni umacağım. Çünkü senin de beni sevdiğini biliyorum. 

Hep hissettiğimiz gibi yaşadık. Bu aşılması gereken bir problem değil, anlayacaksın.

Ağaçlar, çoğu seni bana hatırlatacak. Hatta belki de hepsi de aynı izleri koyacak önüme ve ben de her görüntüyü yakalayıp içlerinden en canlı ve hareketli olanları sisin içinden çıkarıp sana ulaştıracağım. 

Dünyada olmayı sevmek, böyle bir şey sevgilim. Yalnızken yalnız başına olmamak ve tüm dünyayı yenebileceğini bilmek, böyle bir şey. 

Kaktüslerin ormanların içinde açmaları ve bitki örtüsünün yaban yaşamı bizlere sunması. 

Özgürüz ve bu özgürlük duygusuyla yürüyüp yol alacağız…

Zirveye yalnız çıkmak için henüz tecrübesizim ama grubu takip edip onların tecrübelerinden öğrenebileceklerimin sonu yok, sisin içinde ilerle ve onun ardında güneş seni selamlayacak… 

Yağmurun ardından toprağın kokusunu içine çek. Ey, yaşam her seferinde dirileceksin ve dünyanın ilk nefesini bizlere hatırlatacaksın.

Buradaki toprak kızıl. Tıpkı bir çölü anımsatıyor ve bunları yazıp gözlerimi kapadığımda bulutların önümde nasıl uzandığı yeniden görüyorum. 

Bilincin ve aklın sınırlarını aşmak ve nefessiz kalmak. Burada hava soğuk, nefes almaya alışmak biraz zaman gerektiriyor ama sanki tırmanıyorsun, denizin, bulutların üzerine ve dedikleri gibi yıldızlara ulaşıyorsun. 

Güneşin de bir yıldız olduğunu hatırladığında sırt çantanı yere indiriyor ve hatırlıyorsun. 

Şu kısa yaşam sürenin içine neleri sığdırabileceğini…

Bir köşeye otur ve ileriye bak. Yaşam burada farklı mı akıyor. Görüntünün içinde neleri hissettiğimi asla unutamam. 

Dönüşümüm kendim hakkında evet ama bundan daha fazla olduğumuzu her seferinde görüyorum ve buna tanık oluyorum. 

Yazmak, hissettiklerimi ifade etmekten başka derdim yok. Yaşarken hareket etmeyi hatırladım. Yeniden ve bu sefer o kadar kırılmaz hissediyorum ki kendimi. 

2500 metre yukarıda kırılmaz hissetmek, bu beni korkutuyor. 

Günü keyifle ve zirvedeki şarapla bitirdiğimizde herkesin yorgunluğuna rağmen tatlı bir gülümsemeyi kazandığını görüyorum. 

Yamaca kadar bizi getiren kamyonete atlayıp minibüse ulaşıyoruz. Yol alırken gökyüzünde bir şey uçuyor, ona bakıyorum ve nedense aklıma Jules Verne’nin 80 günde devri alemi geliyor. 

Yol kenarındaki ağaca ve dallarına bakıyorum. 

Masumiyetimizi kaybettik. Onu doğada, yolda ve sevginin içinde aramaktan başka ne var elimizde…

Her yeni gün bir armağansa gözlerimi kapatıp ona göre davranmam gerek. Kendi irademi ve disiplinimi nasıl kaybettiysem, kendi derinliklerimde onu bulmalıyım. 

Bir çocuğun tutkularını takip ediyorum. Yitirmiş olduğum her şeyi kabul ediyorum.

Tırmanmaya devam. 

Kuşak farklarının, yaşın, zamanın yenik düşürüleceği anlar. 

Aydın abi, 65 yaşının üzerinde bense 35 i geçtim… İçgüdülerimiz değişmiyor. 

Bir yerlere tırmanmayı, bir yerlere yürümeyi, koşmayı, bir şeyleri sürmeyi seven insanlar içgüdülerine güveniyorlar ve sanırım bu yüzden güvende olma ihtiyacı hissetmiyorlar… 

Yaşamla dalga geçmek değil bu. İnişler, çıkışlar, düşüşler ve kalkışlar… 

Eski antik bir şehrin güney kapılarından girersin ve eskinin bütün tanıkları seni orada bekliyorlar… 

2000 kişilik antik bir tiyatro, sesin sahneden en yukarıya ulaşması için kurulmuş olan mimari üstünlük… İleride Hades koltuğunda oturuyor ve ölüler diyarına selam çakmak istiyorsanız, bağırın…

Hierapolis’e hoşgeldiniz. Bazılarınız acılarınızı, aşkı ve bir çoğunu aştınız ve bu koca şehrin kurulu olduğu bu açık alanda boş bir koltuk aramak yerine oyuna katılmadan taş duvarlara oturup bir iki sayfa okudunuz. Şarap içtiniz. 

Sevdiğiniz dostunuzun mataranıza doldurduğu şaraptan yudumladınız. 

Romalı gladyatörler iki bin yıl önce o aşağıdaki çukurda vahşi hayvanlarla dövüştü ve özgürlükleri için birbirlerini öldürdüler… 

Romanın deniz savaşları işte tam orada canlandırıldı ve ne değişti iki bin yıl sonra… 

Shakespeare gibi biliyorsunuz, bu dünyanın oyuncuları kadınlar ve erkekler… Yaşam tutkunuz engellenemez. 

Sıcak travertenlerin üzerindeki yürüyüşünüz, aklınızdaki düşünceler ve sevdiğiniz kadınla doluyken her şey beyaz kumdan bir çölü aşmaya benzer…

Kalsiyum karbonat. 

Ayaklarınız bir süre duruma alışmak için sizinle uğraşacak ve buna rağmen gülümseyeceksiniz. 

Pamukkale sandığınızdan daha büyülü ve burada güneşin batışı diğerlerinden çok farklı… 

Artık manzaranın değişmesine bir katkıda bulunabiliriz.

Bir güne neler mi sığdırabilirim, sevgilim? 

Senin içimde bıraktığın boşluğu hiçbir şey dolduramaz. Hiç bir yolculuk ama beni sevdiğin anları hatırladığımda alıp başımı gitmek hiç de zor olmaz. 

Ve ilerledikçe ben de silinip gideceğim ama bundan gocunmayacağım. Seni ne kadar çok sevdiğimi anlatacağım. Bir kanıta ihtiyacı yok dünyanın ama senin güzelliğin senin benim hatalarımı kutsayışın. 

 

Papağanlar beni takip ediyor, hatta bu kuşgiller bana bir sürü şeyi hatırlatıyor.

Masumiyeti doğanın içinde bulacağız. Sana inanmaktan, vazgeçmeyen bir adam. Tüm antik romayı sırtlayıp. uzaklaşsam da….

Bir göldeki ördeklerin neşesi kalmalı günden geriye… Yaban ördekleri… Bir papağının kanatları ve kazanamadığı özgürlüğü ama umut var. Sende de bende de ne kadar güçlü olduğumuzu biliyoruz. Ne kadar yeterli. Yaşam.

Her nefes canlılığın kutsanması. 

Her savaş aşkın ölümsüzlüğü. 

Sözcükler ne ki… seni benden uzaklaştırdılar ve ben doğaya yaklaştıkça sanki yeniden sana dokunuyorum. 

Sevgiyle…

Senin E.

bi bak istersen

Lezizceset