park 20

dirilten lezizceset Ekim 4, 2018
park 20

Bu küçük kıyı kasabasında bundan daha fazlasını yaşamış mıydı? İş çıkışı ve boş günlerinde bir şeyler okumak için gezdiği parklar ve kıyılarda ona eşlik eden sokak köpeklerinin yüzleriyle karşılaştığında hissettikleri. Dylan Thomas’ın romanı AltıKırkBeş Yayın tarafından türk diline sokulmuştu. Bir başka dünyanın romantizmi ve modernizmi. Böyle çevirilerle karşılaşmak onu gerçekten mutlu ediyordu. Okumaktan dolaşmaktan arada sırada kasabayı terk etmekten daha güzel bir şey yoktu. İçimizdeki serseriyle kaç kez karşılaşırdık ve onunla yüzleşmekten neden bu kadar korkardık. Hiç bir fikri yoktu. Yalnızca Dylan’ın anlattığı haylazlık ve gençlik yıllarının tuhaf bir ritmi vardı.

Şeftaliler bölümüyle başlayan romanın her bir hikaye kesiti. Zamanda atlamalar yaşamasına sebep oluyordu. Jack’in çiftliğe gelişi. Günah Çıkarma. Sınıf farkının insanlar arasında yarattığı derin çukur ve kıskançlığın aşağı tabakadan insanların sırtına yüklenmesi. Bir anne bile para karşısında çocuğunu yersiz yere cezalandırmak zorunda kalabiliyordu.

Karşı cinsle ilk karşılaşmalar. Kafamızı allak bullak eden soruların başladığı anlar. Etrafımızda hep bir haylazlık olmuştur. Bir yazar olarak kirlenmiş olan şeylere ilginiz de böylelikle başlar. Barlar, açık saçık şiirler, çıplak kadınlar, ıslak dudaklar ve dahaları… Bir tutku yaşamınızı yönlendirmeye başlar. Saçma sapan hatalar yaparsınız, durumu düzeltmek için yalanlar uydurduğunuzu sanırlar, halbuki sadece saçma bir hatadır, durumun içinden sıyrılamamak, çok sevdiğiniz kişinin karşısında sizi yıkar. 

Sanatçının Genç Bir Köpek Olarak Portresi bunlar ve daha fazlası hakkındaydı. Metin olarak James Joyce’un Sanatçının Genç Bir Adam Olarak Portresi’ne bir taşlamaydı. Dylan Thomas’ın cümleleri oldukça sade ve sokak dilinin en güzel ritmini sergilemekte. Joyce’un sembolizmden uzakta.

Ve aşk. Aşksız bir metin, insanları peşinden sürüklemezdi. Kaç şehir, kaç kasaba, kaç sahil, kaç beden, kaç dudak dolaşırsak dolaşalım. Anlam yüklenen küçük sözcüğün bize yaptıkları kaçınılmazdı. Doruğa tırmanış ve kendini bir başkası için feda etme yürekliliği. Haylazlık zamanları güzel bir kızın küfreden cümlelerinde tamamlanıyordu.

Şöyle düşündü: Şairler şiirleriyle yaşar ve ilerler; hayal gücüne sahip bir adamın arkadaşa ihtiyacı yoktur; cumartesi uyduruk bir gündür; eve gidip yatak odamda sobanın yanında oturmalıyım. Ama yaşayan ve yürüyen bir şair değildi, ılık bir deniz kıyısı tatili gününde bir deniz kasabasında bulunan genç bir adamdı, harcayacak iki Sterlini vardı; hayal gücüne sahip değildi hiç, sadece iki Sterlini ve kuma saplanmış ayaklarıyla küçük bir vücudu vardı; sükunet yaşlı adamlar için uygundu; tren istasyonundan, tramvay yoluna doğru hareket etti.

Dylan Thomas.

Hayal gücüne sahip olmanın yalnızlık gerektirdiğinin hiç farkında olmamıştı. Yukarıdaki satırları okuyana kadar. Kış sert geçecekti. Bir kaç hafta önce her şeyi bırakıp gitmeyi düşündü, kaybolmak istedi ama bu isteğinin hislerine ihanet olacağını da fark etti. doğduğu topraklarda yazmak istediklerini yazarak para kazanamayacağını biliyordu. İki Sterlini değil, bir kaç Lirası vardı. Bazen okuduğunuz cümlelerin yaşadığınız anla iç içe geçmesi şaşırtıcı oluyordu. Yaşayan ve yürüyen bir yürek iken. Kendi duvarlarının arasına çekilmiş bir vazgeçmişe dönüştüğünü hatırladı. Nefes almak için çıktığı kıyının üç yüz altmış derecelik bir görüntüsünü akıllı telefonuna kaydetti. Toz olup gittikten sonra yazdıklarının ve kayıt ettiklerinin nasıl bir iz olabileceğini düşündü. Bazı izlerin üzerilerinin örtüldüklerini ve eski eşyalar gibi unutulduklarını biliyordu. Benzer satırları, benzer duyguları okuyordu. Sükunet yaşlı adamlar içindi. Bir kaç defa okudu bu cümleyi. Bir tramvay yolunu bulamayacağını biliyordu. Onun yerine bir milyoncudan  aldığı mataraya biraz alkol doldurdu. Yolculuğuna trenle devam edecekti. Bankta Dylan’ın romanını bitirirken aklında bunlar vardı.

Dylan’ın ve diğer sıkı yazarlarının başına da bunlar gelmişti. Kaybederken insanları kazanan kahramanlar. Her birinin adı seninkinden daha vazgeçilmez. Çoğu mutsuzluktan beslendi ama eninde sonunda aynı kapıya dayandı. Kahramanlarımız öldürüldü. İçtiklerinde mutlu olanlar mutlu oldukları zamanları yazdılar. Melankolik hikayelerin peşinde kendi zihninizi özgür bıraktığınızda farklı bir bakış açısı da içinizde uyanır.

Önündeki kumsala baktı. Arkasındaki parkta oynayan köpeklerin seslerini duydu. Romanı bitirdi, çantasına yerleştirdi. Kulaklıklarını taktı. Müzik dinlerken bir kaç köpeğin başını okşadı. Hayvanların insanlar yüzünden yalnız bırakıldıklarını hissetti. Kendisinin de onlar yüzünden yalnız bırakıldığını anladı. Dylan Thomas’ın yalnızlığı ve vurucu hikayeleriyle evine doğru yürüdü. İçti ve mutlu oldu. İnsanları sevmiyordu. Sadece onu seviyordu.

pastedGraphic_1.png


İçin ve mutlu olun, yarın hepimiz öleceğiz.
Dylan Thomas.

Sanatçının Genç Bir Köpek Olarak Portresi

bi bak istersen