kat 81

dirilten lezizceset

Güney Afrika’nın bir şaman efsanesi. Mia ve Charlie sayesinde gerçekleşir. 

Film ufak bir kız çocuğu ve beyaz bir aslan arasındaki sevgi bağını anlatıyor.  Aynı zamanda paranın üzerimizdeki acımasız yaptırım gücünün nasıl aşılabileceğini de izliyoruz. 

Gerçek sevginin aşamayacağı hiç bir engel yok. Umut bir öpücükle ve karşılıksız sevgiyle başlıyor. Mia’da Charlie’de bu şekilde dönüşüyorlar. 

Mia, Londra’yı ailesiyle terk edip babasının baba mesleği bir vahşi hayvan çiftliğini devralmasıyla başlıyor. Güney Afrika’daki yalnızlığını aşmaya çalışıyor. Ama modern dünyanın öğrettiği en büyük yanlışı o yaşlarında kavrıyor. Her sevgi karşılık bekliyor. En büyük yanılgımız bu yaşarken… Karşılık beklemek.

Ailesinin asi kızı Mia. Bir nevi bir büyücü. Erkek kardeşi Mick ise küçüklüğünde yaşadığı bir travma yüzünden zor günler geçiriyor. 

Modern dünyadan kopmak, ne kadar zor olursa olsun, bir bağlantı ve denge, vahşi hayvanlar aracılığıyla buluyor, kardeşleri. Anne ve babaları çiftliği işletebilmek için ellerinden geleni yapıyor. 

Bir an gelir ve anlarız. Uçsuz bucaksız çölün içindeki yaşamı. Çoraklığın ötesinde özgürce dolaşan hayvanları. Onlarla bizi ayıran çitleri aştığımızda korkunun olmadığı yerde sevgiyi görürüz. Bir arkadaşlar, bir dostla, bir sevdiğinle çıkılan bir yolculuktur bu. Bir yürüyüş. Bir anlığına kendimizi o zamanın içinde ölümsüz buluruz. 

Mia ve Charlie’de sevgiye sarılırlar. Nefretin, öfkenin, korkunun yiyip bitiremeyeceği büyülü bir duygu. Dünyayı değiştiremezsin diyen bir babayı, evet, onu değiştirebilirsin diyen bir babaya dönüştürmek. En çok sevdiklerimiz bizi yarı yolda bıraktı diye, bir yolculuğu tamamlamayacak mıyız, hayır, devam edeceğiz, onları ne kadar sevdiğimizin, ne kadar gerçek bir öpüşe sahip olduğumuzun anları yakalayacak onları. 

Sevgiden vazgeçmeyeceğiz. Onun bütün hastalıkları, bütün hırsı yendiğini göreceğiz. Umutlu insanlar bulundukları andan zevk alırlar. Ve beyaz bir erkek aslan ne kadar vahşi olursa olsun, yine de gözlerini güvenle kapatabilir. İnsanlar ve hayvanlar birbirlerinden bir şeyler öğrenirler, neşeyi, acınla kıyaslama, mutluluğunu nefretinle, korkunu güveninle… 

Zaman geçip gidecek ama anılarımız silinmeyecek. 

Mia’nın Charlie’yle yüzlemesinden bir cümle bu. Bir mucize yaratmak için ona inanmalıyız. Mia’nın yaptığı da bu Charlie’nin sevgisine inanmak. 

Onun ne kadar yırtıcı, vahşi olduğunu bile bile Charlie’nin yanında olmak. 

Çiftlikten birlikte sınıra kaçtıklarında. Mia’nın delirdiğini düşünebilirler, ama insanlar sevgiyi gördüklerinde, onların arasındaki bağın ne kadar güçlü ve koparılamaz olduğunu gördüklerinde, efsaneler gerçeğe dönüşebilir ve onların hikayeleri diğerlerine aktarılır. 

Çağlar boyunca olduğu gibi… 

Medeniyet yıkıcıdır. 

Timbavati’ye beyaz bir aslan geldiğinde, medeniyet kaybeder, efsaneler kazanır.

Türlerin yok olmasını durdurmalıyız. Her canlı değerlidir ve eğer birbirimizi karşılıksızca sevmenin cesaretini gösterirsek, doğanın içinde hiç de yalnız bırakılmayacağımızı görürüz. 

Gerçekler, kafesin dışındaki avı durdurduğumuzda rüyaların yerini alır. 

Bir film tıpkı diğer bazı filmlerde olduğu gibi sevgiyi ve onun bağını bize farklı aktarabilir. 

İyi seyirler…

bi bak istersen

Lezizceset