kat 52

dirilten lezizceset Ekim 3, 2018
kat 52

Bir seyirci, bir konuk. Bir aşık. Uyumazlar. Sadece zamanın geçmesine göz yumarlar ve onun ne isterse yapmasına sesini çıkarmazlar. 

Gerçek dünyanında uzağında sonsuz bir hayal dünyası sunan üniversite yılları tutkumuzun doğrultusunda bizi yönetmiştir, bir süre. 

Bir iş edinirsin kendine ki bunu sadece boş zaman yaratan bir mekan olduğu için tercih ettiğini hatırlarsın. Düşünmeye yer açmak her zaman işe yaramıştır. 

Yaşamın merkezindeki genç bedenlerimizin bir anda bilgilenmesi. Bütün büyülü evrenin bir anda kapanması. Liberal Arts, ister otuz üstü olun ister otuz altı… Josh Radnor’un filmi, kendiniz hakkında düşünmenize yol açacak. Gerçek dünyanın bizden beklentileri o kadar yüksek ki sistem kafamızı yememiz için kürdanını kulaklarımızdan içeri sokup çıkarıyor. 

Bilgi arttıkça acı da artar.

Bu yüzden kendi başımıza öğrenmemize izin vermezler. Acının üstesinden gelebileceğimizin farkında değillerdir. Jesse ve Zibby’nin aşkının imkansızlığı aralarındaki yaş farkından kaynaklanmaz. Aşkın toyluk ve olgunluk zamanını hatırlatır. 

Hayal gücünüzün ve sevginizin göz altına alınmasından tek bir kavram sorumludur: toplum. Dünyanın neresinde olursanız olun. Çevrenizdeki diğer insanlar size cehennemi yaşatacaktır. Bilginin açlığını anlayamazlar, onlar cehalettin mutluluğu yaşarlar ve bunu sürdürürler. 

Üniversiteden sonra hayatın nasıl gideceğini düşünmüyorsun.

Önümüzdeki seçenekleri hızlı bir şekilde elememizi beklerler. 

Sırf başkalarının mutluluğu için kendi yaşayacaklarımızdan vazgeçeriz. Ailemiz ve dostlarımız bunda büyük bir rol oynarlar ve yaşamın büyük şakası (sizin sırf onları düşünmenizden dolayı) kolayca hata yapma tecrübenizin tavan yapması. 

Modern köleler gerçek havayı solumazlar. Sadece dıştan gelen boşluğun içine tükürülmüş hissederler. Lanetlenmiş ve yalnız bırakılmış. 

Üniversite’den sonra hayatın bir bok çukuruna batması çok olasıdır. Gözden kaçırılmaması gereken bir ayrıntıdır bu. Ama içimizdeki özgürlük o kadar coşkun bir haldedir ki… Zamanı fütursuzca harcarız ve sonra olanlarlar olur. 

Birileriyle tanışıyoruz.

Yaş aldıkça genç insanlarla birlikte olmayı unutmak istemiyorsunuz. Sürüden ayrı olmak, kusursuz bir farkındalık yaratır. Eğlenceli bir entellektüel hayat, rutin hayatın kusurlarını örter. Günlerce kitap okumak bireyi sosyal vahşetten kurtarır, çünkü diğerleri sırf sizin gibi yaşayamadığını için sizi suçlamaya, sizinle alay etmeye, sizi terk etmeye, tek bir sözcük dahi söylemeden uzaklaşmaya hazırdırlar. Onlar hep bir diğerlerinin harcanmış yanları olur. Eksik kaldıklarını hissederler evet ama yine de yürümek ve parçalanmak onları ilgilendirmez.

Senin hiç bu aklından geçti mi?

-Ne geçti mi?

-Hayattaki her şeyin esasında doğaçlama olduğu? Herhangi bir senaryonun olmaması. Gittiğimiz yola doğru bir şeyler karalıyoruz.

Yeşil çimenlerin üzerine uzanıp gökyüzüne bakmak, bir ağaca dayanıp bir romanın içine dalmak, kitapların ağaçların ölü ama hala canlı olan parçalarından yaratıldığını bilmek. Ne kadar eski kafalı olmak gerekirse o kadar. Ne kadar romantik olmak gerekirse o kadar. Ama bir başka romantiğin dediği gibi yüreğimizin etrafına örmeye başladığımız duvarın kalınlığı artar. 

-Hayır deme sakın. Hayır diyen kimselerin yüzüne şans gülmez.

Çimenlere uzanın, hala zamanınız var. Ağaçlara yaslanın, hala zamanınız var. Kumların üzerinde sevgilinizi öpün, hala zamanınız var. Toplumun vahşi kurallarına katılmadan önce hala biraz da olsa zamanınız var. 

– Diğer taraftan zamanının çoğunu 1100 sayfalık bir kitapla geçirmek de sosyal hayatına bir çukur açmak demek oluyor.

– Evet. Yalnızlığı eş zamanlı olarak hem azaltıyor hem de arttırıyor.

Yalnızlığın iniş ve çıkışlarına zihnini alıştırdığın takdirde büyük resmi görmen kolaylaşıyor. Türkiye’deki eğitim kurumların yavanlığı düşünüldüğünde bir kaç iyi yürekli profesör dışında çoğunluğun despotluğu size şiddet uygulamaktan vazgeçmeyecektir. 80’lerde doğmuş olmak, belki de şimdiki zaman sendromundan bizi koruyor. 

İnsana her şeyin mümkün görünmesi. Önünde sınırsız sayıda seçenek var. Okul bittiğinde, her şeyin gerçekleşme ihtimali var. Ve okul cidden bittiğinde hayat denilen olay başlıyor, anlıyor musun? Kararlar verilmiş. Önünde duran o kadar seçenek artık orada değiller. Bir noktada anlaman gerekiyor…

Puf! Hepsi uçup gitmiş. Bundan sonra da rutinin içindeki yalın gerçeği anlama çağı geliyor. Uzun yolculukları (özellikle bir başına yapılan) diliyorsun. Her insan bir diğerini yanıltıyor ve filmin meşhur repliklerinden biri zihninin içinde patlıyor: 

İnsanlar hayal kırıklığıdır.

Bunu fark ettiğinde çok küçüktün evet. Kabullenmek istemediğinde genç ve toydun. Şimdi kabullenmek zorunda kaldığında olgun ve bilgesin. Sen yalnız başına hiçbir şeyleri değiştirmiyorsun, aslında hayat bir yolunu bulup seni istemediğin durumun içine ittiriyor. Düştüğün yerden çıkmak, kolay olmayabilir ama imkansızda değil. İnsan sabrının ve hayalperestliğinin sonu yok. Katlanılacak bir acı yok. Diğerleri olmadan da -bir süre- daha çok mutlu olacağını biliyorsun. Güneş batarken yeni bir romanı eline alacaksın, karanlık odanın içinde bir masa lambasını açıp durmaksızın yazacaksın. Döküleceksin her bir parçayı. Sıkı bir beste yapacaksın. Hiç meşhur ve tanınmak istemeyeceksin. Salinger’ın algısını yakalayacaksın, el sıkışacaksın büyük adamla. Sonra kendi yoluna devam edeceksin ve bir kadının zihnindeki zerafeti göreceksin. Aşağı yukarı hep en bitik hissettiğin anlarda gerçekleşir bunlar zaten. Hep en bitik hissettiğin anlarda bütün yaşam enerjileriyle sana çarparlar.

Zerafetin, zamana ya da mekana bağımlı olmadığını fark ettim.

Farkettiklerinle birlikte köleliğini sonlandıracaksın. İçindeki savaşçıyı kol kasıyla eğitmedin, zihnini açtın ve satılmamış ne kaldıysa gözlerini o yöne çevirdin. Kapıyı açtın, yüreğini kapattın ve ayrıldın. İçindeki duvarlar modern bir çin seddi. Ellerinle inşa ettiğin özel hapishanen. 

Ayrılamadığın her yer bir hapishanedir.

İçimizdeki gençliği yetişkin çağımızın bir yerlerinde yok edebiliriz. Zihnimizin algılayamadığını geri çevirdiğimiz gibi olgunluğu ve gençliği yadsıyabiliriz. Aramızdan bir kaç iyi seyirci Blake’in şiirlerine dönüp bir kez daha anlamaya çalışabilir. Gençlik o kadar yukarılara tırmanmış bir hayalperesttir ki olgunluğa düşüşü çok hüzünlüdür. Ve arkanıza bakmayı unutursanız, bir daha hiç yaşlanmayacağınızı da anlarsınız. 

Orada, aşık ve kabullenmiş durma cesaretini yeterince yaşatırsınız. Hayır insalar her zaman hayalkırıklığı olarak kalamazlar.

Liberal Arts filminden.

bi bak istersen