kat 56

dirilten lezizceset
kat 56

Johnny Cash’in ses tonundaki yalnızlığı ve kalabalığı hissedin. Filmi izlemeden önce ondan bir kaç parça dinleyin, mesela Hurt, mesela Walk The Line , mesela Folsom Prison Blues… Sonra Walk The Line’nın yönetmen koltuğundaki James Mangold‘un elini sıkın,  Joaquin Phoenix’i henüz yeni çekilen filmi Joker’le popülerleşmeden izleyin, June’un muhteşem yüreğini hatırlatan Reese Witherspoon‘a gülümseyin ve daha fazlasını izleyin. Sizi engelleyen ne varsa hepsinden kurtulun. 

Aşkta düşünen az sevendir derler, bazı şarkılar dinlerken de söylerken içinizi dalgalandırır. Bırakın canınız yansın. Hissettiğinizi haykırın dünyaya. Sevebildiğinizi ama doğru düzgün konuşamadığınızı, kendinizi ifade edemediğinizi… Yaşam ve aşk bir savaş alanı değil, sahneye çıkacak ve o tek şarkıyı söyleyeceksiniz her seferinde ve çok uzun zaman ortalarda gözükmeyeceksiniz. Şarkı sözlerini sevgilinin verdiği deftere yazın. Şiirlerle doldurun, dokunaklı hikayeler yazın, bazen de anlatın. Yaşamın size sunduklarına sırt çevirmeyin. Canınız yandığında içinizdekilere sığının. Yanlış yaptığınızda öğrenin. Çok fazla açık sözlü olmayın. Dilediğiniz gibi yaşayın.

Ölmeden önce tek bir şarkı söylemenizi isteseler, bu hangisi olurdu? Bunun üzerine düşünün ama ölmeyin, sonuna dek yaşayın. Şarkılarıyla duvarlarda, park alanlarında, sokaklarda ölümsüzleşenleri düşünün. Onların anlam kattıkları şeyleri neden ölümsüz kaldığını hatırlayın. 

Cash’in yaşamı sizin bizim yaşadıklarımıza benziyor. O yüzden şarkılarındaki ton daha fazla dinlemenize yol açıyor. Bir aşk şarkısı, bir umutsuzluğa, bir tutsaklık özgürlüğe dönüşebiliyor. Cash’in June’a olan aşkı ne olursa olsun sönmüyor. Sağlam yüreklerin de kırıldığı doğrudur ama ateşi söndürmek gibi bir dertleri olmaz. Cash çocukluğundan beri radyodan dinlediği şarkıları söylemeyi seviyor. Uçsuz bucaksız bir tarla uzanıyor önünde. Yaşamın sonsuzluğuna katılıyorlar orada abisiyle. En büyük acıyı abisini kaybettiği gün yaşıyor. Otoriter bir babanın onu hayatının büyük bir bölümünde cezalandırması şarkı sözlerine işliyor. Baba alkolik olmasına rağmen abisinin ölümünden Cash’i sorumlu tutuyor. Ama şarkı söylemeye devam ediyor Cash, annesinin ona öğrettiği şekilde, kötü hissettiğinde şarkı söyle, ölmek üzere olduğunda bile mırıldanacak bir parçan olsun. Canlı ve gerçek hissetmek için.

Rüzgarın bize yaptıklarını hatırlayın. Uzun bir yolda yürüyorsunuz ve arkanızda sizi ileri doğru iten rüzgar, kulağınızda akustik gitarın ritmi, ileri doğru yürüyorsunuz, arkanızdaki bıraktığınız yol çoktan zamana ait oldu. Düşünüyorsunuz.

I keep a close watch on this heart of mine
I keep my eyes wide open all the time
I keep the ends out for the tie that binds
Because you’re mine, I walk the line 

Cash şarkı söylemeyi hiç bırakmadı. Evlendi. Şarkıları ve kendisi henüz popüler olmadan önce. Düzenli bir hayatın çizgisinde yürüdü. Daha iyi bir evlat olabilmek için. Çocuklarını ve karısını sevdi. Ama şarkı söyleme tutkusu her şeyi aştığında düzenli dünyanın uyuşukluğundan kurtulması gerekiyordu. Radyoda dinlediği kız çıktı sonra karşısına June. Sahneye adım attığınızda artık içinizdekiler kadar net kalırsınız dünyaya karşı.

Cash’in yaşadığı dönem müziğin dünyayı yeni yeni sarmaya başladığı: Plak Çağı. LP döneminin başlangıcı. Artık insanlar müzik stüdyolarında kayıt yapıp  kayıtlarını çoğaltmaya çalışıyorlar ama kendini kanıtlaman için mücadele etmen gerekli. Radyoda parçan çalıyor oğlum. Youtube değil, radyo. Büyük sesli kutu. Progresif olmanın dönemi. Her şeye başkaldırmanın zamanı. Dayatılan her şeye. Dayatılan her düzene. Rüzgarın yaptıkları gibi hep daha ileriye gitmek gerekiyor. Yaşam kendini aşmakla ilgili. Şarkılar da… ölmeden önce sana verilen tek bir şarkı hakkı. Onu iyi kullan.

 I hurt myself today
To see if I still feel
I focus on the pain
The only thing that’s real

Çok sevdiğinizde canınız yanacaktır. Hiç şüphe yok. En çok acıyı veren şey, gerçek hissettirir. Acıya bağlılığınızdan değildir bu. Duyguların tutarsızlığıyla mücadele etmek, kolay değildir. Bizi nerelere sürükleyeceklerini sadece gerçekleştiğinde hissedebiliriz. Kışın soğuyu gibi yakıcıdır. 

Yolda turnede olmak. Barlarda, müzik salonlarında, hapishanede şarkı söylemek. Bizleri hayatta tutan şey nedir dostum? Acı mı? Acı sadece bir katalizör, daha fazlasını almamıza yarayacak bir yakıt gibi. Onu hem kabul ederiz, hem de başımızdan savuştururuz. 

You wired me awake
And hit me with a hand of broken nails
You tied my lead and pulled my chain
To watch my blood begin to boil
But I’m gonna break I’m gonna break my
I’m gonna break my rusty cage and run
 
Kafesinden kurtulmak ister, her insan. Yöntemlerimiz değişik olsa da özgür olmayı istemek bize alışılmadık şeyler yaptırır. Bir şarkıyla özgür hissedemezsen yollarda hissedersin bunu belki de sevgilinizin kollarında belki de bir hikayenin içinde ama en çok ruhunuzu besleyen şey hepsinin içinde bulduğunuz ritimdir ve bu ritimle dans edersiniz yaşamın içinde.
Acıyı derinden yaşamış bir adam Cash. Tutkuyu neye dönüştüreceğini biliyor, içindeki nefret insanlara karşı değil, özgürlüğü kilit altına alan fikre küfrü.
Gitarı elinde sahneye çıkıyor ve şöyle diyor: Merhaba, ben Johnny Cash.
 

bi bak istersen

Lezizceset