Aşk bir armağandır. Korunması gereken, inanılması gereken büyük bir karmaşa. Belki de bu yüzden o kadar aranır ve arandığında da orada olmaz. Nazik bir dokunuş sana sevgiyi hatırlatır. Böylece yolculuk arayışta kendini bulmuştur. Yaptığın planlar dışında beklenmedik tesadüfler kim olman gerektiğini sana hatırlatır. En kötüsü olabilir, dünyanın sonu gelmiş gibi hissedebilirsin. Henüz değil. Henüz yaşam ölüm tarafından mağlup edilmedi. Beklemek tutkunun dışa vurumu. 303, eski külüstür bir karavan. 

Dünyadan kendini ne kadar izole edebilirsin? Bunun ne kadar yorucu olduğunu denize baktığında fark edersin. Sonsuzluğu gördüklerimizin içine yerleştirebiliriz. İçimize çekebiliriz onu. Gökyüzünün ötesinde hissederiz.

Atmosferin dışındaki sessizliği hayal ettin mi hiç? Orada avaz avaz bağırsan. Bulabilir misin kendini? Her birimiz kendi kimliğimizi ararız. Bu arayışı bir başkasının üzerinden gerçekleştirmeyiz, evet hatalarımız, buğranlarımız ve hastalıklarımız mevcut. Paylaşmamız gereken şeyler. Konuşmamız gereken şeyler. Mücadele edilmesi gereken durumlar var. Ufak bir ayrıntı her şeyi düzetebilecekken her şeyi berbat bile edebilirsin. Sakladığımız kendimize bile sormaktan korktuğumuz şeyler. Neden? Acıya olan bağışıklığın kuvvetliyse sorunlardan bir anda kurtulmak da bir armağan olur kendine.  Hans Weingartner’in filmi yaşamın neden önemli olduğunu bize bir kez daha vurgulayacak. Yaşam ona kattığımız anlam ve ayrıntılarla bir bütün. Insanlar birbirlerini suçlarken aslında kendi yansımalarının aldıkları şekli gördüklerinde vazgeçiyorlar. Kendimizi dönüştürürken kötülüğü ve karanlığı yalnız başımıza çözmemiz gerekli. Daha güçlü olmalıyız. Bizi hayatta tutan merhamettir. Oysa ki denemek her zaman bir çözümü bize armağan edebilir. Sevgi, ellerimize bırakılmış her anıda mevcut. Tek bir an bütün kötü yılları üzerimizden çekip alabilir. 

303 bir yol filmi. 24 yaşındaki iki genç insanın ruhları, bedenleri ve akıllarıyla yaptıkları tercihler. Varoluşun ağırlığı paylaşıldığında hafifliyor. İnsan tembel bir varlık ve harekete geçmek içten, yürekten gelen bir eylem. Dün çoktan bitti, yarın asla gelmeyebilir ama şu an derin bir nefes alıp devam etmek için harika bir an. Evlerin duvarları arkasında güzel filmler izlenebilir. Duvarların arkasındaki dünyaya sağlam bir bakış fırlatılabilir ve evet duvarlar boyanmalı birileri yaşamı insanlara hatırlatmalı. Tıpkı Chauvet Mağarası’nın duvarlarını boyadığımız gibi… 

Jule ve Jan’ın birbirlerine yaptıkları da aşağı yukarı böyle bir etkileşim. Ayrılmak istemiyorsan geri dönüp sarılırsın. Aksi basittir, küçük bahanelerle yaşamı kemirirsin. Yol da yolcu da dünya için korunması gereken umut. Renkler kendiliğinden bize verilir ve istediğin gibi kullanabilirsin. Bugün son gününmüş gibi yaşa. 

 

Lezizceset