park 21

dirilten lezizceset Ekim 7, 2018
park 21

Üçün Biri, Neal Cassady’nin çocukluğana dair. Hiç olmamış çocukluğuna dair. Başka şehirleri dolaşmak, boş kafayla, rutin gerçekten sizi hiç de uzaklaştırmaz, yalnız başınıza çektirdiğiniz fotoğraflardaki boş bakışlarınız yeni başlayacağınız ucuz bir melodramdır. Çılgınca dağıtmayı bilmiyorsanız ruhunuzu, bir gölge olup geçersiniz yabancı şehirlerin içinden, kıyısından bir hikaye yakalamaya çalışırsınız. Kimse sizi görmez, kimse sizi dinlemez, kimse sizi sevmez. Hep olduğu gibi değişecek bir şey yok.

Yolculuk; dediğim gibi asla aynı yolculuğu yapma.

Üçün Biri, Neal Cassady, sf. 210.

Kıçının donmasına aldırış etmeden arşınladığı sokakları bir sigaranın ucunda yaktı. Bir yere ait olmama hissini her sayfasında hissetti. Neal’ın çocukluğu hakkında yazdıklarından utanmadı. Ufak bir veletken kızlar hakkındaki merakını erişkinliğine kadar sürdürdü yazar. Tecavüze uğrayanları, çocuk yaşta evlenmek zorunda kalan kız kardeşlerini, serseri abilerini, değiştirdiği okulları anlattı. Araba çaldı, tren raylarında ezilenleri gördü, farklı adreslerde farklı barların barmaid’leriyle yattı kalktı. Hayattan zevk almak için yapabileceği başka bir şey de yoktu. Hapse girdi çıktı. Önüne çıkan ilk arabayı çaldı, sırf yolda olabilmek için, sırf yolculuğunu uzatabilmek için. En çok sevişirken anladı ölümün yabana atılmayacak bir an olduğunu. Eğlenceli bir melankoliyi yaşattı, etrafındakilere, dostlarına.

Babasının başarısızlıkla sonuçlanan evliliğinden dolayı, ondan bundan dayak yedi. Kaçak içki üreten abileri tarafından yedi sekiz yaşlarında sokaktaki diğer çocuklarla dövüşmeye itildi. Babasının berberlik macerasını anlattı. Monte Cristo Kontu’nu okurken dünyasının bir anda değişmesinden söz etti. Zengin çocuklarının şımarıklığından, hayvanlar üzerindeki şiddetinden ve kaybettiği romanın eline tekrar geçişinden dem vurdu. Ufak yaşta suç dünyasına karıştı.

Güneşle birlikte sırtını ağaca dayadı ve romanın anlattıklarını dinledi. Geçmişe dönüşlerle olması gerektiği kadarını anlattı Neal Cassady. Mutlu bir yaşantı sürdü. Roman okurundan daha fazla dünyayı arşınladı. Yaşamı olduğu gibi anlatan yazarları dinlemeyi sürdürdü. Sibirya soğuklarının yaklaştığını da fark etti bu sırada. Eldivenlerini geçirdi eline, yan taraftaki ağacın altında başka kızlar bir şeyler içerken onlara bir gülümseme fırlattı ve okumasını sürdürdü.

Yalanlar dünyasının kahramanlarından değildi Neal. Bir kaç defa aşık oldu. Çoğu zamanlarda aç, pis tuvaletlerde uyandı. Alkolik babasının ağlamalarına katlandı ama asla onu küçümsemedi. Dünyanın gerçeğini gördü. Bir parça kağıt ve kalemle arkadaşlarına mektuplar yolladı. L.A.’deki maceralarını anlatmaktan keyif duydu. Denver hakkında yazdı. Kızlar oturdukları yerden kalkıp uzaklaştı.

Kitabı Park’ta bitirmedi. Ama Neal’ın dolandığı karla kaplı parkları gözünün önünde canlandırdı. Onu yazmaya iten yazarlara minnet duydu. İnsanlar tarafından kırıldı ama kitaplar onu hiç yüzüstü bırakmadı.

Bu boktan ortadoğu topraklarında hep bir kumsal, bir park, bir ada bulmayı becerdi. Romanı çantasına tıktı, karnı açıkmıştı, bir sigara yaktı, arkasındaki kumrucuya girdi, insanların beceriksizliğini izledi, keyfi yerine geldi. Doğru düzgün yaptığı tek şeyin yalnız başına dolaşmak olduğunu gördü. Hiç  araba çalmamıştı ama Neal gibi parklarda kızlarla öpüşmüştü. Hiç hapse girmemişti ama Neal gibi işsiz dolandığı güzel günleri olmuştu. Kendini suçlu hissetti. Çekip gitmeyi beceremediği için. Kumrusundan bir ısırık aldı. Karnını doyurması yeni bir romana başlaması gerekliydi.

bi bak istersen