park 25

dirilten lezizceset

Mevsimler değişiyordu. Onların değişmesiyle hissettiklerinin değişmesi klişesine kendini inandıramazdı. Bir kaç ay boyunca yoğun bakımda kalmış ve hayata geri dönemeyecekmiş gibi hissetti. Acılarının üzeri kapanınca yaralarıyla birlikte oturduğu parka geri döndü. Tıpkı onun söylediği inanmak istemediği ama gerçekten bildiği şeyin gerçekleşmesi. Acılar yaralar kapanır ve kabuklar düşüp kaybolur. Her seferinde böyle olur değil mi? Ama bu defa gerçekten farklı hissediyordu.

İçindeki hiçbir şey dönüşmedi ya da eskimedi her şey yepyeniydi, sonuçta baharın gelmesiyle güneş yeniden ağaçların arasından sızıp onu gıdıklıyordu. Rivka Galchen’in Atmosferik Rahatsızlıklar adlı romanını sırt çantasından çıkardı vehava değişimlerinin peşinde olan profesör Leo’nun sevdiği kadın Rema’nın ortadan kaybolduktan sonra yaşadıklarına katıldı.

kendi acılarımızı nasıl da yanlış yorumlayabiliyoruz.
e. İlk (pahalıya mal olan) zafer
sevişmeden, aşkınızı ilan etmeden veya çok önemli bir şey yapmadan önce, karşınızdakine cidden yakından bakarsınız. 

Rivka Galchen, Atmosferik Rahatsızlıklar, sf.31
çeviri: Hira Doğrul

Tesadüfler her zaman karşınızdakine yakından bakmanıza izin vermeyebilir. Leo inandığı dünyanın vizyonunda kendisini kaybeder. Değişmeden kalan tek şey hissettikleridir. Karısı dünyasının merkezinde yer alır. Rema fiziksel olarak ortadan kaybolmaz, Leo’nun gelgitleri onun karşısında bir başka Rema gerçekliği yaratır. Karakterler bölünür, parçalanır ve yeniden bir araya gelirler.

ona sır saklamanın insanı yalnızlaştırdığını, kendisinin bu yalnızlığı muhtemelen anlayacağını söyledim.

Rivka Galchen, Atmosferik Rahatsızlıklar, sf.34.

Sırlarımız ne kadar çoksa o kadar yalnız hissederiz. Kaçınılmaz gerçeklik budur. Sırların niteliğinden daha çok niceliği durumun kendisini değiştirebilir. Sadece kendimize ait olanlar ve karşımızdakine ait olanlar. Sınırlarını bilemeyiz. Birbirine güvenebilmek ve en berbat durumda gülebilmek için dayanaklara ihtiyacımız yoktur. Sessizliği bölen konuşmaların gerçeklik ve hayal arasında gidip gelişlerine tanık oluruz. Keskin bakışlarla yanımızdakine daha çok yaklaşırız ve içimiz dışımıza çıktığında orada güvenden ve sıcak bir sarılıştan başka bir şey kalmaz. Ağaçlara yuva yapan kuşlar gibi duygularımız yüreğimizin etrafına sarılır, soğuk kış gecelerini yalnız başımıza atlatmak zorunda kalmayacığımız elleri ararız. Başka yanılsamaların bizi yıpratmasından korkarız. Belki de korkumuz sonucun ne olacağını bilmemizde gizlidir.

kim başkalarının, hatta kendisinin mutlu olup olmadığını gerçek anlamda bilebilir ki?

Rivka Galchen, Atmosferik Rahatsızlıklar, sf. 38.

Güneşe doğru kafasını kaldırdı ve söylendi. Hiç kimse bu sorunun cevabını bilemez. Sorunun cevabını yaşamımızla cevaplandırmaya çalışacağız ama sanırım mutluluğa en yakın yaşayanlar yabandaki hayvanlar, insanlar tarafından tutsak edilmemiş olanlar, bu düşünce onu özgürlüğün mutlak bir mutluluğu tanımlamaya yetmeyeceğine getirdi.

Bir an için kendimizi başkalarının yanında mutlu olmaya bıraktığımızda, kendimizin o anın içinde ne kadar mutlu olduğuna dair şüpheleri ortadan kalkar. Tıpkı şu an gibi. Parkta kitap okuduğu an bir başına kitabı bırakıp boş sahaya girdiği an zamanın üzerinde açtığı yaralara aldırmadan esridiği an.

Rivka Galchen

kanımız içimizde yaşayan bir hayalet gibidir, içimizde -karaciğerimiz ve aşklarımız gibi- bize danışmadan kendi işine bakan bir şey taşıyoruz.

Rivka Galchen, Atmosferik Rahatsızlıklar, sf. 53.

Heyecanlandığımızda kalbimiz kanımızı bedenimizin en uç noktalarına taşır. İçimizde dolaşan bu koyu kırmızı renk. Duygularımıza gerçekten müdehale eder mi? Bizi umursamadan bizi yaşatan şey kanımız. Ona o kadar muhtaç olmamız, akıp gitmesini kesmediğimizde ölmemize yol açacaktır.

Duygularımız da akıp gitmesini engellemediğimizde kurumamıza yol açmaz mı? Tüm bu yaralanmalar, iyi niyet uğruna didinmeler ve hatalar hepsini engellemedik mi canımızın en çok yandığı anların geçip gitmesine izin verseydik hala hayatta olmazdık belki de… 

Duygularımızın damarlarında dolaşan aşk. Bütün ruhumuzu sardığında.

herkes nasıl hissettiğine ve aslında nasıl biri olabileceğine o kadar kafayı takmış durumda ki…

Rivka Galchen, Atmosferik Rahatsızlıklar, sf. 82.

Parkta oturan adamın, insanların dışında yerleştiği mekanda, kitap okumasının bir amacı yok. Bir nedeni yok. Kim olduğunun bir önemi yok. Nereye gittiğinin bir önemi yok. Onun kendini ağaçların altında başka insanların hayatlarına yolculuk yapmasına iten şey, durumu sadece çok eğlenceli bulmuş olması. Aynı adam bir gün sonra sahilde kaykay da yapabilir, bir dağa da tırmanabilir, kendisini bir yerlerden rüzgarın kuvvetine de bırakabilir, amaç eylemi gerçekleştirmek değildir. Amaç ne hissettiğine kafayı takmadan uzaklaşmanın kendini tanımanın ve pişmanlıklardan kurtulmanın anıdır. Hiç bir şeye kafayı takmadığı sürece özgür ve mutlu olmak bir arayış olmaktan çıkar. Bir kendini geliştirme programına ihtiyaç duymamak. Zihni boşaltmak boşalmakla aynı kefededir. 

içeri girmesi kolay, dışarı çıkması kolay, ama geri dönmesi neredeyse olanaksız olan şey nedir? Bunun çok büyük bir yanıtı var sanırım, hayat ve aşk gibi.

Rivka Galchen, Atmosferik Rahatsızlıklar, sf. 83.

Hayat aşk gibidir. Karanlık ve aydınlık yanları her zaman olacak. Vazgeçiş ölüme yol açar. Geri dönemezsin. Böyle bir olanağı zaman sana sunmaz. Paralel evrenlerin kesişmesi ne kadar zorsa oradaki imkansızlık ne kadar acımasızsa yaşam ve aşk da aynı şekilde acımasızdır. Sonsuz bir mutluluğu sana verecekmiş gibi bir yanılsama yaratır ve onu önünden bir anda çekip alır. Kıskanç bir çocuktur aşk, vurdumduymaz bir eştir hayat. Parkta oturmuyor olsa intihar ederdi. Bazıları bunu çaya, kahveye ve içkiye yeğlemiştir. Onun için anlam, parkın içinde kitap okuyup yaşlanan olacak. Yaşamayı da aşkı da seviyor, ağaçların altındaki esintiyi. Her nefes alışında yepyeni hissediyor kendini. Bu değişmiş olduğunun habercisi değil, kendini kabul etmenin zaferi. 

algıladıklarımızın gerçek dünyanın sadece birer yansıması olduğunu ifade eden kesinlikle Plato idi.

Rivka Galchen, Atmosferik Rahatsızlıklar, sf. 103.

Ne kadar onu hatırlatan bir cümle. En çok sevdiği kadını hatırlıyor. En çok sevdiği kadın bir öncekini geçmiş olan bir duyguyu ona sunan olarak orada karşısında. Hayal dünyasından geçip karşısında bir bütün olarak gerçekleştiğinde kafasının karışmasına yol açan, gizemli gülümsemesiyle sürgün olmasına yol açan kadın. Yorgun olduğu günlerde nefes almak için dışarı çıkıyor, mutlu olmasını yalnız başına o kadar kolay gerçekleştiriyor ki, onu bu kadar sevmesinin , onu sonsuza dek yaşatmasının sebebi sanırım bu oluyor, verdikleri kurumuş olabilir, hediye ettikleri anlamlarını yitirmez. Algıladığı gerçek dünyanın bir yansıma olduğunu kabul etmek istemiyor, kitabı okuyan, parkta çocukları seyreden, vesaire vesaire vesaire… 

başkalarını sevmek aslında seni sevmekmiş, bunu anladım artık.

Rivka Galchen, Atmosferik Rahatsızlıklar, sf. 105.

Şunu o kadar iyi biliyor ki… başkalarını sevmeye çalıştığında onu hala sevdiğini daha fazla sevdiğini görüyor. Yeni şeyler öğrenip onlarla uğraştığında da aynı şeyi hissediyor… Yeni olan ne varsa onu sarıyor, yeni bir şarkı, yeni bir roman, yeni bir şiir, yeni bir kazak, yeni bir şeyler, onu sardıkça, eskiye takılı kalmıyor, tuhaf bir biçimde zamanı yeniliyor, tuhaf bir biçimde aşık olduğu anı hatırlıyor, içinden çıkmak istemediği bir an… başkalarını sevdiğini düşünüyor, onun onları severken kendisini hatırladığını düşünüyor, farklı bir şekilde birbirlerini sevişlerini hatırlıyor, hiç kimsenin yanlarına yaklaşamamaları onları görkemli kılıyor, aşk her ikisinin hikayesinde devam ediyor, birbirlerini böylece başka bedenlere verirken buluyorlar, atmosferin bize yaptıkları, gezegenin bize yaptıkları, unutmak istemeden sevmek, yaşamı ve diğer bütün ayrıntıları…

insanlar doğal olarak kendi trajedileri üzerine çok kafa yorar, bu takıntılı irdelemeler ne yaşayanlara ne de ölülere aslında hiçbir fayda sağlamasa bile.

Rivka Galchen, Atmosferik Rahatsızlıklar, sf. 115.

Trajedileri düşünmeyi bıraktı. Güneş bir su birikintisinin üzerinde geçti. Güneşli günleri sevdiğini biliyordu. Yeniden dopdolu hissettiği anı kucakladı. Sanki ona sarılıyormuş gibi. Bembeyaz elbisesinin üzerindeki kuşları hatırladı. Bir imajdan daha anlamlı bir anın geçip gitmesinden daha önemli olan kadını. Bir trajedi değildi, yeniden hissetmesine yol açan bir patlamaydı. Bir hikaye de değildi o. Bir şarkı sözü ya da başka bir şey… Kanlı canlı ruh dolu bir kadın. Bir çiçeğin açışı gibi. Bir Lila. Renklerinin ona hatırlattıkları. Bu bahar, tohumları nereye dikeceğini biliyordu. Mevsimleri beklemek atmosfere bağlıydı. Nefes alıp vermek de… Her şeyin bir illüzyon olmasını kaldıramazdı. Bütün bu renkler, bütün bu dünya, iyi niyetle doldurulmuş bir kadın bir çocuğa yardım ediyor. Anın gelip geçmesi size kalmış. Rima’nın köpeği. Leo’nun çaydanlıkta kaynayan suya odaklanması. Birinin yanında uykuya dalmak. 

Hem insanlara başkasıyla değiştirilebilirmişler gibi muamele yapmak,  seni nasıl ve ne zaman iyi hissettireceğine bakarak bir kişinin yerine bir başkasını koymak doğru değil.

Rivka Galchen, Atmosferik Rahatsızlıklar, sf. 151.

Onun için birbirini aldatmanın tanımı buydu. Bir kişinin yerine bir başkasını koyamazsın, koymayı da denememelisin. Bir çıkış yolu arıyorsan, acılarınla başkalarını kanatmanın bir anlamı yok. Bir diğerinden ötekine yapılan bir yolculuk. Hep ilk imgenin yerini doldurmaya çalışmak. Bir ihanet Rivka’nın bakış açısından size ulaşıyor. Leo’nun düşünceleri Rema’nın varoluşu. İnsanlar gerçekten birlikte mi varoluyorlar? Bir başkasını bir başkasının yerine koyamazsın, bir eşyanın yerine bir başka eşyayı koymaya benzer bu. Yapamazsın. Aşk acımasız olabilir, ama sen bunu yapmazsın.

yaşamak da budur işte biraz, şimdide asılı kalmaktır. Zamanda asılı kalmaktır yaşamak.

Rivka Galchen, Atmosferik Rahatsızlıklar, sf. 176.

Olasılıkların içinde yaşamayı sürdürürseniz, yaşamınız azap veren bir labirentin içinde size işkence eder. Zamanda asılı kalmayı başka yöntemlerle gerçekleştirmeyi başarabilmeliyiz. Örneğin bunu bir köpeğin sahilde koşturmasını izleyerek bulabiliriz. Ya da siyah bir karganın ağacın dalında gaglamasında… Canlıların bakışları bize anlamadığımız detayları çözmekte yardımcı olur. Kendimizi aradığımızda bulamayız. Cevapsız bir çağrı işe yaramaz. Geçip gitmemize izin vermeliyiz. İçimizdeki benle bu anlaşmayı yaparsak, zamanda asılı şimdiye ulaşırız, bir kuş başımızın üzerinden uçar ve her kanat çırpışı o bembeyaz kuş desenli elbiseli özgürlüğün size dokunuşunu hatırlatır. Unutmadan yaşamaktır şimdi. Birbirini birbirine anlatmak.

kendimizi sadece aynalarda gördüğümüz için kendimizi ancak “kurgusal boyutta” biliyoruz.

Rivka Galchen, Atmosferik Rahatsızlıklar, sf. 236.

Kendimizi bir başkasında gördüğümüzde asla korkmamamız gerekir. Aynalara güvenemeyiz, konuşmazlar ama kendimizin bir yansıması olan kurgusal olmayan bir boyutta size gerçeği verir. Kimliğiniz ve karakterinizin birbirine yaklaşmasına izin verir. Sonsuz bir oyun alanında renk tayfını ezbere bilerek en uyumlu renklerin yan yana gelmesine olanak tanırız. Aynalara güvenmeyi bırakırız, yansımaların tersinin daha gerçek olduğunu biliriz. Yansımanın içinde değil dışındaki benimiz gerçektir. Anlamayı bıraktığımızda dünyayı en yalın renkleriyle görürüz.

bazen, yaygın inanışın tersine, terk eden kişinin terk edilen kişiden daha zor bir durumda kaldığını düşünürüm.

Rivka Galchen, Atmosferik Rahatsızlıklar, sf. 252.

Kitabı sırt çantasına yerleştirdi, ağaçların gölgelerden yaptığı yolu adımlamaya koyuldu, her hareketinde onu düşündü, onun zor durumda kalmamış olmasına inandı. Onun da kendisi kadar güçlü olduğunu biliyordu. Mutluluk, yalnız başına bırakılmış bir şelaleden akan suyun gizemidir. Bunun gibi bir şeyi kendi gözleriyle görmeden anlatabilir miydi?

Kör olmaktan korkan bir herifti, parkta tuhaf romanlar okuyan adam. Öyle işte. Onun sevmeyi bilmediğini söyleseler de…

Rivka Galchen kızı Georgie’yle sokakta yürürken…

bi bak istersen

Lezizceset