park 26

dirilten lezizceset

Irvine Welsch’in romanını sadece parkta okumadım. Kitap benimle dağlarda, ormanın içinde, kabalık bir otobüste, sahilin kenarında dolaştı. Yeniyetmelikten gençliğe ve olgunluğa geçişi anlatan bir dünyanın devamıydı. Trainspotting izlediğim yeniyetmelik dönemleri, romanı okuyuş, askerde bir kez daha okuma… İşin aslı Irvine gerçek dünyanın yıkılmışlıklarına üzerine bir dünya kurar. Tutkal adlı romanı Trainspotting’in seyrinden bir hayli farklı… Evet, orada da modern dünyanın bizi ustalıkla kandırışına tanık olacağız. İşin aslı yaratıcı bir süreci devam ettirmek ve sıkıcı olmayan bir yaşamı yaratmak öyle kolay değil. Çoğumuz yaşamının yarısını sıkılarak ve hiç bir şey üretmeyerek geçiriyor. Sadece varolmak, diğerlerinin birbirleriyle eğlenmeleri ve zamanı tüketmeleriyle paralel ilerliyor. 

Eğlenceye katılmaya çalışmak. Bazılarımız için oldukça zor olabilir. Her insanın yaşam tecrübeleri ve birbirine yansıttıkları hiç beklemediğiniz durumları ortaya çıkarabilir. Bir gün başka insanların eğlencesi için dünyaya gelmiş gibi hissedebiliriz. Ertesi günü bir başkası sizin eğlenceniz olabilir. Hepimizin çabası bulunduğumuz gerçekliğin içine katılabilme isteğidir, kendimizi ondan ne kadar soyutlamaya çalışırsak çalışalım, bazı anların meydana gelip sizi dönüştürmelerine hiç bir karakter yardımcı olmaz. Bir başkası sizi dönüştürmez. Bütün dünya her sabah uykudan uyanıp gözlerinizi açtığınızda size bunu fısıldar. Bir kuşun havalanıp uçuşusuna tanık olabilirsiniz. Ve zirvede bir kahveyi yudumlarsınız. Ormanın derinliklerinde ateşin başında kitap elinizde devam edersiniz. Dünyaya tanık olmak içinizdeki yabancıyı uyandırmakla mümkün olur. Anlatamazsınız, yaşarsınız. 

Kafamızı bombalayan boktan şeyler rutin hayatın her sabah kapınızın önüne bıraktığı artıklardır. Bunca zaman gözden kaçırdığınız en önemli ayrıntı, hareket halinde olmayı unutmak. Harekete geçtiğinizde zihninize doldurduğunuz renkler oraya buraya dağılmaya başlar. Başlangıçta her şey çok düzensiz gözükse de yaşamın oyunu kafanızı karıştırıp durmaktır. Ve eğitiminiz burada yalnız başınıza çıktığınız yolculukta başlar. 

umudunuzu kaybetmenizin sebeplerini araştırın. umudunuzu kaybetmenin sebebi bir şeyi, ya da kimseyi kaybetmek değildir. acınızın sebebi kendi içinizde olup bitenleri anlamamakla ilişkilidir. Ümit etmeye bir şey ya da kişi üzerinden bağlanırsanız, onun yarattığı boşluğu doldurmak her seferinde sizi yaşam karşısında zayıf düşürecektir. Bir şeyleri kaybetmeyi öğrendiğinizde çok tehlikeli olduğunuzu görmeye başlarsınız. Bu tehlikeli olma durumu şiddete meyilli olmakla bir tutulmamalı. Dünyanın boktanlığı karşısında yaratıcılığınızı konuşturun, o zaman tehlikeli olmanın aydınlık yanını fark edeceksiniz. Karanlığın sizi ele geçirdiği ölçüde aydınlığa yürüyün. Bu döngünün dengesini anlayın. Bütün kırgınlıklar, aşağılanmalar, öfke nöbetleri, zayıflıklar, egosantrik patlamalar birbirlerine tutkalla yapışır. Kaybedin, kazandıklarınızı kaybedin ve yaşamın dengesizliğiyle dalga geçin.

Evet, parktakiler, sahildekiler, dağdakiler, ormandakiler, arabanın içindekiler, eve tıkılı olanlar… bir biranın düzeltemeyeceği hiç bir şey yoktur. üzüntüler zamanla uçup gider, bu yüzden zamana güven olmaz, derinlere gömdüklerinizi bir gün kumların altından yeniden diriltmeniz gerekir. Acı olan biranın tadı değildir, mayalanmayı iyi ayarlayın, şekeri fazla koyun, köpürmesine izin verin, köpüğün rengi ve biranın rengi bir tezatlık oluştursun. Yaşamın kontrast ayarlarıyla oynayın. İyi hissedeceksiniz, ne kadar kötü hissettiyseniz, kitabı bitirip ayağa kalkıp yürümeye başladığınızda iyi hissedeceksiniz.

komik sebeplerden dolayı birbirinize ufak yalanlar söyleyeceksiniz. sonra bu yüzden büyük kavgalar edebilirsiniz de… o yüzden en iyisi konuşmayın, dans edin, müzik dinleyin, şarkı söyleyin. sözcüklerin yol açtığı tahribat en sevdiğinizin, sevdiklerinizin bir anda kaybolmasına yol açar. Dans edin, müzik dinleyin, yalan söylemenin gereksiz olduğunu çocukken daha iyi bilirdiniz, büyüdüğünüzde şapşal bir budalaya dönüşmeyin. Yanlış anlaşılmanın insana neler yaptığını yaşamak istemezsiniz ama hayat bunu size yaşatır. Yok hayır, bu gerizekalılığı siz yaratırsınız. Yaşamın tuhaf güzelliğiyle yan yanayken onunla dans edin, onun için müziğin sesini açın. Yaşama onun tutunduğu yerden tutunun. Yalan yalandır. Küçük bir yalanı affetmek bile yıllar sürebilir, o yüzden bu işe hiç bulaşmayın. Yaşam avuçlarınıza kadar getireni kaybetmeyin.

Şeytan ayrıtılardır gizlidir. Gizemli olan sevginin hangi sokak arasında karşınıza çıkacak oluşu. Bir tesadüfün domino etkisi. Parmağınız taşlardan birine yanlışlıkla dokunur ve hepsi teker teker devrilmeye devam eder, sonuncu taş devrildiğinde her şey durur. O noktada ayakta durup onurlu olabilmek başlangıçtaki gibi şansa değil, ondan sonra yapacaklarınıza bağlı olur. Sevgiyi sürdürün. Yaratmaya devam etmek istiyorsanız, sürdürün.

Hiç kimse arkasından gelecek anı göremez. Tahminlere takılı kalmak, olumsuz tesadüflerin oluşmasına izin verir. Yaşamı kurgulayıp yaşamak mümkün müdür? Bir yere kadar kontrol ellinizdedir. Bırakın gitsin. Tesadüfen sevişilmez, gözlerdeki pırıltıyı takip etmeniz gerekir. Bağlantınızı koparırsanız. Bir daha asla sarılamazsınız. Bir daha asla öpemezsiniz. Bir daha asla sevişemezsiniz. Ama ya daha fazlasını yakalayabilme şansı size sunuluyorsa. Yaşam değil, tesadüfler sizinle dalgasını geçer. Vay annasını… 

Dönüşmezsek ölürüz. Bu satırın altını çizmek yeterli olmaz. Bunu yaşamınıza katmanız çok önemli. Bir kaçışı değil hareket halinde olmayı seçmek, nefes almanızı kolaylaştırır. Yaşam bir yolculuk, sevgi bir yolculuk… Yolculuk sözcüğünü her eylemin içine bırakabilirsiniz ve orada gözünüzü kamaştıracak bir çiçek açmaya başlar. Tohumun nasıl ekildiğinin çok önemli olduğunu unutmayın. Zamanlama ve hareket birbirini anlamak zorundadır. Bir kaçış değil de hareket etmeyi öğretin kendinize. Ayrıntıları takip edin. Size bir zamanlar yol göstereni neden çok sevdiğinizi hatırlayın. Onun yarıda bıraktığı sevgiyi ve anarşiyi yayın.

Bir ıslık çalınsın. Ölümünüzü hızlandırdıklarında ıslıkla bir şarkı çalınsın. Düşmekte iseniz onlar sizi düştüğünüz yerden kaldırmayacaklar. Ancak yanınızıda bulunacaklar, evet, bu yüzden korkacaklar, onları suçlamamak için kendi ayaklarınızın üzerinde doğrulun. Utanmayın. Utanç en büyük düşmanınız. Yaşarken utanamazsınız. Konuşun dünyayla o zaman sevdikleriniz geri dönüp size baktıklarında. Düşüşünüzü sorgulamayacaklar. Ayağa kalkıp yaralandıktan sonra neler öğrenebildiğinizi görecekler. Mutluluk ölümün ardından gelir ama daha önce de oradadır. Sadece fark edebilmek için anı bir şokun içine sürüklenmeniz gereklidir. Yaşam size öyle bir tutkal sürerken ona yapışmak her sabah her gece daha zevkli bir hal alır. Yaşamın güzelliği sırtınızdan akan terin sebebi olur.

Aynaya bakıp şöyle dersiniz. Her dersin sonunda, her ders verişin, her ders alışın sonunda. ‘Değiştim ama aynıyım.’ Evet ey okuyucu, kendinizi dalgalara bırakırsanız sizi kayalara da çarpabilirler, gizemli bir kıyıya da bırakabilirler. Gerçekler ve sorumluluklar hayalleriniz için bir engelse, engelleri biliyorsunuz, üzerlerinden atlayıp geçin, dalgaları kayaların üzerinden izleyin, kumsala uzanıp yeni bir kitabı bitirmenin zaferini yaşayın. 

Ama unutmayın, birbirinize tutkalla yapışmış ruhlar değilsiniz. Özgür ve yaşamı umursayan ruhlarsınız. Tarzınız iziniz olsun. Alt tarafı kumsala yazılmış yarım kalmış bir aşkın ismiyiz. Bir sonraki dalgayla silinip gideceğiz.

Umutsuzca mı oldu? Yok hayır. Muzipçe gülümseyin. Şaka yapın yaşama. 

bi bak istersen

Lezizceset