salon 186

dirilten lezizceset Ekim 24, 2018
salon 186
Kırılmış ve parçalanmış şeylerin sesini duyduğunda hatırlardı. Bir şeyler kırıldı değil mi? Kırılmış ve parçalanmış şeyleri severdi. Anlatamadığı şey buydu, kendisinin de aynı onun gibi olduğu. Kaldırılıp atılmış olduğunu asla düşünmedi. Kaybettiğini ya da kaybolduğunu… Bukalemunların tamamen sağır olduğunu hatırladı. Onlar için şarkı söyleyen bir şarkıcıya dönüştüğü gecelerden biriydi. Uzun süre derisini değiştirmeden bukalemunluk yaptığı zamanlara atıfta bulunarak.
Bu günlerde gitarı her eline alıp çaldığında, daha iyi çalabilmek için parmaklarını yorduğunda. Hatırladı. Gitar elinde koltuğa yayıldı, bazen bir bira açtı, bazen de kahve, uzun süre sigara içti, bazı geceler tüttürdü, unutmak için değil, asla unutmamak içindi savaşı. Sigarayı bıraktı, bir kez daha, son kez. ‘Senin türünü bilirim’ demişti Love B. Onların türünden olmamak için çaldı. Bazen bir gitarı, bazen bir bisikleti… Love B hep aklındaydı. Hiç çıkmayacaktı aklından. Acıya değil, ona sarılmak için her şeyini vermek isterdi. Onu kurtarmak için iskelede bir kupanın peşinden atlamak isterdi mesela. Aklında o varken bunu yapamamıştı. Bütün anlar bir bütünün parçalarıydı. Müzik onu ona hatırlatıyordu. Zamanda en güzel yerlere ve en kırılgan anlara yolculuk yapıyordu. Onunla Love B’yle birlikte. Kırık bir plağın duvarına dayalı kalmasından güç alıyorlardı. Üzülmüyordu bu yüzden. Melankolinin popülerliğini seviyordu, gecenin başından sonuna kadar. Böyle bir niyeti olsa en başından bırakır giderdi onun yazdıklarını ve sevdiklerini… Her bir parçası önemliydi onun için. Aydınlık olanlarla karanlık olanların önemi. Bu yüzden ayrıntılara anlam yüklemenin bir illüzyon yarattığını düşünmedi. Anlamlı olan şeylerin içlerini ruhlarıyla doldurduğunu biliyordu.
Onun kendisinden uzaklaştığını düşündüğü gün, Ada’nın bir köşesinde, bir hanın tepesinde, muhabbet kuşu yetiştiren gece müdüründen bir kuş buldu, almadı, parayla değil, buldu, sadece ihtiyaç duydu, sessizliği geçmek için, onun kendisine bir kedi buluşu gibi kuş da onu buldu. Eflatun renginde bir muhabbet kuşu, kuş adası’nda mor bir kafesin içinde. Birlikte şarkı söylemeye başladılar. Kapısına bırakacaktı kuşu sonra bunun önemli olmadığını asıl önemli olanın bulduğu kuşu ada’nın içinde yaşatmak olduğunu anladı. Onun kapısından bir kez daha kovuluşundan bu yana bir sürü zaman geçmişti. O günün ertesi bulmuştu kuşu. Nefes alabilmek, yaşayabilmek için acıya karşı direncini artırmalıydı. Zamanı her seferinde yendiğini gördü. Gözlerini kısarak rüzgara doğru yürüdü, koşturdu, pedal çevirdi. Dönüştü evet, bir canavara ama asla değişmedi. Konuşabilmek istedi. Anlatabilmek. Onu karanlığından çıkardığını anlatabilmek istedi. Borçlandı ona. Sessizliğe borçlandığı gibi. Her yürüyüşün, her koşturmanın, her sürüşün ardından… 
Eve döndüğünde kuşa bir ad vermesi gerekti. Platon, dedi eflatun renkli kuşa. Aşkın bir illüzyon olduğunu iddaa ettiğin için kafestesin. Bu yüzden adın bu. Şarkı söylerken bu yüzden sessizce bana eşlik edeceksin. Hikayenin bu kısmını hiç anlatamadı Love B’ye. O kadar çok seviyordu ki onu, o kadar aşıktı ki ona, o kadar umutluydu ki, bir budalanın umuduyla. 
Love B, bir hikaye değildi, yaşamın ta kendisi hayatın en güzel yanıydı. Kırıcı, parçalayıcı, çamura bulayan. Ama en çok aşkın ve sevginin vücut bulmuş haliydi. Zihninde taşıdı onu aklının en güzel yerlerinde, karanlık tarafını susturmayı başarmıştı bu kız, bu kadın. Yalnız başına mutlu olabilecek kadar güzel bir kızdı o. Hem neden yalnız kalsın ki… Bir tepeden mor ufka doğru bakan güçlü kadın. Her zaman aklındaydı. Neden zihnindeki bağını koparsın ki onunla… Gerektiği kadar iyi değildi, onun için. Ama sevmekten vazgeçmek gibi bir niyeti yoktu. Geceye fısıldadı, geceye söyledi bir çok şarkıyı, ateş böceklerini ve yıldızları yolladı ona, ruhuna sarıldı.
Love B. onsuz daha mutluysa bu iyi bir şeydi. Hatta bu onu delirtecek kadar acı dolu bir kahkahaydı. Şarkı söyledi. O gelmedi. Şarkı söyledi. Platon’la göz göze geldi her ötüşten sonra: ‘Döndü mü?’ ‘Cik’ ‘İyi mi?’ ‘Cik’ ‘Her zaman aklımdaydı’.
İşte müziğin salonun ortasında ona yaptığı buydu. Her ayrıntıyı hatırlamak, her ayrıntıyı kaydetmek, anlamın bir tarza sahip olmasını sağlamak, önemli olan sevmek  için savaşmaktı. En saçma durumların içinden sıyrılıp çıkmak. Pelerini paramparça olmuş bir kahramandı. Uçmak yerine geceleri duvarları boyadı. Kağıtların üzerini ve şarkı tekrar tekrar çalmaya devam etti. You were always on my mind.
 
 
 
Keaton Henson
Her Zaman Aklımdasın
 
Belki seni tedavi edemedim
Gerektiği kadar iyi.
Belki seni sevemedim
Gerektiği kadar sık.
Söylemem ve yapmam gereken ufak şeyler
Ben sadece hiç zaman kazanamadım
Sen her zaman benim aklımdaydın
Sen her zaman benim aklımdaydın
Söyle bana, söyle bana tatlı sevginin ölmediğini
Ver bana, ver bana bir şans daha
Seni memnun etmem için, memnun etmem için
Belki seni saramadım
Tüm o yalnız, yalnız zamanlarda
Ve sanıyorum ki sana hiç söylemedim
Sen benim olduğun için çok mutluydum
Eğer senin ikinci iyi olduğunu hissettirdiysem
Kızım, ben kördüm üzgünüm
Sen her zaman benim aklımdaydın
Sen her zaman benim aklımdaydın
Söyle bana, söyle bana tatlı sevginin ölmediğini
Ver bana, ver bana bir şans daha
Seni memnun etmem için, memnun etmem için
Söylemem ve yapmam gereken ufak şeyler
Ben sadece hiç zaman kazanamadım
Sen her zaman benim aklımdaydın
Sen her zaman benim aklımdasın 
Sen her zaman benim aklımdasın

 

 

 
Keaton Henson
Always On My Mind
 
Maybe I didn’t love you
Quite as often as I could have
Maybe I didn’t treat you
Quite as good as I should have
If I made you feel second best
Girl I’m sorry I was blind
You were always on my mind
You were always on my mind
And maybe I didn’t hold you
All those lonely, lonely times
I guess I never told you
I’m so happy that you’re mine
Little things I should have said and done
I just never took the time
But you were always on my mind
You were always on my mind
Tell me, tell me that your sweet love hasn’t died
Give me, give me one more chance
To keep you satisfied
I’ll keep you satisfied
Little things I should have said and done
I just never took the time
But you were always on my mind
You were always on my mind 
You were always on my mind 
You were always on my mind

bi bak istersen