salon 202

dirilten lezizceset

Radiohead’in son albümünü LP olarak dinlememe sayılı günler kala. Analog müzik dinlemenin önemini yeniden kavrıyorum. Görünmez bir pusulanın gösterdiği diyara yolculuk yapıyorum. Zihnim hayallerin yarattığı dünyalarda mutluluğu arıyor ve buluyor ve bir süre sonra kaybediyor. Bu bir döngü, uzaya savrulan astronotun yaşadığı duyguları yaşıyorum, kaybolup gidiyor, hiç bulunmamak üzere…

Ama Thom Yorke’un yeni videosu dijital kumsala vurdu. Evet, müziğinin çarpıcılığı ve yeniden kuruluşu bana iyi hissettiriyor, aşkın sarışını, geriye bıraktığı sevginin tortularını hatırlatıyor. Lezziz. Müziğin romantik kulvarları değil bu, yenilenmek ve yeniden dirilmekle ilgili, her şeyin hızlandığı anları yavaşlatmanın bir yolunu buldun artık diyor içimdeki ses müziğe dalıp gitmişken. Betty de eşlik ediyor bana gecenin geç vakitlerinde kafesin içinden göz kırpıyor, dayanamıyorum kapağını açıp salona salıyorum onu, Kuşadası’nda bir kuşun uçmayı göze alması gerekirdi. Platon’un ölümünden sonra kendimi berbat hissettim. Hiç bir şey yolunda gitmiyordu. Yılbaşında evde oturup dünyanın en güzel filtre kahvesini yalnız başıma içme ezikliğini bir iki şarkı söyleyerek üzerimden atmaya çalıştım ve elbette ki başarılı olamadım, ardından da Back to the Future’ı izledim sabaha kadar… uyuyup kalmışım.

 Betty Blue ama siz ona kısaca Betty diyin

Yağmurun deli gibi yağdığı bir günde birden bire güneş açtı ve arkadaşlarım sana pasta getirdik diyerek eve doluştular. Kutunun içine baktığımda Betty oradaydı. Akşamına da Thom Yorke’un şarkısını birlikte dinlenmeye başladık. Artık gecenin geç vakitlerinde uyumadan önce Bloom’u birlikte mırıldanıyoruz. Müzik ve onurlu insanlar hayat kurtarıyorlar biliyorum. Kendimi kötü hissetmiyorum , Creep’teki wierdo oldum yılın sonunda, neyse bu güzel şarkıyı dinleyim sonra söyleyim, sonra yeni bir şarkı yaratmaya çalışayım kendi tarzımda, salonun ortasında uçan bir kuştan ilham alıyorum, mor kanatlı olan beyfendiyi yaşatamadım, ama mavi kanatlı Betty’nin uzun süre benimle birlikte takılacağını hissediyorum. 

Betty’le Radiohead dinlemeye bayılıyoruz.

Çiçeklerin gücüne inanıyorum. Kabul edilmemiş olanlara daha çok inanıyorum. Okulun en mutsuz gözüken çocuğunun mutlu olduğunu hayal ediyorum. Bir yaramazın yaramazlık yapmak için sağlam bir nedeni olduğunu biliyorum. Kulaklığımı takıyorum. Dinliyorum, dinleniyorum, tasarlıyorum, yeni şarkılar dolanıyor salonda… Thom’u okyanusta açan çiçekler hayatta tutuyor. Onu metaforu geçen yıl kaybettiği karısından geliyor. Benimse… Ah sevgi o kadar güçlü ki, aşkın vicdansızlığına aldırmıyorum artık. Gitarı eline al çocuk, gitarı eline al ve bir kaç akor sonra neler söyleyeceğini unut. Uzayın derinliklerine savrulmak, böyle olur, müzikle. Ona bir daha asla sarılamayacağını bilmek ve müzikle yaşama tutunmak, nefessiz boşluğun derinliklerine doğru, havuzun derinliklerinde nefessiz kalan ve yüzeye çıkan kız da mı böyle hissetmişti acaba ? Işığa doğru, güneşe doğru, ay’ı geçtikten sonra cızır cızır yanacağımız yere doğru… 

Piyano çalıyor. Piyanonun sonsuza kadar çalmasını istiyorum ve sonunda gözlerim kapanacak biliyorum.

Thom Yorke

Çiçek Açma

Aç ağzını genişçe

Evrensel bir işaret

Ve okyanus çiçek açarken

Beni hayatta tutan şey bu

Peki bu neden hala acıtıyor?

Neden diyerek aklını uçurma

Yörüngeden taşınıyorum

(Takla atarak dönüyorum)

Takla atarak dönüyorum

(Dev bir kaplumbağanın gözleri)

Dev bir kaplumbağanın gözleri

(Denizanası da yüzer)

Ve denizanası da yüzer

Thom Yorke

Bloom

Open your mouth wide

A universal sigh

And while the ocean blooms

It’s what keeps me alive

So why does this still hurt?

Don’t blow your mind with why

I’m moving out of orbit

(Turning in somersaults)

Turning in somersaults

(A giant turtle’s eyes)

A giant turtle’s eyes

(And jellyfish float by)

And jellyfish float by

bi bak istersen

Lezizceset