Salon 170

dirilten lezizceset Haziran 16, 2018
Salon 170

Back to the 90’s.

Sadece bazı şarkılar, çok azı, doğrudan gerçekleri söyler. Defalarca dinlemenize yol açarlar. Öyle bir geceydi, çok sevdiğiniz birinin gülümsemesinin hayali. Bir şarkıya takılı kalmak. Bir parkı geçtim, yokuştan aşağı indim, merdivenleri geçtim, otobanın ortasında köprüye tırmandım, onun sevdiği yokuştan yukarı dolandım, kapısına benim için bıraktıklarını aldım, acele etmeden göz ucuyla içlerine baktım ve evinde bilerek bıraktığım çizgi-romanı gördüm, Freud’un meşhur bir lafını hatırladım, “eğer öpecek bir şeyiniz yoksa sigara içersiniz” kafamda evirip çevirdim bu cümleyi, şekilden şekile soktum ve anarşinin içime işlemiş olduğunu, onun da benzer bir şekilde hareket edeceğini düşündüm, belki de soğuk bir birayı yudumluyordu, başka bir sahil şehrinde, kumsala yakın, özgürlüğüne düşkün kedisi Kontes yanında, telefon ettim ve sesli bir mesaj bıraktım telefonuna, ‘merdiven yerinde duruyor, sevgilim’ ve ekledim içimden, geceye fısıldadım, kimse duymadı, karanlık -dark- kelebeklerin uçuştuğu bir yüreğimiz var bir yerlerde korkusuzca kanat çırpan, hava sıcaktı, terlemeye başlamıştım, çok canlı hissediyordum, yalnızken canlı hissetmek çok nadir olur bana, bazen hafif bir esinti geçip gidiyordu yanımdan, sanki bana dokunuyordu, o gülümsemeyi hayal ettim, o gizli gizemli ve kutsal gülüş zihnimde yanımda, mor mandalla kapanmış çanta elimde, yaşamımın anlamlı olması için o kadar çok iz bırakıyordu ki içimde, kumsala inmeden önce marketten vanilyalı soğuk bir kahve, bir paket Lucky Strike aldım, evet, sigara içmeliydim, yeninden başlamıyordum hayır, söz vermiştim, sadece Freud’un, hani şu rüyaları çözümleyen adamın lafını atamamıştım içimden, “eğer öpecek bir şeyiniz yoksa sigara içersiniz”, seninle Love B. Her karşılaşmamız farklı oluyordu, her ayrılığımız da, rutin anların bile tuhaf bir güzelliği vardı, kumların üstüne bastım, iskeleye yürüdüm, kahveyi açtım, pısss, sigarayı yaktım, cızzz, ve Semisonic’in bana defalarca tekrarladığı cümleyi duydum: “Nobody knows it but you’ve got a secret smile”. Ne kadar şanslı olduğumu düşündüm, iskelenin orada, yalnız değildim başkaları da vardı o civarda, ama yalnızdım işte, yalnız başıma ayaklarımı iskeleden aşağı uzatmıştım, kahve bitene kadar, sigara dudaklarımda, vanilyanın tadı damağımda, Arnica çanta yanımda, müziği dinledim, deniz fenerinin kırmızı ışığı denizin üzerine vuruyordu, fiziksel yalnızlığın bana hiç bir şey yapamadığını fark ettim, o an onunla orada birlikteydim, yalnız değildim, yalnızmış gibi yapıyordum, yalnızken bile güçlü olmayı öğretiyordu bana bu mistik kız… Bir insanın sadece sizin için orada yolculuk ettiğini hissetmek, yaşamayı sevdim. Onu sevdim. Bana yaptıklarını sevdim ve elimde yazmaktan başka bir güç yoktu. Kaydetmeliydim. Ya sözcüklerle, ya melodilerle, ya da görüntülerle, bir şekilde bu anın bana ait olduğunu kanıtlamalıydım yeryüzüne.

Bana dinle, senin hoşuna gider dediği müziği dinlemekten başka bir şey yapmak istemiyordum. Merdivenlere, iskeleye, sokak kedilerine, Ada’ya göz kulak olmaktan başka bir güç yoktu. I’m your superhero. Eve dönme zamanı gelmişti. Yavaşça acele etmeden ayakkabılarımın içine kumların girmesine izin vererek, iskeleyi ve kumsalı terk ettim, yokuştan yukarı, deniz fenerinin karşısındaki eve yürüdüm.
Salonun ışıklarını yaktım, balkonun kapısını araladım, yan yana oturduğumuz siyah koltuklardan birinin üzerine, onun olmadığı koltuğun üzerine, çantayı yavaşça bıraktım, içeri girdim, Music Man’in ışıklarını yaktım, şarkıyı ses sisteminde çalmaya başladım, ritüeli sürdürdüm, kendimi Lucky Strike paketinin üzerindeki kızılderili gibi hissediyordum.

Lucky Strike’ın üzerindeki Kızılderili siyah zemin üzerine mavi renkte.

Su ısıtıcısına su doldurdum, ısıt dedim, bir kaç gün önce aldığım su ısıtıcı bir anda bozuldu, gülümsedim, ‘Fuck you Murphy’ dedim, suyu çaydanlığa döktüm, ocağı yaktım, suyun ısınmasını beklerken Semisonic’in şarkısı bitti, bir daha başlattım. Daha önce de defalarca aynı şarkıyı dinlemişliğim olmuştur, neden bilmiyorum, bana gönderdiği şarkı sözlerinden beğenmeye başlamıştım şarkıyı, şarkının basitliğini abartmayı seviyordum galiba. Çok gerçekti. Fazlasıyla doğru. Ve çılgınlık üzerime yürümeye başladı.
Onu özlediğimde ve ona fiziksel olarak ulaşamadığımda çılgınlığın üzerime çullandığını fark ettim, bu kez sakinleşmeliydim  (her zaman sakin kalamıyordum ama o gece sakinleşmeliydim) balkondan mini San Francisco yokuşuna baktım, gücümü tekrar kazanmak için onun öğrettiği meditasyon yöntemini uygulamaya başladım (ara sokak davulcusunun geçmesine daha vardı -sanırım-) gözlerimi kapattım, dalgaların sesine odaklandım, Hastanenin gürültüsünü zihnimden uzaklaştırdım, dinledim, suyun yeryüzüne çarpışını dinledim, onun sırtını hissettim, uzun bir süre öyle durdum, sonra ellerimi onun olmadığı koltuğa uzattım, sanki çantayı bana uzattı, mor mandalı açtım, gözlerim kapalı elimi içine daldırdım, ah! o da ne elime bir şeyler battı, acıtmadı, sıyırdı geçti, gözlerimi açtım ve gülümsedim, sadece onun anlayabileceği gülüşü fırlattım deniz fenerine doğru, şaşırtmakta uzman bir sevgilim vardı, çok şanslı bir heriftim, sigara paketinden bir sigara çektim ama yakmadım, dudaklarımın arasına yerleştirdim, çizgiromanın kapağını açtım, kedi’den bir mesaj vardı, miyav, miyav, cat symbolism, take note of what is happening around you right now. the clues are all there. you are beeing shong what you need to see. Cat. (Daha anlamlı bir gülüseme olabilir mi Love B, birbirimize bıraktığımız.) Sadece ikimizin çözebileceği. Sigarayı yakmadım. Acele etmem. Slow but speeding. Dans eden zarfı gördüm, avuçlarımın içerisinde, onun kokusunun burnuma ulaşması, Ta Perfume! La vie est belle? Non- La vie est mystique. -maintenant- Onun yeşil sözcükleri ve yazmam için bana bıraktığı kalem. So use it and prove it, remove this whirling sadness. Yalnız başına dans ettiğin o güzel anda, ben körkütük sarhoşumdur zamanın aynı anı farklı bir yerde. Yazdığı her kelimeyi içime çektim, kokladım, anladım, yaşamı, aşkı ve sevginin gücünü. Aşk bir rüyaysa dedim sevgilim, sevgim gerçekliğin ta kendisi. Mektubu katladım, bana aldığı defterin arasına yerleştirdim, fotoğrafına baktım, onun gülümsemesini gördüm orada, dalgın, kırılgan ve vahşi, dünyayı altüst edebilecek kadının yüzü, dünyayı önünüze sürebilecek olan kızın bakışı. Fotoğrafı eski yerine koydum. Karanlık bir romantik gibi melankolik bir hareketle sigararımı yaktım, yavaşça öldürmek için kendimi ve çılgınca yaşamak için onu. I’m losing, I’m bluesing but you can’t save me from madness. Çizgiromanı açtım. Daha öne nasıl fark etmemişsem, iç kapaktaki Iris resmine kitlendim ve bir iki saatte bütün çizgiromanı okudum, Boris Vian’nın Günlerin Köpüğü, yüzyılımızın en gerçeküstü aşk hikâyesini bu kez çizgilerden takip ettim, bir çırpıda bitirdim, bir kanat çırpışı, bir paket sigarayla birlikte, küllüğü döktüm, yatak odasına geçtim, kitabı yerine bıraktım, bana aldığı defteri açtım, içinden zarfı çıkardım açtım, yüzyıllar öncesinin hareketini yaptım, yattığım yerden kalktım, o melankolik aşığın hareketini, bana hediye ettiği eskimesinden korktuğum tişörtü giydim, gözlerimi kapamadım, onun gülümsemesini sadece benim görebileceğim gülümsemesine odaklandım, göz kapaklarımı indirdim, zarf yanımda, mistik kokusunu içine çektim, uyumakta zorlanmadım. Özlemekte ve sevmekte zorlanan ben, bir kez daha mahlup olmuştum. Nobody knows it but you’ve got a secret smile and you use it only for me;

Gizli Gülümseme
Semisonic

Hiç kimse bilmiyor ama gizli bir gülümsemeye sahipsin
Ve onu sadece benim için kullanıyorsun
Hiç kimse bilmiyor ama gizli bir gülümsemeye sahipsin
Ve onu sadece benim için kullanıyorsun
Kullan ve de kanıtla onu
Bu dönüp duran üzüntüyü yok et
Kaybediyorum, hüzünleniyorum
Ama beni çılgınlıktan kurtaramayabilirsin
Hiç kimse bilmiyor ama gizli bir gülümsemeye sahipsin
Ve onu sadece benim için kullanıyorsun
Kullan ve de kanıtla onu
Böylece kurtar beni, bekliyorum
İhtiyacım var, yalvarışımı duy
Ve beni yatıştır, beni geliştir
Acı çekiyorum, şu an sadece inanıyorum ki şimdi…
Dünyanın etrafında uçuşup dururken
Ve ben yalnız uzanırken
Biliyorum ki boş (kimse tarafından alınmamış) ve kutsal olan bi şey var
Ve sadece benim tarafımdan alınacak

Secret Smile
Semisonic

Nobody knows it but you’ve got a secret smile
And you use it only for me
Nobody knows it but you’ve got a secret smile
And you use it only for me
So use it and prove it
Remove this whirling sadness
I’m losing I’m bluesing
But you can’t save me from madness
Nobody knows it but you’ve got a secret smile
And you use it only for me
Nobody knows it but you’ve got a secret smile
And you use it only for me
So save me I’m waiting
I’m needing, hear me pleading
And soothe me, improve me
I’m grieving, I’m barely believing it now, now
When you are flying around and around the world
And I’m lying a lonely
I know there’s something sacred and free reserved
And received by me only

bi bak istersen

bir iz bırak

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.