slide 23

dirilten lezizceset

Bir gece sürüşü ve bir gündüz sürüşü. Dengede durmayı zihninizden başlayarak bedeninize anlatır.

Hiç birimiz hatalarımız toplamı değiliz. Gecenin içinde ince bir çizgi gibi ilerlerken bunu hissediyorum. 

Bundan bir kaç sene sonraki halimizi kendimiz tasarlıyoruz, tam olarak şu an ne yaptığımızla nerede durduğumuzla ilgili her şey. Pişmanlıklarımız bizi boğuyorsa onlardan kurtulma yöntemlerimiz başkalarının üzerinden gerçekleşmiyor, hepimizin acıları oralarda bir yerlerde ve yaralar fazla kaşınırsa yeniden açılıyor, neye dönüşeceğimize kendimiz karar veriyoruz, durumların ve zamanın bize istediğini yapmasına izin vermemek gerekiyor, güzel ve sakince boyadığımız dünyayı istemeden batırdıysak hayallerimizi yeniden inşa etmek, hep mümkün. 

Bir duvar resmi illa duvarlarda mı olmalı diye düşünüyorum ve yağmura yakalanmadığım sürece sabah geliyorum meydana ufak bir çocuk peşimden koşturuyor, abi kaykaya binebilir miyim diyor?, düşersin diyorum, olsun diyor, deneyeceğim, cesaretli olduğu için bir şansı hak ediyor, elinden tutup dengede durmasına yardımcı oluyorum, anne babası hemen orada bize gülümsüyorlar, ufak olduğundan kaykayın üzerinde dengede duramayacağını anlıyor, ben bunun ufağından alayım abi diyor, o yüzden dengede duramıyorum, biz büyükler bu cevaba gülümsüyoruz, bir vazgeçmez ruh hali, hayal etmenin hareket etmenin güzelliği bu çocuktan geliyor, kırdıklarımızı geri döndüremeyiz, onlardan vazgeçtiğimiz anlamına gelmez bu, onların hikayesine saygı duymanın yöntemi olur bu, uzaktan izlemeyiz, vurdumduymazlık da değildir bu, yeni bir şeyleri denemeye hepimizin hakkı var, kendimizi suçlamaktan vazgeçtiğimizde gülümsememizi hatırlıyoruz.

Mevsimler geçiyor. 

Kış geldi. Chill’den çıkıp Cennet’e uğruyoruz. Cem Baba’yla laflıyoruz. Ona bir bere borcum var. Nasıl olsun abi diyorum. Che Beresi olsun diyor. Peki diyorum. Yılbaşından önce uğrayıp bırakacağım. Ateşin başındayım. Bir şarkı çalıyor, şu an hatırlamıyorum ama mırıldanıyorum. Biramdan bir yudum alıyorum, bir kaç bira bitiyor, canımız sıkılıyor meydanın kenarına park ettiğimiz arabaya atlıyorum, eve giriyorum. Kaykay duvara dayalı duruyor. Kapıp dışarı çıkıyorum. Beni zorlayan yokuşun başına geliyorum, saat bir hayli geç, trafik neredeyse ölü, çakır keyifim, elimde bana bıraktığı büyülü bir şey var, neden kayıyorum diyorum kendime, kendim için diyorum, kendim için olan bir şeyi onu severken yeniden keşfettim, birbirimize  verdiğimiz zarardan sonra iki seçeceğim vardı, ya her gece barlardan toplanan herif olacaktım acınacak bir herif, ya da onun beni sevebileceği bir herife dönüşecektim, bir belki olmaktan uzağa atlamam gerekiyordu, ayrılmış olmak onu düşünmeyeceğim anlamına gelmiyordu, onu düşünüyor olmak ona zarar vermek olamazdı, onun için bir tehlike değildim artık, onu sadece sevmek istedim, bütün anları teker ve teker yaşıyordum, yürüdüğümüz yokuşta tek başımayım, sahip çıkmam gereken şeyler var, kaykayı yola bırakıyorum ve aşağılara doğru kayıyorum, deniz fenerine bakmıyorum bu kez, sadece dengeye odaklanıyorum, iskele biz ayrıldıktan sonra başka bir şeye dönüştü, yokuş aşağı bu kez düşmüyorum, sahip oluyorum yokuşa bunun zaferiyle marinanın oraya geçiyorum, güvenlikteki arkadaşlar camlara dikkat et diyor, peki diyorum, bu gece seviyorum sizi de, hava soğuk saat geceyarısından sonra dört buçuk civarları, günlüğe yazacak bir şeyler buluyorum diyorum, el heykelinin oraya gidiyorum beyler diyorum, tamam abi diyorlar saol, eyvalla çakıp heykelden meydana sürüyorum. Kimseler yok. Kasaba benim. Ada benim ayaklarımın tahtanın ve tekerlerimin altında… Yalnızım. Yapayalnız değil ama. Sokak köpekleriyle dans ediyoruz. Hareketin bu kadar güzel olabileceği aklıma gelmemişti diyorum. Beni dinliyorlar, bu kez ısırılma tehlikesi yok, bana alıştılar, takılıyoruz. Kelimelere sözcüklere gerek yok. Eğleniyoruz. İnsanlar yok. Ay düşüyor. Meydanın ışıkları açık. Dönüp duruyorum. Atlıyorum. Takılıyorum. Düşüyorum. Yerde uzanıp gökyüzüne bakıyorum. Ayılıyorum soğukla ve kaykayla… Sokaklar benim. Dünyanın üzerindeki aydaki adamım. Hayal dünyamın kanatlarından faydalanıyorum. Devam ediyorum. Eve giriyorum. Kaykayı duvardaki yerine yaslıyorum. Onun fotoğraflarına bakıyorum, beni dönüştürdüğü insana bakıyorum, teşekkür ediyorum ona, beni duymaması beni okumaması daha iyi sadece bilsin istiyorum dünya beni ne kadar güçlü bir kadının dokunuşuyla kutsadı bilsin istiyorum, onun buna ihtiyacı yok, bu dokunuşun beni beş yıl sonra neye dönüştüreceğini merak ediyorum, ufacık bir bağla beni sevmesinin beni nasıl düzelttiğini, budalalığımın üzerimden nasıl kalktığını hissediyorum. Rüyalarda bir kaç defa daha karşılaşacağız. Bazı acıları düzeltmek elimde olsa kendimden vazgeçerdim. Ama tüm olanlar istemeden olsa da bir şeyi biliyorum. Şu anki ben dokuz on yaşlarımdaki çocuk halime sarılıyor. Bir beşlik çakıyorlar ve yollarına devam ediyorlar. Sabah meydanda yardım ettiğim çocuğun gülümsemesini hatırlıyorum. Yalnız değilim diyorum. Gülümsüyorum. Köpekleri seviyorum, vedalaşıyoruz. Son kez değil, sadece bu gece için.

Benim hac yolculuğum, Ada’ya ruh vermek üzerine kurulu olacak, bir yaşam manifestosu olarak kalacak ve aslında içimizde ne kadar anarşi olsa da sevgi her şeyin cevabı olacak. Burada öldüm ve yeniden dirildim, yeniden dirileceğiz. Başka adalar, başka deniz fenerleri keşfedeceğiz ama şunu da hep bileceğiz önümüzü aynı güneş ve ay aydınlatır, bize de parıldamaktan başka bir şey kalmaz.

Kaykaya devam.. 

Yolu seven iki insan şunun farkındadır. Ayrılacaklardır. 

Her ikisi de farklı yollardan aynı yola ulaşmak için.. EG.

atla!!
deniz feneri yokuşu
kavga etmeyin
küstük mü?
meydan
kuşlar nerede?

bi bak istersen

Lezizceset