slide 24

dirilten lezizceset

Sana yapamayacağını söyledikleri şeyi yap.

Casey Neistat
Stefan Janoski – herkes şiirden nefret eder.

Ufak bir otobüs yolculuğundan sonra İzmir’deyim. Bizimkileri görmek bana hep iyi geliyor. Bir şeyler atıştırıp okuduktan sonra uyuyorum. Sabah bostanlı park’ı keşfetmeye çıkacağım.

Havanın soğuk olmasına aldırmadan kendimi dışarı atıyorum. Güneş parıldıyor. Hava buz ama güneş sevimli. Sokakların ve zeminin bu kadar değişmiş olduğunu görmek bir sürpriz değil. Her şey değişiyor, kabul ediyorum, bazı dalgalar yumuşak bazıları sert, görüyorum. Kaykayı yere bırakıyorum ve kalabalık olmayan kaldırımları arşınlıyorum. Heykelin oradayım. Yerde başka kaykaycıların ve patencilerin izleri var. Yerdeki bir dala takılıp düşüyorum. Bir süre kıçım soğuk zeminde takılıyorum. Güneşe ve denize bakıyorum. Özgürlüğü daha iyi anlıyorum. Yaşam beni eskisi kadar korkutmuyor. Bir şeyleri aştığımı düştüğümde fark ediyorum. Ayağa kalkıyor, takıldığım dalı eski yerine koyuyor ve bu sefer üzerinden atlayıp geçiyorum. Bir kaldırım köşesinde kaykayı köşelere kıstırıp kaydırmayı deniyorum. Başaramıyorum ama defalarca denemekten zevk alıyorum. Bir iki kez hızımı ayarlayamayıp düşüyorum. Sol tarafımda kızının paten kaymasını izleyen bir anne var. Soğuğa aldırmadan dışarı çıkanın bir tek ben olmadığını görmek güzel bir duygu. Ollie’lerimi havalandırmaya kasıyorum. Diğer hareketler için daha fazla yükselmem ve doğru inişler yapmam gerekli. Meydanın ortasındaki kanalizasyon kapağının üstünden atlıyor, merdivenlerden inmeyi başarıyorum, ufak yokuşların hızlanmalarına kaptırıyorum kendimi, dönüyorum, dönüyorum ve dönüyorum, bir kurbağa olmaktan gocunmuyorum, seviyorum, seni seviyorum, dünyanın iyiye gideceğini umuyorum, umutluyum, soğuk sokaklar, yanımdan geçip giden belediye otobüsleri, tramvay, içine doldurulmuş tıka basa insanlar, dışarıdayım, büyüdüğüm şehirde tıpkı eskisi gibi özgürüm, yaşamla doluyum, yalnız değilim aklımda hep onun güzeliği, vahşiliği, güçlülüğü ve kırılganlığı var, bırakıp gitmeyi seçmiş olmasına kızmıyorum, her şey oldukça adil, onun güzel hikayesindeki berbat tip miyim, bilmiyorum, bilmemek beni yormuyorum, ama bildiğim tek şey var, şu an, denizin serinliğini içime çekerek sahilin kıyısında bir tahtanın üzerinde ilerleyen adamım, bir hikayenin tuhaf karakteriyim, kendimim çünkü eski sözleri bilirim ve anlatılara yaşamıma katmak için uğraşırım, 

‘Kendin ol, diğer herkes çoktan alındı.” Oscar Wilde.

Ölü heriflerin, ölü kadınların yaşam dolu laflarının kafamı karıştırmasını değil, zihnimi açmasını diliyorum. Beton bankların yanından geçtikten sonra dönerken düşüyorum. Kalkıyorum. İnsanlar yanımdan koşup gidiyorlar. Basketbol oynayan bir iki çocuk var. Koşanlar, zıplayanlar, yürüyenler, soğuğa aldırmadan yaşamı içlerine çeken insanlar var. Onun gibi. O kaybettiğim harika kız gibi. Hâlâ onun yanında olduğumu dünyaya anlatmaya çalışıyorum. Bir gün fark edip kendine mutlulukla gülümsemesini hayal ediyorum. Onu hayal ediyorum, onu gerçeğine yeğlemek değil bu. Seni hayal etmek. Seni dinlemek. Seni izlemek. Seni sevmek. O beni anlardı. Bu kadar karışıklığa lüzum yoktu. Pişmanlık mı? Biz yaşadık. Yaşamaya devam ediyoruz. Kendimize has yöntemlerle dünyayı ele geçiriyoruz. Başarıyoruz. Kimsenin denemeye cesaret edemediği hareketlerle iz bırakıyoruz dünyaya. Bizim cennetimiz burası. Cehennemin kazanmasına izin vermeceğiz ve sevgi yeninden kazanacak. Buna inanıyoruz. Ne olursa olsun. Buna inanıyoruz.

Kaykayı yerden poplayıp koşu yolunun sonundaki belediye kahvecisinden bir ikisi bir arada alıyorum. Ellerimi ısıtıyorum, beton zemine oturuyorum. Koca başlı koca kanatlı martılara bakıyorum. Gülümsüyorum. Güneş denizin üzerinde parıldıyor. Yaşamla dolu olmanın yöntemlerinin bu kadar fazla oluşu. Geçmişi ve geleceği yaşamımı engelliyor, ne güzel, sadece o anın içinde var oluyorum, orada kalıyorum, bir heykelin yanında duruyorum. Ağaçtan koparılmış bir tahtaya güvenmek, içimi ısıtıyor. Ne kadar soğuk olursa olsun, siktir et. Umursamazlığım insanlara karşı. Sevdiklerime karşı değil. Karşı durduğum şey anlamsızlık. Dünyayı onlardan çok daha fazla umursuyorum. Kaykayın üzerinde parka ulaşıyorum. Akşam yeniden bu beton çöle geleceğim ve dengede durmasını öğrenmeye çalışacağım, kimseyi kırmamam gerektiğini kendime öğreteceğim, özür dilerim gerçekten özür dilerim, o anın gülüp geçmemiz gereken eğlenmemiz gereken bir an olduğunu düşünmüştüm, ne gerizekalıyım ben, ne aptalım, bensiz başaracaksın, sana inanıyorum, hayal ettiğin dünyayı yaratacaksın, o dünya senin içinde seninle birlikte yol alacak ve dünya senin varlığınla tanıştığı için çok şanslı olacak, ben de hatalarımdan ders alacağım, bilmesini isterdim.

İlk kez bir insan benim için hata değildi ama ben… ahh bu ben 🙂 Gülümseyip betona kaldırımlara sokağa geri dönüyorum. Soğuğu renklendirmenin bir yolunu bulmalıyım. Müzikle anarşiyle yokuştan aşağısı asfalt… Stereo’nun üzerinde kendimi tanıtıyorum, ben müzikadam… kimse tanımıyor, ben kendimi tanıyorum. Eve geri dönüyorum. Adanın meydanına kocaman bir kar küresi ve buz pateni pisti kondurmuşlar. Gülümsüyorum. Soğuktan gözlerim yaşarıyor. Ağlamıyorum. Gülümsüyorum.

-kaykaya çıkmadan önce okuduklarım- bu paragraftaki gibi hissetmeyeceğime söz veriyorum.
hava soğuk. 11 derece.
biraz dinlenelim. sadece biraz.
çocukluğumu hatırlatan işaretler.
yalnız başına çıkılması gereken bir yolculuk. biraz müzik.
ikisi bir arada ve rahat bir beton – ahşap ikilisi.
güneş solumda.
göz göze geldiğimiz koca martı.
biraz karanlık ve biraz ışık.
nerede kalmıştık – enjoy.
adaya – eve dönüş

bi bak istersen

Lezizceset