slide 25

dirilten lezizceset

dünyada güzel dalgalardan daha çok beton var.

Lords of Dogtown

kendine bir rutin belirlersin. kusursuz  döngü. bir şeyleri mükemmelleştirmeyi amaçladığın için gerçekleşmez bu. sadece canının istediği gibi davranırsın sokakların arasında. her şey değişmiştir, büyüdüğün oyun oynadığın sokağın apartmaları, kullandığın otobüs durakları, önünü kesen tramvay rayları, ineceğin durağı karıştırdığın metro, bir şehrin büyümesini yakından anlayamazsın, ondan uzaklaştıkça, o sokakları özledikçe fark edersin. insanlar kendi rutinlerini devam ettirir, sakalların uzamış, beren kafanda onlara katılmak istemediğini bir kez daha hissetmek. senin eğlence anlayışın onlarınkine ayak uyduramaz. onların masalarına oturduğunda sıkılırsın, “ne zaman susacak şu kız” dersin içinden, daha derin bağlar kurmak istersin insanlarla ve bunun çok nadir anların içinde gerçekleştiğini bilirsin, meydana dönersin, kocaman heykelin önünde durup durursun, senden genç bir çocuk koşturur yanına şöyle der, “abi çok azimlisin. seni görünce bir selam vermek istedim.” kaykay elinde gülümsersin sözcüklerin anlamsız gözüktüğü anlardandır yine de konuşursun “evet yaşıtlarımının çoğu evlendi” bu cevabın çocukken oynanan evcilik oyunuyla bir ilişkisi var mıdır acaba? Büyüdük de ne oldu. Herkes aynı oyunu oynuyor. Boş vermişlik. Ağaçların üzerine tırmanmayı hatırlarsın. İsmini sormadığın çocuk kaykaya ne zaman başladığını sorar, “yeni” dersin, adam akıllı bir yıl oldu aslında, neden yaptığını sormaz çünkü bir şeyleri bir zamanlar onun da denemiş olduğunu bilirsin. Kaykayı uzatırsın. Aslında bu ölümcük bir hatadır. Yine de çocuğa güvenirsin, “Kaymak ister misin?” diye sorarsın. “Olur” der, kaykayı alır ve pipe’a ilerler  “abi bu senin için” der “uzun mu olsun kısa mı?”, “uzun olsun” dersin, kaykayla pipe’ın üzerinden kayıp geçer, evde olmamış olmak kendini sokaklara kapatmış olmak sana iyi hissettirir. Bir günlük tuşlarsın çoğu zaman onun sana verdiği defteri karalamaya devam edersin, ondan uzaklaştığını gördükçe onun bütün değerini hissedersin, bu his hiç kaybolmadı ki, ondan uzakta kalmak ondan hiçbir şeyi saklamamış olmak, onun canını yakmış olmak, kendini affetmenin olanaklarını gördükçe çimenlerin üzerine uzanırsın, gökyüzüne bakarsın, bir süre sonra betona geri dönersin, parkta kendini geliştirmeye, zihnini ve bedenini açmaya odaklanırsın, “abi” derler “ollie’in nasıl?” “Arka ayağımı yeterince yukarı çekemiyorum”, merdivenlerin üzerinde sekersin, onun gözünde yarıştaki bir başka kurbağa olmak bir kitap ismi olmak seni yaralamaz, sevginin yerini değiştirmez, yaşamın ayrıntılarında hep ondan parçalar bulursun, onu kaybetmiş olmak buna yol açar, kutsal bir şeyi bozup kaybettiğiniz zaman, daha güçlüsünü inşa etmeniz mümkün mü?, parktaki çocuklar yeni seni kabullenir, sana dokunmazlar, sana fazla soru sormazlar, sana alaycı bir şekilde gülümsemezler, seni olduğun gibi kabul ederler, kendini boş havuzun üzerine bırakırsın ilk drop in lerinde düşersin ama artık dengeyi kavramış olmak, sadece sert dönüşlerle daha fazla hızlanabileceğini sana hatırlatır, almanyayı hatırlarsın, bir sürü düşünce döner push’lar devam ettikçe, o yüksekliğin üzerine defalarca atlamaya çalışırsın olmaz, ayak bileğin ve başparmağın eve her geri dönüşünde ağrır, bazen fazla zıplamaktan diz kapakların, zararı yok dersin, -hissetmek-nefes nefese kalmak- bir iki gün dinlenir, yine salarım kendimi sokaklara, soğuğu umursamazsın, bardaki kızların yapay konuşmaları seni heyecanlandırmaz, boktan bir iki espri yapmak bile gelmez içinden, biranın parasını verir, uzarsın, meydana ve parka bir iki yokuş bulursun, kimseye zarar vermeden kayarsın, işin aslı bu: izinli günlerinde dişlerini yaptırmak için geldiğini bilirsin İzmir’e. iki diş kırığı, sana pahalıya patlamıştır, kemik erimesine yol açmaması için implant yaptırman gereklidir, titanyumdan çivileri damağına çivilemeleri için eski toprakları sık sık ziyaret etmeni söylerler, evet sen aynadaki yüzüne bakarsın, eskisini çoktan unutmuş, çoktan kurtulmuş ve deri değiştirmişsindir, sokakların anlamını, güneşin sıcaklığını tepende hissedersin, sabah dokuzda uyanır, kahvaltıdan sonra meydana sonra da boş havuza gidersin, bmxçi çocuklar, scouterla harikalar yaratan ufaklık, yere yuvarlandığın “iyisin abi bir şey yok” diyen, henüz isimlerini öğrenmediğim özgür ruhlu çocuklar, abi sponsorlarım var diyen kaykayda harika hareketler yapan uzun saçlı velet ve kankası, kendini ait hissedersin, kaybettiklerin düşünüldüğünde evet dersin kazanabildiklerim paha biçilemez bu asla bir değiş tokuş değil, dirilmek, bileklerindeki, dirseklerindeki ve dizlerindeki acıya aldırmamayı, düşmenin türlerini öğrenirsin, yakındaki büfeden bir kahve kapıp geri dönersin, bir slide denersin, kaykayı daha çok havalandırmaya çalışırsın, hızlandığında yüzünü sıyırıp geçen rüzgar, onu arkana almanı öğreten, vazgeçmiş olduğumu düşünebilir, ben bile böyle sanmış olabilirim, ama bazen çok kısa bir an hiç bir şeyin değişmemiş olduğunu görürsün, gökyüzü ve bulutlar, dağın tepesinde de aynı, yere düşüp gökyüzüne baktığında da güzel şeylerin anlık varoluşların içinde gizli, bir hırsız gibi yaşamı ölümden çalarsın, gocunmazsın, küsmezsin, umut edersin. Bunu başarmanı sağlayan kendinsin. İşte güneş bu yüzden sakince doğar ve sen her sabah olmak istediğin insana biraz daha yaklaşırsın, macerandan keyif al, artık duvarların arasında yaşlanan bir beden değilsin, kendini çoktan aştın. Hava güneşli yağmurun sakinliği cama vurana kadar sokakta kal. Çocukken yaptığımız gibi asla yaşlanma. Bu savaşta yaralansak da hayaller orada kanatlarınla yakala onları… Hava kararsa bile parkın ışıkları açık ve duvarlar… duvarları boyamaya devam ediyor çocuklar. Onları dinle, izle, asla ama asla büyüme.

parktan önce

ahşap yokuş
kay!
köprüaltı çimenlik
bu şehri benim için yeniden inşa etmişler
biraz soluklanalım
güzel ısındık
çocuklar nerede?
karton bardakta kahve az ileride solda.
kuşlar mı?
onlar uçmanın bir yolunu hep bulur.
bu ağacın altı şu saatlerde benim.
dinleniyoruz be tatlım.
gülümseyin çekiyorum.
zamanı çok ciddiye almayın.

bi bak istersen

Lezizceset