slide 4

dirilten lezizceset
Her şey hep kendine inanmakla ilgiliydi. Önünde açılan koridora baktı. Tek başınaydı. Elinde parçalarını birleştirdiği kaykayı vardı. Bir kahraman olmaktan vazgeçti. Herhangi biri olmaktan vazgeçti. Bazı vazgeçişlerin ona mucizeler sunduğu dünyaya baktı, bağcıklarını bağladı, tahtayı eline aldı ve koridorun onu ulaştıracağı sokağa gülümsedi.
Artık düşüp kalkma zamanı.

En en acemiyi izlediniz :)) Kendi halinde bir goofy olmaya çalışıyor. 

Doğduğu şehir ona tam da beklediği yeri sundu. Bundan sonra tek yapması gereken, yağmurun ıslattığı parkın kurumasını beklemekti. Ve gecenin karanlığına sokularak ışıkların altında her şeyi unutmadan önce hep sevdiği hatırlayışa yol almaktı. 

Bunlar hareketin içinde bulduğu durağanlık anlarıydı. Odaklanmanın başka bir yöntemiydi. Kapıyı açtığında bu koridoru takip ediyordu, deniz feneri gözlerinin önünde sırıtıyordu, ona ulaşamayacağını bilerek ona doğru kaymak, kendine inanarak kendisini motive ediyordu, tahtayı severek üstüne çıkıyordu. Şehrin ortasında parkta tekerleklerin çıkardığı sesle düşmeyi öğrenerek sırıtıyordu. Düşmeyi öğrenerek daha da çok seviyordu. Ruhundaki anarşiyi dışa vurmanın zamanıydı. Kay ya da öl. 

Ayrıntıların içindeki önemi fark etti. Hep onun gözlerini hatırladı, hiç bir zaman karşılaşamayacağı gözlerini… 

Soğuk havayı değerlendirmenin de yolunu bulmuştu. Şans hep onu bulurdu. Şans hep en güzel kazığı atardı ona. Ne de olsa leziz bir ceset olarak yaşadım diyerek ölmekti niyeti… her zaman böyleydi.

Çocukken tırmandığı erik ağaçlarını kesmişlerdi ve şimdi sıra ağaçların kesilmediği bir kasabayı ziyaret etmekti. Ruhunu yaşlandırmayı beceremeyeceklerdi. Ne yaparlarsa yapsınlar, çılgınlıkla hatırlanacaktı.

bi bak istersen

Lezizceset