slide 3

dirilten lezizceset

Kaykay günlüklerinde dünyanın gelmiş geçmiş en iyi kaykaycılarından Rodney Mullen’ı izlediniz. Neden mi? Ertelememeniz için. Sonuçta da bu yazıyı Freud’a bağlayacağım. 

Yaşarken yapmak istediklerinizi ertelettiğinde yenilirsiniz. Yapamadıklarınızı insanları suçlayarak temize çıkarabilirsiniz. Pek inandırıcı olmaz ama. Savaşınız insanlarla olmamalı, savaşınız yaşamla olmalı. Hep birileri çıkacaktır, bunu yapamazsın, yapmamalısınız, yapamayacaksın diyeceklerdir. Mükemmel olmaya ihtiyacımız yok kendimiz olduğu sürece her şey yolunda gidecektir. O kadar şey yapmak varken neden otuzbeş yaşında bir kaykay mı edindim. Kaykay Günlükleri başlıyor dostlar…

Kaykay yapmayı hatırlamak, bana hayatımın çok önemli bir anında geldi, mutsuzluğun dibindeydim, ama kaynağının insanlar ya da sevdiklerim olmadığını fark ettim, sorun kendimdeydi. Kendimi suçlamaktan suçlu hissetmekten vazgeçmeliydim. O an inanın hiç kaybetmek istemediğim bir insanı kaybetmiş olmanın ezikliği vardı üzerimde. Bir çok insanı unuttum evet. Ama onu asla unutamam. Öyle bir niyetim de yok. Başaramamıştık. Onu suçlayamam. Durumu kabullenmemek için elimden geleni yaptım. Ona zarar verdiğimi düşündüğümde de irademin yettiği kadar uzak tuttum kendimi ondan. Bazı günler başaramadım, evet. O da benden gittikçe uzaklaştı. Çılgınca özledim, özlüyorum çünkü… Nesi yanlış ki bunun. Yanlış olanı anlatayım: Eğer hayatınızın bir anında onunla karşılaşırsanız inanın onu tanımış olmak size olağanüstü hissettirecek. Sakın ama sakın düşünmeden konuşmayın onunla. 

Onun değerini her an bildiğimi düşündüm ama ben çok fazla rahat bir adamım, düşünerek konuşmayı unutuyordum onun yanında.  Çünkü her hareketiyle büyülüyordu beni. Ve böyle oldu evet. 

Sadece çok vurdumduymaz ve gerzek bir herifim. Geçmişe dönemiyorum. Onun hikayesinde sonsuza kadar kalmayı hayal ediyorum her gece.  Ama ötekiler gibi olmayı aşamadım. Onun beni terk edişinden sonra kendime gelmeli başka bir tarzda kendimi ifade etmeliydim. Onun hayatına hayallerini gerçekleştirmesi için burnumu sokmamalıydım artık.  Yavaş yavaş parçaları birleştirdim.

Aralıkta board’u edindim, Ocak geldiğinde truckları, tekerleri ve rulmanları sipariş verdim. Yağmurlu bir günde eve geldim. Tamir ettiğim eski pikaba Arizona Dream’i koydum ve kaykayı aşama aşama kurdum. İşte o an sevdiğim bir insanı mutlu etmeyi başarmış gibi gülümsedim. Bütün hatalarımı kabullendim. Bütün körlüğümü ve verilmiş bütün şansları nasıl harcadığımı gördüm. Onunla arkadaş kalamazdım. Ve bu yazıyı yazmadan önce Freud hakkında bir şeyler karıştırmıştım ve onun analizlerinin bazen ürkütücü olduğunu görüyordum.

Yaşamdan hiçbir zaman nefret etmedim. Karanlığı sevdiğim kadar aydınlığı da sevdim, onları bir şeyler yaratmak için kullandım. Bu kadar şeyin kaykay’la ne alakası var diyeceksiniz. Çok fazla önemi var benim için. Bir arınma bu benim için. Psiko-analiz. Skate-drama. Aydınlık tarafımı görmek. Bir oyundan daha fazlası. Sevginin biçim değiştirmiş hali. Yeniden hareket halinde olmanın ritmi. Kimseyi umursamamanın en çok önem verilenin hatırlandığı an. Zihni boşluğun içine bırakmak ve bütün o kontrol halinde olma deliliğinden kurtulmak. Bir kaykayı kendi ellerimle monte etmeyeli en azından yirmi sene geçmişti ve bunu gerçekleştirip tahtanın üzerine çıktığımda yenilenmiştim, hastalığımdan kurtulmuştum, kendim olmuştum yeniden.

Anlam verdiğim şeylerin ne kadar önemli olduğunu görüyordum.

Yaşam yapmak istediklerinizi ertelemenizi söyler. Her an her nokta da dikte eder bunu. Orada oturmuş beklemeyin, ne hissediyorsanız, haykırın dünyaya. Özlediniz mi, belli edin. Özür mü dilemek istediniz, dileyin. Aramak mı istediniz, arayın. Hissettiğiniz gibi yaşayın, birinci ders arınmak istiyorsanız, düşünmeyin.

Yağmurun ıslatmadığı bir koridorda ilk pushing’leri yapmaya başladım. İyi hissettim. Onun bana öğrettiği gibi onun bana hissettirdiği gibi.

Ve sakın kalbinizle olan bağlantıyı kesmeyin, amatör olarak yapılan her eylem içinizdeki anarşinin canlanmasına yeter. Çılgınlıkla…

bi bak istersen

Lezizceset